|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kıbrıs konusunda yıllardır, bırakın iktidar partisini, bir muhalefet partisi bile resmi söylemin dışına çıkamamış, bu konuyu devlet alanından siyaset sahasına çekmeye yeltenememişti. AKP ve Tayyip Erdoğan bu konuda bir ilki oluşturdu. Erdoğan seçimlerin hemen ardından, "Annan Planı"nı desteklemiş, çözümden yana olduklarını, söz konusu planın müzakere edilebilir olduğunu ifade etmişti. Yolda bazı yalpalamalar olsa da, AKP "bazılarını ikna etmek" yerine "onlar tarafından ikna edilse" de, Gül ve Erdoğan arasında eğilim farklılıkları ortaya çıksa da, bu tavır temelde değişmedi. En nihayet 28 Şubat'a saatler kala Davos'ta doruğa çıktı. Ve Erdoğan açık ve keskin bir dille Denktaş'ı Kıbrıs'ta çözümsüzlük üretmekle eleştirdi. Arkasından olanlar malum... Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman hemen Kıbrıs'a giderek Denktaş'a destek verdi, dahası Tayyip Erdoğan ve AKP'ye bu konuda açık cephe aldı. Yalman'ın Denktaş'a yönelik bu açıdan şu sözleri dikkat çekiciydi: "Etkinliği hiç azalmayan liderliğiniz ve tarihe iz bırakacak diplomatik çabalarınız nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri adına hayranlık duygularımızı belirtmek isterim..." Org. Yalman bununla da kalmadı... Türkiye adına "askercil bir meydan okuma dili"ni benimsedi. Annan Planını "Akdeniz ve Kıbrıs güvenliğini tehlikeye düşürecek yapay çözüm" olarak nitelerken, bu planın Türkleri azınlık haline getireceğini ima etti. Dahası "Denktaş'ın değişiklik teklifleri dikkate alınmazsa Doğu Akdeniz'in sürekli bir kriz ortamında" yaşayacağını, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ise her tür krizi göğüsleyecek güçte olduğunu", ancak bu durumun kimseye hayır getirmeyeceğini belirtti. Bu tablo üç ciddi sorun üretiyor. İlk sorun Kıbrıs'ta çözümün ve AB konusundaki değişim politikalarının kalıcı bir şekilde tehlikeye düşmesidir. Ünlü basın kokteylinde Genelkurmay Başkanı'nın "Türkün Anadolu'ya hapsedilme süreci olarak tanımladığı" mevcut çözüm girişimlerine karşı, "Kıbrıs'ı Kıbrıs Türklerinin varlığından çok edinilmiş toprak varlığı olarak ele alan, milliyetçiliği böyle kurgulayan, adayı stratejik bir merkez olarak gören ve dış politikayı askeri bakış açısıyla şekillendiren" bu eğilim, "Kıbrıs konusunda siyasetten gelecek her tür çözüm girişimini bir rejim krizi haline getirmeye hazır" görünüyor. İkinci sorun, Türkiye'yi kimin yönettiğinin net bir şekilde tekrar gözler önüne serilmesidir. "Devlet iktidarı ve siyasi iktidar arasındaki bu topraklara özgü ayrım", devlet iktidarının siyasi iktidar üzerine kurduğu tahakküm ve bu asli iktidarın sivillere bağlı olması gereken ordu tarafından temsil edilmesi, yani "bu ülkenin kronikleşmiş temel sorunu" Kıbrıs üzerinden bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Dahası bu kronik sorun Kıbrıs'ın mevcut statüsü tarafından da pekiştirilmektedir. Başka bir deyişle Kıbrıs'ın gerek idare şekli, gerek tanımı açısından bugün olduğu gibi korunması siyasi alanın daralmasını ya da devlet sahasının genişlemesini sağlayan ve doğrulayan ana ideolojik manivela halindedir. Üçüncü sorun AKP hükümetinin ya da Kıbrıs'ta farklı bir çözüm önerisi olacak bir başka hükümetin "bugünkü koşullarda hükümet edebilmesi için bu sorunu çözmek zorunda olması ya da askere boyun eğme gerçeğiyle karşı karşıya kalması"dır. Bu ülkede kontrol ettiği alan şu ya da bu nedenle tehlikeye girdiği andan itibaren devlet kriz yükseltmesini iyi bilir. Bugün Kara Kuvvetleri komutanının yaptığı aslında budur. Bu krizi aşağıya indirmek hep taviz vererek siyasetçilere düşmüştür ve her taviz malum kronik sorunu biraz daha azdırmıştır. Kısacası bugün siyasi iktidarın, sivillerin, demokratların Kıbrıs açısından iki temel meselesi vardır: İçerik açısından özellikle Kıbrıs konusunda toprağa bağlı askeri milliyetçilik fikriyle baş etmek ve rasyonel çözüm önerilerini meşrulaştırmak... Biçim açısından siyasi kararları o kararların sorumluluğunu taşıyan sivil iktidarlar tarafından alınmasını desteklemek; aksi durumlara, bu durumları yaratanların gerekçeleri mantıklı bile görünse itiraz edebilmek... Bunları sindirmek ve gerçekleştirmek belki kolay değildir; ama mümkündür. Ve bu noktada ilk iş siyasi iktidara düşmektedir: Kendi içindeki uyumu sağlamak, ardından kendi alanını savunmak ve iradesi ile bunun yaptırımlarını akılcı bir şekilde kullanmak...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |