AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Günler aylar gelip geçer...

Daha dün, kışın uzamasından şikayet etmedeyken, şöyle böyle Nisan'ın son haftasına girdik.

Bugün 24 Nisan. Bugün bazı kararlar mı almamız gerekiyordu, neydi?

Takvim yaprağına baktıkça, içimde böyle bir his dalgalanıyor.

Zihnimde bir karmaşıklık var galiba.

Artık, tarih öncesinde kalmış sayılabilecek 24 Ocak kararlarıyla, 5 Nisan kararları, kendi aralarında gizli bir ittifak yaparak, zihinleri bulandırma gayreti içine girmişler gibi. Daha doğrusu sadece benimkini.

İlki yirmi yıldan fazlasına ait bir tarih...

İkincisi de on yıla yaklaşıyor.

Birinden gün, diğerinden ay birleşerek, "karar karar" diye dolaşıyorlar zihnimin köşe bucağında.

Birkaç ekonomi dersi okumakla ekonomist olunabilseydi, bu tarihlerle ilgili böyle bir korelasyonla değil, ciddi bir değerlendirmeyle uğraşıyor olurdum. Belki bir M&M bile patlatabilirdik.

Neyse, tren kaçmış. Ekonomist olamamışız bir defa. Bu saatten sonra niyetlenmenin de faydası yok.

Ayrıca bizim son çeyrek asrımızda o kadar çok önemli tarih var ki, bazılarını karıştırmak normal sayılmalı.

3'ler, 5'ler, 12'ler, 24'ler, 28'ler, 29'lar...

Daha evvelinde 27'si var, 13'ü var.

Ocaklar, Şubatlar, Martlar, Eylüller, Kasımlar...

Kimisi kriz tarihi, kimisi darbe.

Hangisi daha fazladır dersiniz?

Bir vakitler "Bu memlekette ne kriz biter, ne darbe" diye yazmıştım.

Bir başka gün de "Beş yılda bir kriz, on yılda bir darbe" şeklinde bir cümle kurduğumu hatırlıyorum.

Tekrar etmekten hoşlanmam ama yeri geldi de söylüyorum.

Hiç biri olmazsa, yanı başımızda savaş çıkar.

O da olmazsa içeride terör eylemleri.

Son haftalarda birkaç bombalama olayı görülmesini hayra yoranlar var.

"Demek ki işler iyiye gidiyor" diyor ak saçlı ihtiyarlar.

İnsanın içinden, birkaç bomba tedarik edip sağda solda patlatmak geçiyor doğrusu.

Sırf, memleket düzlüğe çıksın maksadıyla.

Dün, öğle saatlerinde İstiklal Caddesi üzerinde bir canlı bomba görülmüş.

Salına salına gidiyormuş.

"Patladı mı?" diye sordum anlatan arkadaşa. "Yok abi" dedi, "ne patlaması, uzadı gitti âfet."

Aman, âfetler bizden uzak dursun; Allah devlete millete zeval vermesin.

RESEP

Film seyrederken, filmin kahramanı doğum günü pastası üzerindeki mumları söndürmek için derin bir nefes alıp kuvvetlice üflediğinde, seyircilerden bazıları niye yanaklarını şişirir?

Doktor, muayene etmekte olduğu hastanın derin nefes alıp vermesini istediğinde, yanlarında bulunan hasta yakını da niye onunla birlikte nefes alıp verir?

Yolculuk sırasında şoförün yanındaki kimi yolcular niye arada bir frene basar?

Televizyonda maç seyrederken niye bazıları kendini sahada zanneder?

Birileri yemek yerken, görenlerden bazıları niye yutkunur?

Muradına erenlere şahit olanlar niye kerevete çıkar?

Laf olsun torba dolsun diye sormuş gibi olduksa da aslında sual eylediklerimizin hepsinin cevabı mevcut. Nasıl ki bazıları yönetimde değilken öyleymiş gibi konuşabiliyorsa, şu saydıklarımız da aşağı yukarı ona benzer bir durumun sonucu olsa gerek.

AMERİKA

.....

Devam et Amerika
Ölüme koşarken arenada
Ölümü koşturuyorsun meçhul
krallar adına
Hızlı olabilir misin zamandan
Dünya tacına taht kuran o kurttan
Ne haber Nevada çölündeki
karıncadan
Kör müdür topal mıdır
Buğdayı dâneyi yakalamış mıdır
Güneşin altında kavrulmuş mudur
Ben ki duyardım sesini bin mil
öteden
Dicle kenarında bir keçinin
Eğilirdim hakkına
Ama felek başköşeye koymuş
Ve sürmüş seni kader balkonuna

.....

Necat Çavuş'un 40 sayfalık şiirinden kısa bir bölüm okudunuz. Tamamı, Yedi İklim Dergisi'nin ilave olarak verdiği kitapta.


24 Nisan 2003
Perşembe
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED