T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İstemiyoruz kardeşim

Fotoğraf 1:
Tıpkı Körfez Savaşı öncesindeki "haksızlığı cilalayarak haklılaştırma" türü giriş haberleri gibi, Amerika'ın tüm dünya ajanslarına servis yaptığı 'Amerikalı askerlerin savaşa uğurlanma gösterisi' bugünlerde haber bültenlerinde dönüyor.

Manzara aynen şu: Anneler ellerinde haçlarla, rengi dışında herşeyiyle kendisine benzeyen insanları gözünü kırpmadan öldürecek olan besili oğullarını savaşa uğurlarken, geride kalan eşler ve sevgililerden de tragedya metinlerine taş çıkartacak cinsten "buna dayanmak gerçekten çok zor" ağlaşmaları duyuluyor.

Askerlerin gözyaşartıcı bir kahramanlık örneği göstererek ailelerini teskin etme halleri de buna eşlik edince, Amerika'nın "tertemiz ve duygusal" aile tablosu bi tamam hazır oluyor.

Oralarda "aile" mefhumu bu tür durumlarda vazgeçilmez bir can simididir, filmlerden bilirsiniz. Ama kullanılan "dil" bir yana, fotoğrafın "dramatik malzeme" yoğunluğu da Hollywood'dan aşağı kalmıyor. Anlayacağınız görüntü, Vietnam ile Pearl Harbour serileriyle atbaşı, mevzu orijinalini geçti geçecek durumda...

Fotoğraf 2:
1991'den bu yana uygulanan ambargo nedeniyle 600 bin çocuğun göz göre göre ölmeye bırakıldığı ülkeden bir enstantane...

İzleyen herkesin zihninde Ölüm Yolunda (Dead Man Walking) filminde canlandırdığı "idam mahkumu" rolüyle tad bırakan Sean Penn ve arkasında duran koyu tenli, koyu renk gözlü çocuklar...

O 600 binden geriye kalmış olanlar yani. Yaşamayı başarabilmiş şanslı çocuklar.

Aslında savaş istemeyen Amerikalı oyuncunun da yapabileceği hiçbir şeyin olmadığından bihaber, "artist gördük" sevinmeleriyle fonu doldurmaya çabalıyorlar. Kareye girme telaşıyla kafalarını sağdan soldan uzatmış, başlarındaki o büyük beladan habersiz, bol bol gülümsüyorlar ortalığa.

Gülümseyişlerinin, belki de kendi bedenlerinin sadece o fotoğrafta kalacağının hiç de farkında değiller gibi.

O derece savunmasız gülüşler yani bunlar..

Acılar ikiye ayrılır; Kıymetliler, kıymetsizler

Şimdi, hangi acı daha kıymetlidir acaba? Şöyle sormalı ya da; güçlünün acı taklidi, güçsüzün "ölüm kadar gerçek olan acı"sını döver mi mutlaka her durumda?

Olaya, iki iki dört eder tarafından bakıldığında mesela, bu mevzunun cebirsel izdüşümünü çıkarmak mümkün olabilir mi? Bir Amerikalının ölüsü, kaç Iraklının kara, pis cesedine eşittir örneğin? Eşit olma ihtimali var mıdır ya da?

Bir rakam bulunabilir mi acaba konuyu açıklığa kavuşturabilecek, matematiksel olarak yani?

Düşünmek lazım, haysiyetin yanında durarak "savaşa hayır" diyen çoğunluğun kaç tanesi, sırf canı istedi diye, "gözünün üstünde petrolün var" savaşı çıkarmaya çalışan bir muktediri "şu kadar doğru, bir yanlışı götürür" hesabıyla nötrleştirir de, insanlık bu baş belasından kurtulur acaba?

Bir de kafasından böyle garip matematiksel hesaplar geçen insanlar ne yapmalı bu durumda? Pozitif bilimler bile yetmez mi diyorsunuz olanları anlatmaya? "İnsanlığın onuru adına biz savaş istemiyoruz be kardeşim" demek bile iyidir belki de...


9 Ocak 2003
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED