AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Cümleten geçmiş olsun...

Tamam, bitti. Bu son. Vallahi son... Gerçi, gündemde çok daha önemli konular var; Sezer, Baykal ve bazı komutanların neden olduğu resepsiyon krizi gibi...

Ama, elimizi bulaştırdık bir kere. Bitirelim mevzuyu da, Özdemir arkadaşımız da rahat etsin, biz de işimize bakalım.

Yine de şu "resepsiyon krizi"yle ilgili bir çift söz söylemem lazım.

Herşey milletin gözü önünde oluyor.

Gerilim politikalarından kimlerin, hangi çevrelerin medet umduğunu millet daha iyi görüyor.

Protestocular, yarattıkları nahoş durumu önce kendi vicdanlarında tartsınlar, sonra da eylemlerinin kamu vicdanında nasıl inikas bulduğunu/bulacağını araştırsınlar.

Başka da bir şey demiyorum.

Gelelim asıl mevzumuza.

Sorun, Özdemir İnce'nin zannettiği ve ileri sürdüğü gibi, Melih Cevdet Anday'ın nasıl bir şair olduğu değil.

Merak ediyorsa, söyleyeyim:

Melih Cevdet Anday kötü bir şairdir.

Sırf, "solcu" ve "kemalist" olduğu için "büyük şair" kabul edilmektedir.

Gerçi, hazret, "Hadi canım sen de! Anday, dünyanın en büyük şairlerinden biridir" şeklinde, nezahatine yakışır bir üslupla ağzımın payını veriyor ama, Anday'ın niçin büyük şair olduğunu açıklamıyor, açıklayamıyor.

Bir halt etmişim de, "Kiraz Zamanı"nın İnce'nin ilk şiir kitabı olduğunu yazmışım; oysa daha önce "Kargı" ve "Tutanaklar" adlı iki kitabı daha yayımlanmış. Daha "bismillah" demeden böyle bir yanlış yapan yazarın düşüncelerini ciddiye almak mümkün değilmiş ama...

Ee alma birader!

Kim sana düşüncelerini ciddiye almadığın biri için onlarca sayfa yazı yaz diyor?

Elbette, "Kiraz Zamanı"nı, sırf İsrail-Arap savaşı izlekli "Savaş ve Barış" adlı şiir için sevmedim; kaldı ki, ortalama bir şiirdir bu.

Kiraz Zamanı'nı, alışık olduğumuz şiir algısının ("İkinci Yeni"nin mazmunlaştırdığı sesin) dışında bir şiirin izini sürdüğü için sevmiştim.

Tabii, kitapta, İnce'nin gelenek ve kültürümüzle ilişkisini belgeleyen ilginç parçalar da yer alıyor; "Bir Yüreğin Enlem ve Boylamı" gibi: "tam dokuz aydır şiir yazmadım/kitap açarcasına yapılara baktım/sakal bıraktım domuz eti yedim."

Neyse...

İnce de, tıpkı Melih Cevdet Anday gibi, bizden önce yaşamış bazı insanlardan, dolayısıyla onların biriktirdiklerinden (bizlere aktardıklarından) hoşlanmıyor.

Divan şiirinden hazzetmiyor örneğin ve Divan şairlerinin şiire "biçim, ses ve dil" dışında ne getirdiklerini bilmiyor, bilmek istemiyor.

Buna mukabil, Yunan/Latin kültür değerlerini ve edebiyat verimlerini yakından izliyor.

Kur'an'dan, İslam küll'üne ait eserlerden, geleneksel kavram ve ıstılahlardan haberdar değil, ama Kitab-ı Mukaddes'i "ondan yararlanacak" kadar iyi biliyor.

Geleneksel kavram ve ıstılahları bilmemek, bu bilgi yokmuş gibi davranmak ayırıcı bir vasıf olabilir mi oysa? Zira bunlar, eli kalem tutan, düşünce üreten, "gelenek" konusunda ileri geri konuşma cesareti gösteren her aydının/entelektüelin bilmesi gereken bilgiler.

Reddetseniz de bilmek zorundasınız.

Hangi ciddi entelektüel, hangi ciddî sanatçı, neyi reddettiğini bilmeden, "red" temeli üzerinde düşünce üretmiş, eser vermiştir?

Bıraksın "Divan şiirinin hangi zihinsel yapının üzerine oturduğunu" dert etmeyi, laik bir şair olarak Özdemir İnce, otursun, önce, Eliot'ın gelenek karşısındaki tavrını incelesin.

Bu kadar basit!


24 Nisan 2003
Perşembe
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED