|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Eserlerinden ve sohbetlerinden beslenenler, Hece Dergisi'nin son sayısında mütefekkir, şair, siyasi, çevirmen ve yazar kimliğinden yola çıkarak Sezai Karakoç'u yazdılar.
AYŞE OLGUN
İlk söz, Sezai Karakoç'u şiirinden hareketle değerlendiren kalemlerde: Alaeddin Özdenören: "Sezai Karakoç'un şiiri, muhabbeti hisleri, ihtirasları ile 2.Yeni'den ayrılır. Şüphesiz bu şiir, enerjisini, etrafını çevirmiş olan cazibelerin tehlikesine kapılmamaktan alıyor. O denli yüksek ve kuvvetli ruhlardan biridir ki, bunlar için aldıkları hız ve hamle ve ilcaya göre, tabiat çarnaçar bir çeşit kader veşeametle şiirde onları takdis ediyor.Bu şiirde hapishaneye atılmış insanın çaresizliği de vardır, anneleriyle birlikte kömür toplayan saf çocuklar, çiçekler üzerine atılmış özgürlük parçaları da." Laurent Mignon: "Sezai Karakoç da ''Monna Rosa", "Şehrazat", "Köşe" gibi bir çok şiirinde ilahi sevgisi ile birleşme arzusunu terennüm etmiştir. Bu şiirlerde, geleneksel mesnevilerde olduğu gibi, sevgilinin açık olmayan bir kimliği vardır.Sevgili beşeri, ilahi, hatta sadece anlatıcının hayallerinin ürünü de olabilir. Bu biraz da Necip Fazıl'ın "Dönemeç" ve "Beklenen" gibi bazı kısa şiirlerindeki sevgilinin özelliklerini hatırlatır. Sevgilinin gerçekliğine dair kuşkular ve onun bazı kösnül yönleri bazen divan edebiyatını bazen de Ahmet Haşim'in muhayyel sevgilisini andırır." Ahmet Ada: "Onun şiirinin ortaya çıkması Monna Rosa ile olmuştur. Monna Rosa elden ele dolaştırılan uzun bir şiirdir. 1951-53 tarihini taşır Monna Rosa. Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Ece Ayhan gibi çıraklık dönemi olmadan usta bir şair olarak çıkışını yapıyor." Sıddık Akbayır: "Karakoç'un özünde daima Doğulu bir soluk saklıdır. Şair, Doğu insanının dilsiz masalını anlatan gül habercisi bir Doğuludur. O ülkede gül, kurtarıcı bir imgedir. Nişanlarda gül şerbeti içilir. Hastalara gül şurubu ilaç niyetine verilir. Gül baharın salavatıdır.Hızır'ın fısıltısıdır. Gençlere okunan aşk ezanıdır. Gül, bir yeni yıl gibi evlere muştu getirir. O ülkede tabutlar gül ağacından yapılır." Şaban Abak: "Çeşmeler, medeniyetimizin onun geçmişi güzel zamanlarını, durmuş bir saat olarak, kapanmış bir kapı olarak işaret etmekte, ama aynı zamanda o saatin işlemesi, o kapının açılması için de bir çağrı, hatta bir müjde sesi gibi ele alınmaktadır.(..)Karakoç'un Yitik Cennet adlı eserini ve temasını da hatırda tutarak, çeşmelere sekiz ayrı bakışın her birinin bir cennet kapısına işaret etmiş olabileceğini de düşünmeliyiz. Şifresini çözebilene her çeşme, cennetin bir kapısına açılan ilk kapıdır. Şifrenin ilk kelimesi ise abdest, yada şiirde geçtiği biçimiyle ''ayin''dir." Kamil Eşfak Berki: "Sezai Karakoç şiirinin bir sırrı vardır.(..) Şiir, nüfuz noktasını adeta sırrıyla sağlar bize. Bir yanıyla bir Mısır piramitidir ama Sezai Karakoç şiiri ölümden de öte, ölüm aşkın, bir hayat ehramıdır. Işıklı bir Süleymaniye Süleymaniye'de." Nazif Gürdoğan: "Sezai Karakoç için "ötedünya, hayatın ve varoluşun anlamıdır. Ötedünyanın ışığı olmadan dünya anlamlı kılınamadığı gibi, yaşanır da kılınmaz. Dünya ve öte dünya madeni bir paranın iki yüzü gibidir." Faruk Uysal: "Sezai Karakoç'un şair, düşünür ve yazar kimliğinin yanısıra bir de çevirmen kimliği var. Karakoç, değişik zamanlarda değişik dillerden şair ve yazarlardan çevriler yapmış.Üç kitapta toplanan bu çeviriler Sezai Karakoç'un diğer eserleri arasında sanki göbgede kalmış gibidir.Oysa, Karakoç külliyatına bir bütün olarak bakıldığında, bu bütün içinde çevirilerin de ayrı bir yeri olduğu, daha doğrusu bu bütünü tamamlayıcı bir özellik taşıdığı ve bir şeylere işaret ettiği görülür." Hüseyin Su: "Sezai Karakoç'un hem bütünüyle şairliğinin, yazarlığının, düşünürlüğünün sınırlarını belirlediği dünyanın hem de bu dünya içindeki tahkiye dünyasının iç bağını, uzak ve yakın çağrışımları, yüklediği/yüklendiği düşünsel, felsefi anlamlarıyla birlikte 'diriliş' kavramında aramak ve bulmak gerekir." Necip Tosun: "Güçlü bir şair olmasının yanında büyük bir fikir ve ideal adamı olan Sezai Karakoç, tüm eserlerinde inandığı kültür ve medeniyet davasını insanlara aktarmak peşinde olmuştur. Bütün bunları da tarihi ve sosyolojik bir görüş olarak "diriliş" düşüncesi etrafında şekillendirmiştir."
İbrahim Demirci: "Türk dilini ve düşüncesini yapay ve iğreti sınırların ötesine açmada, tarihsel ve evrensel işlevine taşımada, geleceğini aydınlatmada büyük emek veren Sezai Karakoç, eserleriyle milletimizin de, insanlığın da ufkunu sürekli aydınlatacak bir ışık kaynağıdır. "
"Sezai Karakoç aynasından yazılar" Rasim Özdenören: "Onun kafa yapısı asla görünüşle yetinmeye razı olmaz. Daima görünenin altını ve arkasını araştırır. Görünürdeki fenomenin mutlaka bir numeni bulunması gerektiğini düşünür. Onu kurcalar, o fikirle usanmadan oynar, evrip çevirir ve sonunda kendine göre bir karara ulaşır. Ama o karara ulaşıncaya değin kafasını patlatasıya direnir, diretir.Ve bir kez bir karara ulaşınca da, o karar, onun kafasında bir ilke halinde yer eder ve artık onun vazgeçilmezleri arasında yerini alır." Hamit Can: "Diriliş Partisi'ni herhangi bir partinin kriterleriyle incelemeye çalışmak, sadece programını ve kuruluşu ile kapanışı arasındaki döneme ait siyasi faaliyetlerini gözler önüne sermekle yetinmek, son derece eksik ve yanlış olur. Bizi istediğimiz sonuca götürmez. Öyleyse ne yapmalıyız?Diriliş Partisi'ni Diriliş düşüncesinden soyutlayamayız. Onu oluşturan şartların arka planını görmeden yorumlayamayacağımız gibi, Diriliş düşüncesinin bakış açısını tanımadan sağlıklı bir yere varamayız." İhsan Deniz: "Sezai Karakoç, "Diriliş" çizgisini verdiği diğer edebi türlerdeki eserleriyle de gündemden düşürmez. Hikayeleri, düşünce yazıları, denemeleri, piyesleri, incelemeleri, günlük yazılarıyla, "Diriliş" düşüncesini, farklı alanlardaki verimlerinin kozası haline getirir." Ahmet Oktay: "Gündelik hayatın içinde mahremiyetini titizlikle koruyan, bir münzevi gibi yaşayan Sezai Karakoç'un yazılarını da şiirleri kadar merak etmeli, eleştirel bir gözle okumalıyız." Hilmi Uçan: "Sezai Karakoç'a göre üç tür Türkiye vardır: Naturel, aktüel ve ideal Türkiye. İdeal Türkiye'ye ''Türkiyemiz" der. Basın, gerçek Türkiye'ye ve olması gereken Türkiye'ye elinden geldiğince maskeler. Onlara göre Ege kıyıları Meryem Ana evinden ibarettir. Türkiye'nin üzerini bir Batı külü kaplamıştır. Basın bu külünü Türkiye olarak gösterir hep. "Gerçek aydına düşen ilk iş, bu kül ve iğreti cilayı kaldırıp gerçek mağmasına ulaşmaktır."
'Bir uygarlık tasarımı olarak Diriliş' Ömer Lekesiz: "Diriliş tezi, İslam Uygarlığı'nı, Doğu ve Batı uygarlıklarından anlam ve eylem, ruh ve içerik olarak kesin çizgilerle ayırır; İslam Uygarlığı bir "ortalama" değil, tam anlamıyla bir "orta''dır. Doğu ve Batı uygarlıklarını insani taraflarıyla kuşatır ancak onlar tarafından kesinlikle kuşatılmadığı gibi onların yanında, arkasında ya da yakının da yer almaz." Akif Emre: "Diriliş düşüncesini bir medeniyet tasavvuru olarak okuduğumuzda şehir ve medeniyet, şehir ve diriliş ilişkisi varoluşsal bir konum kazanıyor. Şehir tasarımı olmayan medeniyet düşünülmeyeceği gibi şehir kurma aşamasına gelmemiş bir insanlık birikimi de medeniyet sayılmaz. Bir uygarlık şehirler kurabildiği ölçüde varoluşunu anlamlandırabilir, varlığını meşrulaştırabilir." Mehmet Doğan: "Diriliş kış ortasında bahara hazırlık çağrısıdır. Sonbahar hastalarının veya yaz başakçılarının yalancı çağrılarına kulak tıkayanlar, bu çetin hazırlığın erleri olabileceklerdir. Bu seslere aldananlar ise baharın ilk selinde sulara kapılacaklar ve zamanın sürükleyişiyle yok olacaklardır."
|
|
|
|
|
|
|
|