|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Birbiri içine geçmiş iki halka tezimizi biliyorsunuz: ABD, Irak konusunda, ilk halkası 'teröre karşı savaş' olan bir politika yürütürken, ikinci halkada 'emperyal düşü'nü gerçekleştirmeyi hedefliyor. Türkiye ve bir çok başka ülke Washington'un ilk halkaya uyan politikalarına ses çıkarmazken, çağdaş bir 'Roma İmparatorluğu' oluşturma niyetini onaylamıyor. Çekişme bu iki halkanın içiçe geçtiği yerlerde yaşanıyor... Başbakan Abdullah Gül'ün devlet içinden yükselen itiraz seslerine de kulaklarını tıkayıp başlattığı inisiyatif, terörle mücadelesinde ABD'yi haklı bulmakla birlikte, Amerikan askerlerinin bölgeye uzun yıllar yerleşmesini engellemeyi hedefliyor. Irak halkının mâruz kalacağı saldırıları durdurmaya da yarayacak bir proje bu. Bölge ülkeleriyle başlayan temaslar önümüzdeki günlerde daha geniş bir ilgi alanına taşınabilecek... Yapılmak istenen, bütün dünyayı kendi toprakları görme eğilimindeki dur durak bilmeyen bir gücü kendi sınırları içinde tutmaktır. Başbakan Abdullah Gül bunun çabasında. ABD dışındaki dünyanın da, geniş anlamda, Türkiye'nin çizdiği sınırları benimsediği görülüyor. Sınırın bir ucunda BM Güvenlik Konseyi'ni 'karar mercii' olarak görmek yatıyor. Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte Rusya, Çin ve AB üyeleri, BM Güvenlik Konseyi'nin Irak'la ilgili kararının beklenmesi gerektiği kanaatindeler. Son zamanlarda İngiltere'nin de bu noktaya yaklaştığı müşahede ediliyor. Türkiye tarafından çizilen sınırın bir önemli unsuru da, 'savaş' ile 'barış' sözcüklerinin değiştirilmek istenen yerlerine itirazdır. İnsanlık tarihi, yüzyıllar boyu, bir ütopya olarak 'sürekli barış' peşinde koştu. Geçen yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran iki dünya savaşında 30 milyona yakın insan hayatını kaybetti. BM, insanlığın 'ihtilâfların barış yoluyla halli' idealinin ürünüdür. Bugünün dünyası, savaşı 'çirkin', barışı 'güzel' görmeye ayarlı bir dünyadır. Belli bir çevrenin, 'barış' sözcüğünü hakir 'savaş' sözcüğünü ise munis gösterme gayretleri, Türkiye'nin girişimleriyle, tersine döneceğe benziyor. Dönmelidir. Bazı çevreler, Türkiye'nin arayışını anlamamakta ısrar ediyorlar; ancak Abdullah Gül'ün başlattığı inisiyatifin en önemli unsuru, uygarlıktan uzak çağları günümüzde hortlatma niyetine "Hayır" denmesidir. 'Teröre karşı savaş', Ortaçağın yüz yıllık savaşları gibi yürütülmek isteniyor; dünyayı tek bir egemen gücün vesayetinde görmek ise Ortaçağ öncesine ait bir anlayıştır. ABD'nin bütün dünyayı askerlerinin postalı altında ezdirme niyetine ve gerekirse yüzyıllar boyu sürecek savaşlara direnişi, Başbakan Gül'ün insiyatifi eliyle, Türkiye örgütlüyor... Dikkat edilirse, bugün, bir hafta öncesinden çok daha farklı bir tablo var karşımızda. Bir hafta öncesine kadar, savaş kapımızda kabul ediliyor ve patlamasına gün biçiliyordu; bugün ise, savaş bulutlarının biraz dağıldığını ve operasyonun ileri bir tarihe atılabileceği beklentisinin yayıldığını görüyoruz. Savaşın mukadder olduğuna dair peşin hükümler yıkılır gibi. Soruna 'barışçı çözüm' arayışları, 'savaş-karşıtı' eylemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte daha kolaylaştı. Şimdi daha dikkatli olunması gereken bir döneme girildiğine hiç kuşku yok. Kendilerine özgü sebeplerle, Washington'daki gözü dönmüş bir kadrodan daha fazla savaş arzulayanlar var aramızda; savaşı ülkemizdeki siyasetin alanını daraltmanın 'meşru' yöntemi olarak görenlerin varlığını da unutmayalım. Bu yüzden, hükümet, neredeyse üç koldan baskılara muhatap. Dünyanın her tarafında 'barış' umutları filiz verirken barış girişiminin sahibi Türkiye'de savaş pazarlıklarının ısrarla sürdürülmek istenmesine de bu gözle bakmakta yarar var. Barışı hedefleyen inisiyatif her şeye rağmen sürmeli.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |