|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsanlar elbette yanıltılabilir; Türkiye'nin yakın siyasi tarihi seçmenlerini aldatan politikacılarla dolu. Bu yüzden, özelde siyasiler genelde bütün insanların, hepimizi aldatabileceklerini peşinen kabul etmek zorundayız. Hiç değilse, ben, kendi adıma, yanıltılabileceğimi kabul ediyorum. Bu genel-özel dengesi içerisinde Ak Parti ve önderlerinin de yeri var... İsviçre'nin Davos kentinde, Ak Parti lideri Tayyip Erdoğan, Başbakan Abdullah Gül, bazı bakanlar, milletvekilleri ve hükümete yakın başka kaynaklarla, büyük bölümü ortak mekânlarda olmak üzere, dolu dolu üç gün geçirdik. Sağolsun, Erdoğan, ne zaman bir soru yöneltilse cevap vermekten geri durmadı. Başbakan Gül, başdanışmanı Prof. Ahmet Davudoğlu aracılığıyla bizleri bilgilendirdiği gibi, günlük programının yoğunluğuna rağmen, bazen saatler süren sohbetlere de katıldı, biz gazetecilerle... Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da görüşlerini bizlerle paylaştılar... Bu üç gün içerisinde, hiçbirinden, Ankara'nın Irak konusunda ABD'nin arzularına râm olacağına dair tek bir cümle duymadık, izlenim edinmedik... Başbakan Gül, bir aya yakın sürdürdüğü inisiyatifinden 'barışçı' bir çözüm beklentisini her zeminde tekrarladığı gibi içten sohbetlerde de aynı hislerini aktardı. Ali Babacan, IMF ile ilişkiler, ABD'nin Irak yüzünden maraza çıkarması ihtimaline dair sorularımızı açıklıkla cevapladı; onunla sohbetimizden şu anda endişe edilecek bir durum olmadığı kanaatine vardık... Oysa, gazetelere bakarsanız, bu görüntülerin hepsi yalan: Amerika, onbinlerce askeriyle bugün-yarın Türkiye'ye çörekleniyor... Türkiye, şimdiye kadar gönderdiklerine ek olarak, iki kolorduyu daha Kuzey Irak'a sevk ediyor... IMF de, kredi paketini serbest bırakmak için Türkiye'nin boğazına sarılmak üzere... Bütün bu haber ve yorumlara baktığımızda, hükümet, Irak'a savaşa hazırlanan ABD'nin emirlerini dinliyor... Hükümetin Irak politikasını kör bir 'Amerikan karşıtlığı' zemininde yürütmediğini biliyoruz. Atılan her adım bütün dünyanın –bu arada ABD'nin de– gözü önünde atılıyor. Başbakan Gül, sadece ABD'nin Ankara büyükelçisini istediğinde bilgilendirmekle yetinmiyor, Colin Powell buluşmasında olduğu gibi, Washington'a ilk elden de izlenim aktarıyor. Gül'ün yürüttüğü barış inisiyatifi, esasen, ABD'nin de, ihtilâfı mümkünse 'barışçı yoldan çözme' arzusu taşıdığı varsayımına dayanıyor. Başbakanın, "Başkan Bush da barıştan yana" demesinin sebebi bu... Hükümetin, bir yandan savaşı durdurmaya çalışırken bir yandan da savaş olduğu takdirde Türkiye'nin çıkarlarının zedelenmemesini ön planda tutan hazırlıklar yürütmesi de doğal. Savaş, 'Pandora'nın kutusu'nu açacak uğursuzlukta bir etkiye sahip olabilir; Türkiye buna karşı tedbir almak zorunda. Ayrıca, NATO üyesi olması hasebiyle, Türkiye'nin her hâlükârda yerine getirmesi gereken yükümlülükleri de var; üsleri teftişe açması bu yüzden... Yürütülen politikanın, Başbakan Gül'ün ziyaret ettiği Riyad ve Tahran'da nasıl ilgiyle karşılandığını kendi gözlerimle gördüm; Davos'ta da öyle... Davos ve Strazburg'ta karşılaşılan ilgi daha önce aynı platformlarda başka siyasilere gösterilenin çok üzerindeydi. Savaşı 'çözüm' görmeyen herkes ve her ülke için Türkiye ve 'Gül inisiyatifi' gerçek bir umut haline dönüştü. En yakın müttefiklerinden biri olan Türkiye'de, hiç de 'Amerika-karşıtı' tavra ihtiyacı bulunmayan bir iktidarın, gerçekten büyük bir risk üstlenerek vermeye çalıştığı mesaj, Washington'u da tutumunu yeniden değerlendirmeye sevk edecek güçte. Sadece topraklarını yabancı askerlere açmadığı takdirde Irak'a savaş ihtimal-dışı kalacağı için değil, tavrı 'savaş-dışı' ihtimalleri güçlendirdiği için de, Türkiye ve Ak Parti hükümeti 'anahtar' bir işleve sahip... Hükümetin hepimizin gözü önünde yürüttüğü, her soruya inandırıcı cevaplar yetiştirerek her gün içtenlik sınavından geçtiği Irak politikası, medyaya bakarsanız, bir yanıltmaca... IMF ve Washington baskısı altındaki siyasiler, savaşa girmeye ve ülke topraklarını yabancı askerlere açmaya çoktan karar vermiş bulunuyorlar; yapmaya çalıştıkları ise, düpedüz göz boyamaktan ibaret... Bunu ileri sürenler, bu açıklıkla olmasa bile, "Yanıltılıyorsunuz, sizi aldatıyorlar" demeye getiriyorlar... Bir yanılan ve yanıltan var, ama bakalım, kimler, hangimiz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |