T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Cumhuriyet demokrasiyle korunur

Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığa gelmesini istemeyenler olduğu anlaşılıyor; Ak Parti lideri ne yaparsa yapsın onları ikna edemiyor. Tayyip Erdoğan'ın önünü kesmeyi görev bilenlerin, hassas bir dönemden geçildiği ve iniş-çıkışlar yüzünden büyük ekonomik zararlara uğranıldığı şu günlerde farklı değer ölçüleriyle hareket ettikleri de belli. Başka yöntemlere başvurmak yerine, engellemelerini 'hukuk' yoluyla hayata geçirme tercihleri için kendilerine belki de teşekkür borçluyuz.

Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun iki sayfalık mütalaası, 'hukuk yolu ile engelleme' girişimlerinin sonuncusu... Başsavcı, "Siirt'te yapılacak seçim 3 Kasım'ın tekrarı olduğu için adayların değişmemesi, değişecek olsa bile yeni adayların 3 Kasım'da 'milletvekili seçilme yeterliliğine sahip' bulunmaları şart" görüşünde. Kanadoğlu'nun mütalaasına göre, arada siyasî yasaklılığı kaldırılmış olsa bile, 3 Kasım'da 'milletvekili yeterliliği'ne sahip bulunmayan Tayyip Erdoğan yenilenecek Siirt seçimine katılamaz...

Bu ilginç mütalaayı, başsavcı Kanadoğlu'nun, şimdi açıklaması önemli. 'Şimdi' derken, Ak Parti liderinin Kıbrıs konusunda 'aykırı' görüşler açıklamasını ve eleştirilere rağmen açıklamalarını sürdürmesini kast etmiyoruz. Başsavcı, herhalde, 'uluslararası ilişkiler' veya 'dış politika' uzmanı değil. 'Şimdi' sözcüğüyle kast ettiğimiz, bir yıldan fazla mahkumiyet aldığı için 'milletvekili olma yeterliliği'ni kaybetmiş Fadıl Akgündüz'ün durumunun kesinleşmesi... AKP sözcülerinin ilk itirazlarında ifade ettikleri gibi, Kanadoğlu'nun mütalaası, Tayyip Erdoğan'ın önünü kesmeye yarıyor yaramasına, ancak Fadıl Akgündüz'ün milletvekilliğinin de önünü açıyor...

Herkesin gözü Tayyip Erdoğan'a takıldığı için sorulmayanı biz soralım: Başsavcı Kanadoğlu, Fadıl Akgündüz'ün siyasi geleceğiyle neden bu kadar ilgili?

Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı, daha önce de fark edilmişti, kendisini Yargıtay'ın başsavcı ve savcılarından 'biri' gibi görmüyor; anayasa ve yasalarda bulunmadığı halde kendisini "Cumhuriyet'in başsavcısı" biçiminde tanımlıyor ve herkesin de bu tanıma uygun hareket etmesini bekliyor. Bu durumda, onun ilgi alanına girmeyen hiçbir konu yok; bugün 'siyasî yasak' ve 'seçimler', yarın YÖK, daha sonra bir başka konuda mütalaa verebilir... Oysa, demokratik sistemlerde, 'kuvvetler ayrılığı' ilkesi gereği, her görevlinin yetkileri yazılı olarak belirlenir ve hiç kimse anayasa ve yasalarda kendisine tanınan yetkilerden fazlasını kullanamaz.

1982 Anayasası (m. 79), "E. Seçimlerin genel yönetim ve denetimi" başlığı altında, seçimler konusunu düzenlemiş bulunuyor. Madde şu: "Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. // Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz."

Bu maddeden açıkça anlaşıldığı üzere, her türlü seçim konusunda olduğu gibi yenilenecek Siirt seçimiyle ilgili 'kesin' kararı verme yetkisi de Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) ait. YSK'nın her zaman isabetli olamadığını, 4-3 çoğunlukla aldığı Tayyip Erdoğan'a milletvekilliği yolunu kapatan karardan biliyoruz. Ancak, aynı olaydan, YSK'nın verdiği kararın temyizi olmadığını da öğrendik. Bu durumda, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısının mütalaasının değeri, YSK açısından, bu satırlarının yazarının görüşünden daha fazla değildir. Nitekim, YSK başkanı, Kanadoğlu'nun mütalaası için, "O da bir görüş" demekle yetinmiş bulunuyor...

Komşumuz Irak'a yönelik savaş hazırlıklarının son safhaya vardığı, AB üyeliği için Kıbrıs konusunda çözüm beklenilen, hassas dengeler yüzünden ekonominin bir batıp bir çıktığı günümüzde, herkes için sağlıklı davranış tarzı, ülkeyi yeni mâceralara sürüklememektir...

Sözümüz meclisten dışarı: Cumhuriyet demokratik değerlere sahip çıkılarak korunur.


9 Ocak 2003
Perşembe
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED