T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Askerî harcamalar, Sayıştay ve tartışmalar

Şöyle demiştik dün: "Hükümetin iş başına geldiği günden bu yana gündem oluşturan siyasi tartışmaların AKP hükümetiyle ilişkileri sanıldığından azdır. Başka bir deyişle tartışma ve sorunlar doğrudan doğruya sistemin değişmeyen bazı gerçekleriyle ilişkilidir. AKP ise sadece değişime direnç için bir araç haline getirilmektedir…"

Nitekim tessettür ve YÖK tartışması, bu sorunların kendisi etrafında şekillenmedi. Tersine bu ülkenin "ana sorun"u etrafında ortaya çıktı ve çatışmalara işaret etti.

Bu ana sorun malum, "siyasi iktidar ve devlet iktidarı arasındaki hastalıklı ayrım sorunu"dur. Başka bir deyişle "devlet iktidarı"nın çeşitli mesele, kurum ve sektörleri kendi malı kılarak "siyasi iktidarın etkisine kapaması", bu yolla "siyasi iktidarın alanını daratması" sorunudur. Elbette "bunu yaparken el attığı her sorun, konu ve alanı temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı bir milli güvenlik ideolojisinin içine hapsetmesi" sorunudur.

AKP'nin iktidar olmasından sonra gündeme gelen tartışma konularından birisi de askerî harcamaların Sayıştay tarafından denetlenmesi önerisi.

Bu öneri, aynı tartışma fasıllarında olduğu gibi, irticanın gizli ayak sesleri, ordunun askeri gücünün kırılması çabası olarak değerlendirildi.

Peki, gerçekten öyle mi?

Ayrıca belli bir siyasi zihniyetin ordunun devlet içindeki konumu ve ordunun tâbi olduğu hukukla sorunu rahatsız edici bulunsa bile, bu, başka büyük bir sorunu örtbas etmeye yeter mi?

Resme bir de şöyle bakalım:

Resmi açıklamalara göre "sadece 20 yıl içinde 120 milyar dolarlık askeri harcama" yapılan bir ülkede yaşıyoruz. Askeri harcamaların bütçe dışı fonlarla birlikte her tür harcama kalemini fersah fersah geçtiği bir diyarı soluyoruz. Ve en vahimi bu konuda harcama yapan kuruma "denetim dışılık" başta olmak üzere her türlü bağımsızlığı veriyoruz.

Ardından da bu kuruma dayanarak demokrasiden söz ediyoruz, bu arada mali krizlerle kasıp kavruluyoruz. Üstelik oyun oynarcasına şeffaflık peşinde koşar gibi yapıp sosyal yardım ve zam oranlarını artıran hükümete "nereden bulacaksın" soruları soruyoruz ve sorarken muhtemelen kendimizi tatmin ediyoruz.

"Askeri harcamaların denetim dışı olması ne ifade ediyor, nasıl bir sürece tekabül ediyor" soruları nedense kimsenin aklına gelmiyor.

İşte size bu süreç ve ifade ettikleri:

12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra yapılan anayasal bir değişiklikle Silahlı Kuvvetler'in elinde bulunan devlet mallarının aleni şekilde denetlenmesi sona erdirilir ve bu denetlemenin usullerinin "millî savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenmesi" öngörülür. Başka bir deyişle o dönemde Sayıştay'ın genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderlerini ve mallarını TBMM adına denetleme ve hükme bağlama işlevine istisna getirilmiş, ordunun elinde mallar ile bundan doğan tasarruflar tümüyle denetim dışı tutulmuş ve ordunun iç denetimine bırakılmıştır.

Bu düzenleme Silahlı Kuvvetler'i sadece denetim dışına itmekle kalmamış, sorumsuz konumu kuvvetlendirmiştir. Askerî bünyenin sivil hukuk alanı dışına taşınıp yargı denetiminden uzaklaşması, aynı şekilde mali denetimden muaf hale getirilmesi yasal düzeyde Genelkurmay karargâhının hem ayrı bir siyasî merkez oluşturmasına ve hem politik gücünün artmasına zemin hazırlamıştır.

Öykü burada da bitmez.

Aynı çerçevede 1985 tarihinde 3162 sayılı bir yasayla Sayıştay Kanunu'nda yapılan değişiklik yapılır. Bu değişiklik "askerî harcamalar olarak bilinen askerî alımlar ve bunların sözleşmelerini denetim dışı bırakacak"tır. Daha doğrusu bunlar Sayıştay'ın denetleyemeyeceği istisnalar arasında sayılacaktır.

Bunun ardından bir adım daha ileri gidilmiş, 832 sayılı Sayıştay Yasası'nın 30. maddesine yapılan bir ek ile "askerî kadrolar üzerindeki Sayıştay denetimi de bir tür sona erdirilmiştir".

O gün bugün Silahlı Kuvvetler'in maddi tasarrufları, malları, harcamaları, silâh alımları tümüyle sivil, hukuki ve siyasî denetimin dışındadır.

Şimdi soralım;

Askerî alımların devasalığı, askerî harcamaların bütçede tuttuğu yer, ayrıca bir o kadar bütçe dışı fon alımları olduğu da dikkate alınırsa, bu durumun elbette ordunun sorumluluk dışı konumunun ve hareket serbestiyesinin en önemli unsurlarından birisi olduğu ortaya çıkmaz mı?

Bir ülkede bu kadar büyük kamu fonları yargı denetimi olmadan kullanılırsa, demokratik işleyiş şemasının sağlıklı olduğu, hatta olduğu söylenebilir mi?

Şimdi yapılan tartışmaların ve dirençlerin derin nedenlerini anlayabiliyor muyuz?



9 Ocak 2003
Perşembe
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED