|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis'in Türkiye ve Avrupa ilişkisini temellendiren sözlerini, AB'ye girilmesi için canı gönülden çalışan Türkler'in çok azı söyleme cesareti gösterebilirdi. Le Monde gazetesinin sorularını cevaplandıran Simitis; Türkiye'nin 16. yüzyıldan beri önemli bir Avrupa gücü olduğunu belirttikten sonra ilave ediyor: "Osmanlı İmparatorluğu'nun bugünkü Avrupa'nın oluşumunda önemli katkısı olmuştur." Simitis gibi Osmanlı kompleksine sahip olması düşünülen bir ülkenin başbakanın böylesi düşüncelere sahip olması Türkiye'nin Avrupa nezdinde hangi bakımdan bir ağırlığının olduğunu göstermek için bir ipucu verebilir. Türkiye adına konuşan siyasi elitler ve çevreden merkeze yürüyen 'dışlanmışlar'ın da dillendirdiği üzere, bu ülkenin köprü olmaktan başka itibarının olmadığı düşünülecek olursa Smitis'in sözleri ayrı bir anlam kazanır. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine gerekçe olarak bugünkü Avrupa'nın oluşumuna yaptığı katkıyı esas alan Simitisci bakış açısı ile Türkiye'nin Avrupalılığının engeli olarak Osmanlı geçmişini esas alan bakış açısı garip biçimde AB kavşağında buluşuyor. Osmanlı'nın tarihsel veri olarak, coğrafi anlamda Avrupa tarihinin önemli bir parçası olduğu itiraz edilemeyecek kadar açık gerçek. Coğrafi anlamda Avrupalılık olgusuna yapılan bu vurgu, Osmanlı'yı bugüne olan etkileri bakımından da tarihsel rolü bakımından da sınırlayan, daraltan bir yaklaşım. En azından Osmanlı Avrupa'nın 'öteki'si olmuş ve bu ötekinin varlığı sayesinde Avrupa kimliği ortaya çıkmıştır. Sosyolojik anlamda kimliği ortaya çıkaran en önemli faktörlerden biri 'öteki'nin varlığı ise, Avrupa'nın 'öteki'sinin Osmanlı olduğunda kuşku yok. Ontolojik anlamda kimlik daha derinlerde yatan farklı süreçlerin sonucudur. Siyasi bir güç olarak yüzlerce yıl sadece Avrupa'nın ve o zamanki dünya siyasetinin en önemli aktörlerinden olan Osmanlı sadece askeri ve siyasi bir güç olarak değil bir farklı bir medeniyet olarak Avrupa ile yan yana ya da karşı karşıya durmuştur. Onu, Avrupa siyasetini ve iç dengelerini belirleyen güç olmayı aşan, medeniyet bağlamında rakip bir oluşum olarak değerlendirmeden ne bugünkü Avrupa ne de bugünkü Türkiye anlaşılabilir. Türkiye'ye Avrupa Birliği yolunda en fazla köprü olmak gibi bir misyon biçen Osmanlı mahcubiyeti içindeki entelijansiyamızın Avrupalılık özentisi de 'kendi oluş idraki' de güdük kalmaya mahkum. Bugün hem Batıcılar hem eski İslamcılar girme gerekçesi olarak AB'nin "bir medeniyet projesi olduğu"nu gösteriyorsa, Türkiye'ye köprü olmaktan öteye bir anlam yüklenmesi artık tuhaf kaçmıyor. Tuhaf olan Osmanlı, dolayısıyla bu ülkenin devraldığı miras ve taşıdığı ontolojik ağırlık açısından 'kendi oluş idraki'ne sahip olması gerekenlerin AB medeniyet projesine bu kadar sarılmış olmasıdır. Sanal bir konsensüs olarak ortaya çıkan Avrupa Birliği ittifakının kurduğu köprü şimdi hem de Simitis gibi bir isim tarafından ortadan kaldırılıyor. Türkiye kimi ve nereyle nereyi birbirine bağlayacak? Sanal AB ittifakı sayesinde kurtulduğumuz Osmanlı ruhu yeniden canlanıp karşımıza çıktı. Hem de Avrupa Birliği'nin bir medeniyet projesi olduğunda hem fikir olduğumuz bir dönemde. Türkiye'nin köprü olma gerekçesi ortadan kalkacaksa Avrupalılar'a hangi gerekçe ile bizsiz yapamayacaklarını savunacağız? Zavallı Türk aydını, belki bu saatten sonra Simitis'ten Osmanlı dersi almayı akleder. Yazık ki, Türkiye'nin bir köprü olduğunu düşünenlerin bugünkü Avrupa'nın oluşumuna Osmanlı katkısının ne olduğunu anlama şansları da yok.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |