AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Ağlarım ben halime

Kabul günlerindeki bütün 'biraz daha' ısrarlarına rağmen "Bey birazdan gelir, daha yemek yapacağım" orta topuklu ev hanımı stiliyle tanındı o. Muhatabına tek kelime etmeyen, ama sadece kadınların çözebileceği ses tonu şifreleriyle bütün sıkıntıların aktarılabileceği ve sonra 'mevzunun açılması için' diğerlerinden arındırılmış tek yer olan mutfağa birlikte yollanabilecek pasta-börek çay bardağı karışımı bir sırdaştı o saatte evde olan herkese.

Çoğu oğlan çocuklarıyla dövüşmüş de, muhtemel akıbetten kurtulamayarak elinde bir kalp kırığıyla olay mahallinden gerisin geri dönmüşlere bol keseden ve hiç de orijinal olmayan argümanlarla "hayatı idare etme" bilgisi dağıtma mütehassısı sevimli yüzü, 'ben de sizdenim' baş okşayan halleri, giderek diğerlerinin arasından alarak en muteber noktaya getirdi onu.

"Saçımı süpürge ettim" bölüğünün en kıdemli üyeleriydi Esra Ceyhan'ın 'fan'ları...

Kadınlar arasındaki konuşmadan dertleşmenin karmaşık tekniğini çözüvermiş, ayaklarını altına aldığı koltuktan yarım devinimle doğrularak, 'birbirimizi hep anlayacağız, acın benim için değerli' içerikli samimiyet bildirileri taşıdı onu, yıllar yılı kuşak programı yapabilme başarısına.

Acayip derecede samimi, öylesine müşfikti yani...

Bu tür durumlarda çok da gerekli olmamasına rağmen tali bir artı özellik olarak güzel mi güzel...

Duygu peynir-ekmek gibi

Ama işte, kimse o kadar değildir. Kimse yanamaz bu kadar başkasına, çok istese de. Bir yere kadardır yani. Onun üstü taş gibidir, kaldırılmaz.

Tam da bu sebepten, Esra Ceyhan'ın bir süre sonra, rating ve para olarak sahibine dönen bu tarzın tadını aldıkça, sürekli dayak yiyen, işkence gören kadınlara, kadına dair ajitasyon malzemesi olabilecek ne varsa ona, nefes almaksızın dalıveren halleri bir 'acaba' getirdi akıllara...

Dünyanın neresinde olunursa olunsun duygunun mutlaka satacağı, hele de Türkiye gibi bir ülkede peynir ekmek gibi gideceği gerçeğinin onu coşturmaya başladığı anlaşıldı usulca.

Herşeyin açık edilmesi pahasına, istisnasız her programında ağlamaya başladı 'Esranım'. Giderek daha çok ağladı, ağladı. İnandırıcılığı tüketti. Denemesi bedava türünden bir bilimsel bir gerçek gibidir çünkü, pratikte hiçbir insan kalbi o kadar yükü taşımaz, taşımaya ayarlı değildir.

İnsanlar neye ağlar?

Mesela yani, durum gerçek bile olsa...

Gizli bir ironi gibi, girdiği oyunlardan atılmış bütün insanlara gözyaşı döken, bu insanların çokluğundan gözünün yaşı dinmeyen bu sevgi insanının, bir yardım programı olan "Yarınlar Umut Olsun"da konuk sanatçılar yardımı teşvik için çabalarken, bölüm başına şu fahiş fiyata sunuculuk yapması -belki hakkı olmasına rağmen, o ağlama seansları nedeniyle- samimiyetsizmiş hissi vermez mi onca kadına.

Mevzubahis durum, yani uğruna başka gözyaşı dökülmemiş bile olsa, bu tek gözyaşının da sahte olması ihtimali, enayi gibi hissettirmez mi insana?

Ev oturmasında kimselere diyemediğini bir çırpıda anlattığın kadının, seni gördüğü anda umursamazca başını çevirip eteklerini savurarak yanından geçip gitmesine benzemez mi düştüğün durum?

Şahsen hep merak etmişimdir. İnsanlar bir şeye ağladığında acaba gerçekten o şeye mi ağlarlar? Ağlayan herkes kendine ağlamaz mı esasında?

Dolayısıyla aslında kendine dökülen gözyaşları, biraz da karşı tarafı kandırmak değil midir yani? Bu durum mesela, ince bir sızı çekmez mi kandıran tarafın içine? O bile olmayabilir mi yoksa?


24 Nisan 2003
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED