|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kıbrıs konusunda taşlar yerinden oynadı bir kere. Kuzey Kıbrıs'ta onbinlerin sokağa çıkarak barış ve çözümden yana tavır koymaları politikacıları da, bürokratları da hareketlendirdi. Denktaş, danışmanları ve Dışişleri'nde onu destekleyen yandaşları hariç, geniş çevrelerde Kıbrıs politikasının en azından gözden geçirilmesi gerektiği üzerinde duruluyor artık. AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın, '30-40 yıldır değişmeyen Kıbrıs politikasının Türkiye'nin elini zayıflattığına ve artık değişmesi gerektiğine' ilişkin sözleri, bu yaklaşımlarını dışavurmak isteyenler için cesaret verici oldu. Arkasından dün, Dışişleri Sözcüsü'nün, 'Kıbrıs potitikalarının değiştirilmekte olduğuna' ilişkin açıklamasını öğrendik. Buna rağmen hala direnenler var... Dışişleri Bakanlığı'nda, görevleri sorun çözmek olan bazı bürokratlar, her türlü çözüme karşı çıkmaları bir yana, çözümden yana olanlara da suçlamalar yöneltmeye devam ediyorlar. Bunlardan biri, Yunanistan ve Kıbrıs Masası Şefi Ertuğrul Apakan. Bir açıklama yaparak Kıbrıs'ta muhalefetin önemli bir bölümünü temsil eden ve çözümden yana açık bir tavır sergileyen CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ı Rumlarla işbirliği yapmakla suçlamış. Son yerel seçimde Lefkoşa, Girne ve Magosa gibi üç büyük şehrin belediye başkanlığını kazanmış ve Kuzey Kıbrıs'taki en önemli muhalefet gücünü, yani kuzeyde yaşayan halkın yaklaşık yüzde 45'ini temsil eden bir partiyi, neredeyse Rum ajanlığı ile suçluyor. O, Denktaş gibi açıktan 'Rum ajan'lığı ile suçlamıyor da, "Rumlarla işbirliği yapıyor" diyor. Aslında biraz komik de kaçıyor artık bu çabalar... Talat ve Kuzey Kıbrıs'ta muhalefet yapan ve çözümden yana olan partiler, dernekler, kurumlar ve kişiler, Rum tarafıyla işbirliği yapmaktan kaçınıyor değiller. Bunu istiyorlar ve aleni olarak yapıyorlar zaten... Ayrı bölgelerde de olsa, adada birarada yaşayacakları, birlikte iş yapacakları insanlar Rumlar... Eğer Denktaş ve Türkiye'deki 'Derin' şahinler bir engel çıkartmaz ve Kofi Annan'ın planı imzalanabilirse, Rumlarla ortak bir devlet kuracaklar. Başkalarıyla değil. Sadece devlet kurmayacaklar iş de kuracaklar. Birarada iş de yapacaklar. Anlaşmanın olası maddeleri ne kadar engelleyici olursa olsun... Kaldı ki adanın kuzeyinde yaşayan insanlar, artık hem çözüm hem de AB üyeliği ve refah istiyor. Çözümü de Rumlarla gerçekleştirecekler. Onlarla birarada yaşayacaklar... Refahı da, şimdiye kadar Denktaş ve Türkiye'deki şahinler yüzünden ne kadar geç kalmış olsalar da, onlarla yakalamaya çalışacaklar... Denktaş ve yandaşlarının, boyuna 1974 öncesini öcü gibi göstererek korku tellallığı yapmasına rağmen... Kuzey'de yaşayan insanların neredeyse dörtte biri, meydanlara çıkarak, Denktaş'ın sarayının önüne yığılıp "Denktaş istifa" diyerek, bu işbirliğini talep ettiklerini söylediler zaten... Adanın kuzeyinde artık kimsenin korku masallarıyla, geçmişin kötü anılarıyla kandırılacak hali kalmadı. Sokaklara, meydanlara çıkan onbinler, iş istiyor, refah istiyor, hakları olan AB vatandaşlığını istiyor ve kendilerini 30 yıldır kuşatan militarist baskı ve korku çemberini kırarak özgürleşmek istiyor. Mehmet Ali Talat'ı Rumlarla işbirliği yapıyor diye ihbar eden (Nereye, o da belli değil) Ertuğrul Apakan bir gerçeğe işaret edemeden geçemiyor: Adanın güneyinde kişi başına düşen milli gelirin 14 bin dolar (yazıyla: ondört bin dolar), Kuzeyde ise sadece 2500 (yazıyla: ikibin beşyüz dolar) olduğunu itiraf ediyor. Peki, bu acınası dengesizliğin, uçurumun ve sefaletin sorumlusu kim? Rumlarla işbirliği yapan ve anlaşmak isteyen M.Ali Talat mı, kuzeyin, Denktaş ve destekçisi Türkiye'deki şahinlerin tasallutundan kurtulması için mücadele bayrağı açan Avrupa (Şimdi Afrika gazetesi) başyazarı Şener Levent mi, yoksa adanın, etnik milliyetçiliğin kıskacında olduğunu söyleyip duran Dr. Niyazi Kızılyürek mi? "Kıbrıs'ta hiçbirşey değişemez" diyenler, artık bu gerçekler ve halkın sokağa taşan yoğun tepkileri sonucu yan çizmeye başladılar. "Tamam" diyorlar, "Biz anlaşmadan yanayız, ama zaman lazım. Türk tarafına daha çok hak, daha çok güvence lazım." İpe un sererek, Irak savaşının devreye girmesini bekleyerek bu sefer de yırtmak, yerlerinde kalmak istiyorlar. Halkın tepkisini bile hafife almaya, kendilerine yontmaya çalışıyorlar. Kimileri ise, Türkiye AB'ye girene kadar adanın kuzeyinde yaşayanların da AB üyesi olmaması gerektiğini söylüyor. Bu beş para etmez görüşleri, bir karşı öneri olarak Kofi Annan'a sunmaya niyetleniyor. O zamana kadar kuzeyde yaşayanlar biraz daha yoksullaşacakmış, biraz daha mutsuz olacaklarmış umurlarında bile değil. Hatta o zamana kadar kuzeyde yönetecekleri, tahakküm edecekleri, iyice yoksullaştıracakları fazla bir nüfus kalmama ihtimali varmış, bu da onlar için fazla önem taşımıyor. Zaman kazanmak, çözümsüzlüğü sürdürmek, değişimi ertelemek istiyorlar. Ama olmuyor işte... Evet, Kıbrıs Türkiye'nin ayağındaki ağır bir zincirdir. Ve bu zincir kırılmalıdır. AKP'nin de aynı doğrultuda düşündüğü görülüyor. Başka da çaresi yok zaten... Kıbrıs politikası değişiyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |