AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Geri adım: Hadi uzlaşma diyelim. Ya sonrası?

Devletin zirvesinde yine kriz çıkmış... Cumhurbaşkanımız, muhalefet partimiz ve ülkemizi idare eden yüksek bürokratlar AKP hükümetinin kadrolaşmasından, YÖK'e karşı tutumundan, yurt dışındaki örgütlere ilişkin yayınladığı genelgeden ve en önemlisi de AKP'li hükümet başkanı ve üyelerinin eşlerinin turbanlarından fena halde rahatsız...

Ortalık kaynamaya başladı, laik cumhuriyet yoksa yine elden mi gidiyor?

Sorulan sorular yine bunlar.

Meclis Başkanı Arınç'ın eşinin türbanı yine bütün diğer önemli meselelerin önüne geçti...

Ne Kuzey Irak konusunda Türkiye'nin şimdiye kadar uyguladığı politikasızlığın duvara toslaması, ne Kıbrıs meselesinde ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde giderek vahim hale gelen sorunlar bizi ilgilendirmiyor.

23 Nisan resepsiyonunu boykot ederek ya da AKP üzerinde baskı kurarak onu yola getirmeye çalışmak neye yarar?

Bu sorunlar ortadan kalkar ya da çözüm yoluna girer mi?

Kimseye rahat huzur yok. Sürekli aynı oyun oynanıyor. Devamlı kriz içinde ve diken üzerinde bir toplum olur mu?

Böyle bir ülke hangi sorununu çözebilir?

Nitekim çözemiyor. Sorunlar sürüklenip gidiyor.

Cumhuriyetin koruyucusu ve hatta kollayıcısı olduklarını ileri süren uyanık güçler, "Bu ülke bizim istediğimiz gibi idare edilmeli" diyorlar.

Halkın oyunu ve yetkisi alıp, halkın beklediği çözümleri gerçekleştirmek durumunda olan hükümet ise, hep söylediğimiz gibi, 'Bir adım ileri iki adım geri' taktiği uyguluyor.

Hem devletten yana hem de halktan yana imiş gibi yapıyor.

İçlerinde hakikaten kendisini devletin en sadık bekçisi gibi görenler de var. Buna rağmen uyanık güçlere yaranamıyorlar...

Meclis Başkanı Bülent Arınç'ı alın mesela...

Muhalefetteyken rejime ciddi itirazları vardı. Özgürlükleri savunur, yasaklara karşı çıkardı. Mazlumların yanında tavır alırdı.

İktidar olunca, başka bir deyişle 'Masanın öteki tarafına geçince' tamamen değişti.

Kıbrıs'la işe başladı.. Önce Kıbrıs'ta çözüm yanlılarını destekledi ve bu amaçla Denktaş'a karşı bir mücadele bayrağı açan halktan yana tavır sergiledi...

Sonra tam yol geri çarketti. Denktaş'ın ne kadar haklı, ona karşı çıkanların ne kadar haksız, hatta hain olduklarını söylemeye başladı.

Başbakan ve Dışişleri bakanı da öyle... Önce Kıbrıs'ta artık çözüm zamanı geldiğinden söz ettiler. Sonra onlar da ağız değiştirdiler. Denktaş'ı destekklemeye başladılar.

Kıbrısta ve kuşkusuz Türkiye'de de çözüm için umutlarını onlara bağlamış insanları hayal kırıklığına uğrattılar.

Denktaş'ın son manevrasına bakıp sorunun çözüm yoluna girdiği sanılmasın. O hala anlaşmadan yana değil.

Aynı ekip, Kuzey Irak meselesinde de devletin belli kademelerinde belirlenmiş politikaları savundular. Bu politikalar iflas ettiği halde hala da savunuyorlar...

Mesele sadece bu sorunlarla ilgili önceden yapılmış bir hazırlıklarının olmaması değil. Devleti yöneten odaklarla ters düşmek, sorun ve kriz çıkartmak istemiyorlar.

Abdullah Gül'ün daha önceki dışişleri bakanlarından ne farkı var?

Ama yine de sorun çıkıyor işte...

İstedikleri kadar devlet politikalarını savunsunlar, uyumlu davranmak uğruna istedikleri kadar daha önce savundukları çizgilerin gerisine düşmekte bir sakınca görmesinler, durum değişmiyor. Çünkü asla değiştiremeyecekleri şeyler var:

İnançları, aileleri ve yaşam biçimleri...

Oysa görünen o ki, onların zayıf tarafı da bu. Maalesef bu hanımefendiler Türkiye'deki 'uyanık' güçlerin hedefi durumunda.

Rejim, onlara inançlarını, yaşam biçimlerini değiştirmelerini telkin ediyor.

Bu ne kadar da çirkin bir durum aynı zamanda...

AKP'lilerin de, onların iktidar olmalarını hazmetmiş görünen laik çevrelerin de bu durumu bildikleri halde, şimdi kalkıp bu mesele üzerinde laiklik, devletin geleneği falan gibisinden oyunlara girişmeleri ne kadar da acı...

Mesele geldi, Meclis Başkanı'nın eşinin turbanı vesilesiyle laik cumhuriyetin tartışılmasında düğümlendi.

Herkes aklını yitirmiş gibi davranıyor.

AKP'liler hadi şimdi diyelim ki, uzlaşma uğruna yine geri adım attılar ve eşlerini ortalığa çıkartmıyorlar.

Peki bu hep böyle mi devam edecek? Eşlerini nereye kadar saklayacaklar? Yoksa onların evde oturması şeklinde bir çözüm mü geliştirecekler?

Eşleri bu role ne kadar razı olacak?

Laiklilere gelince... Onlar da AKP yöneticilerinin eşlerinin başlarının örtülü olduğunu bilmiyorlar mıydı? "Yoksa 'eşleri hariç, onlara katlanabiliriz' mi demişlerdi?"

Bu meseleyi bir rejim meselesi haline getirmek bu ülkenin hangi sorununun çözümüne yardımcı oluyor?

Arınç'ın eşi resmi törenlere katılmazsa Türkiye laikliğini koruyacak, katılırsa laiklik elden gidecek öyle mi?

Bu ne biçim bir anlayış böyle?

Bu nedenle "laiklik elden gidiyor" diyen laikler de, bu konuda kararlı bir duruş sergilemeyip, kaçak oynayarak bu sorunların çözümü için uygun bir zeminin oluşma şansını engelleyen AKP'liler ve diğerleri de yanlış yoldadır.

Bu yolla Türkiye'de krizler önlenemez, ancak ertelenir...

Oysa şimdi tam zamanı...

Kuzey Irak, Kıbrıs, laiklik, türban meselesi derken, Kürt sorunu ve diğerleri birbiri peşi sıra ortaya dökülüyor. Daha da dökülecek...

İyisi mi şu sorunları oturup konuşmanın tam da zamanıdır.

Yoksa yeni krizlere devam...


24 Nisan 2003
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED