|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Başkanlık sistemi" tartışması bir kez daha gündeme oturdu. Merhum Özal, bu konuyu devamlı gündemde tutmuş, tartışılmasını sağlamış ama bir sonuca ulaşılamamıştı. Ardından S. Demirel de "başkanlık sistemi"nin tartışılmasına gayret göstermişti. Demirel'in merhum Özal'ın başkanlık sistemi önerilerine şiddetle karşı çıkması ve ardından kendisinin de konuyu gündeme taşıması Türk siyasetinin anlaşılması zor paradokslarından biri olarak geride kalmıştır. Şimde de Başbakan Erdoğan konuyu bir kez daha gündeme taşıdı. Kendisinin tercihinin "başkanlık sistemi" olduğunu, başkanlık sistemi ile Türkiye'nin ileriye sıçratılacağını, konunun bütün kesimler arasında tartışılması ve bir konsensüsün oluşması gerektiğini söylemektedir. Meclis'te üçte ikilik bir temsil çoğunluğunu elinde tutan ve tek başına Anayasa'yı bile değiştirebilecek bir güce ulaşmış olan bir partinin bu gücü ile yetinmeyerek başkanlık sistemini istemesi ve konuyu gündeme getirmesi ister istemez bazı soruları peşinden getiriyor. İstediğin yasayı çıkarıyorsun, karşında güçlü bir muhalefet yok, iki partili bir parlamento oluşmuş, koalisyon sıkıntısı gündemde değil ama yine de bununla yetinmeyip başkanlık sistemi istiyorsun! Krallıklardan parlamenter sisteme... Hükümet rejimlerinin toplumların tarihsel ve toplumsal gerçekleriyle uyumlu olması gerektiğine inananlardanım. Hani pekçok uygulamayı meşrulaştırmak, en azından mazereti anlamlı kılmak için "bizim durumumuz farklı!" diyoruz ya işte dikkat çekilmek istenen farklılık toplumumuzun tarihsel ve toplumsal gerçekliğinden başkası değil. Türkiye ta Osmanlı Devleti'nden bu yana parlamenter sistemi benimsemiş bulunuyor. Bunu kendi gerçeklerimize daha iyi uyduğu için değil sistemimizi yenilerken önümüzde duran alternatif bu olduğu için benimsemişiz. Klasik/geleneksel siyasal sistemimiz sorun çözemez hale düşünce sistemi sorunu çözer hale getirmek için Türkiye'nin önünde Batı Avrupa örneği vardı. İngiltere'de, Fransa'da ve diğer Batı ülkelerinde hanedanların tekelindeki iktidar yetkisi zamanla halkın temsilcilerinden oluşan parlamentolara ve parlamentoların çıkan hükümetlere geçmiştir. Kıta Avrupası'ndaki siyasal gelişme monarşilerden anayasal monarşilere, krallıklardan cumhuriyetlere şeklinde olmuştur. 19. yüzyılda girilen modernleşme sürecinde hanedanın ve padişahın tekelindeki iktidar yetkisinin halkın seçtiği temsilcilerden oluşan 'Meclis'lere geçmesiyle sorunların üstesinden gelineceğine inanılıyordu. Birinci Meşrutiyet'te Türkiye ilk defa halkın temsilcilerinden oluşan bir Meclis'le (Meclis-i Mebusan) tanışırken aynı zamanda padişahın yetkilerinin bir kısmı bu temsilcilerin elinde geçmişti. Ardından İkinci Meşrutiyet döneminde Kanun-i Esasi'de gerçekleştirilen bir dizi değişiklikle padişah sistem içerisinde sembolik hale getirldi ve siyasal iktidar tamamen Meclis'e ve hükümete geçmiş oldu. Böylece İkinci Meşrutiyet döneminde parlamenter sistemin kurulması gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet dönemi, Osmanlı dönemindeki bu yapılanmayı sürdürdü. 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları parlamenter sistem üzerinde ısrarlı oldular. Parlamenter sistem sorun çözemiyor... Parlamenter sistem, aslında tüm dünyada tartışılmaktadır. 19. yüzyılda iktidarların hanedanların elinden alınarak halka intikal ettirilmesinde bu sistem önemli rol oynamış olmakla beraber yapısal sorunlar nedeniyle haklı eleştirilere muhatap olmaktadır. İktidarların sınırlandırılmasında en önemli işlev gören kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanabilmesini zorlaştırması, parlamentonun kendi içerisinden çıkan hükümeti yeteri kadar denetleyememesi, hükümetlerin parlamentolar üzerinde kontrolü ele geçirmeleri siyasal istikrarı olumsuz etkilemekte ve yer yer ciddi rejim krizlerine yol açmaktadır. Bu tartışmalarda bir husus gözden ırak tutuluyor; Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal tecrübesi başkanlık sisteminin tercihini teşvik etmektedir. Sultanlık sisteminden gelen bir toplumun yetki ve sorumlulukları iyice belirlenmiş bir başkanlık sistemiyle yönetilmesi daha rasyonel gözükmektedir. Ayrıca bu tarihsel ve toplumsal gerçeklik parlamenter sisteme rağmen varlığını sürdürmüştür. Atatürk, İnönü, Bayar, Gürsel, Evren, Özal parlamenter sistemin sembolik cumhurbaşkanları mı yoksa parlamentere sisteme rağmen birer başkan mı idiler sorusuna sağlıklı cevap verirsek ne demek istediğimizi daha kolay anlaşılır. Türkiye anayasal olarak parlamenter sisteme sahip olmakla birlikte fiili durum bir tür başkanlık sisteminin uygulamada olduğu bir ülkedir. Özellikle 1982 Anayasası ile zaten parlamenter sistem terkedilmiş ve yarıbaşkanlık sistemine geçilmiştir. Türkiye'de tıkamışlığın aşılabilmesi, sistemin problem çözer hale gelebilmesi için başkanlık sistemi bir çıkış yolu olabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |