T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mücahit Denktaş, "hain!" Tayyip'e karşı

Kıbrıs sorununun sadece, adadaki statükonun mevcudiyeti ya da kaderiyle değil; bundan daha çok Türkiye'deki hükümetlerin iktidar olma eşiğini atlayıp atlayamamasıyla ilgili olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Ankara'da muktedir olabilmek için, Kıbrıs'ta geleneksel politikadan bağımsız bir öneriye sahip olmak ve bunu uygulatabilmek gerekiyor. Ak Parti ile Kıbrıs sorunu arasındaki ilişki de şimdi tamamen bu eksene oturmuş durumdadır ve iki tarafın birden kazanabilmesi imkansızdır yani; hem statükonun devam etmesi, hem de Ak Parti'nin muktedir olabilmesi sözkonusu değildir.

Böyle olduğunu anlamak için de son günlerde Kıbrıs sorunu etrafında oluşan kümelenmeye; sözümona millici güçlerin işaret almış gibi kısa sürede bir çatı altında toplanmalarına bakmak yeterlidir.

Askerin Kıbrıs çıkarması

Bu kümenin hedefi haline gelen ve çözümü dillendirdiği için neredeyse hainlikle yaftalanmaya kalkışılan Tayyip Erdoğan da "Irak ve Kıbrıs konusunda bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar. Dünün militanları bugün millici oldular" diyerek, hangi zeminde dans ettiğinin farkında olduğunu göstermiştir. Ancak bu yeterli değildir. Kralın çıplak olduğunu iktidar düzeyinde ilk kez ilan eden Erdoğan'ın şimdi de kafasındaki çözümü kamuoyuyla paylaşması gerekmektedir. Tıpkı çözüme sıcak bakmayanların, anlaşma için ayak sürüyenlerin kendilerini ifade etmeleri gibi...

Bu öyle bir ifade kampanyası ki, Annan Planı'nın ortaya çıkmasından sonra yapılan hesapsız hamaset, 40 yıllık edebiyatı bile gölgede bırakıyor. En başta da Denktaş'ın, "Ne yapıyorsam 70 milyon Türk'ün güvenliği için yapıyorum" sloganı geliyor. Geçtiğimiz gün Ada'ya bir "çıkarma" yapan Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman da silahlı kuvvetlerin Denktaş'a hayranlığını ifade ettikten sonra, "Bu davanın her zaman arkasında olduk ve bundan sonra da olacağız" diyerek safları düzene sokmuştur. Son haftaların konjonktüründe; Denktaş'ın arkasında olmak demek Erdoğan gibi, "40 yıldır çözüme ulaşılamıyorsa bunda bir terslik olmalı" diyenlerin karşısında olmaktan başka bir anlam da taşımıyor.

28 Şubat sonrası

Kıbrıs politikalarına yönelik ustalıkı bir kuşatma girişimi tertip ediliyor ve böylelikle, müellifinin hükümet olacağı bir çözüm için bütün yollar ustalıkla tıkanıyor. Bunun bir sonucu olarak askeri çıkarmayla! eş zamanlı, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış da aynı koroya katılmaya ve birlik beraberlik mesajları vermeye zorlanmıştır. Yakış, inanmadığı şeyleri söylemek zorunda kalmış ve "müzakerelerin başarıyla sonuçlanabilmesi için canla başla çalışan KKTC liderliğini"ni Türkiye olarak canla başla desteklemeye devam edeceklerini bile söylemiştir.

Oysa, bakan da çok iyi bilmektedir ki KKTC liderliğinden kasdedilen Denktaş'ın canla başla çalıştığı şey çözüm değil, kaos ve çözümsüzlüğün devam etmesidir. Ne var ki, bu çabası da giderek çelişkilere boğulmaktadır. Mesela, Annan Planı'na karşı çıkarken kah 100 bin, kah 70 bin kişinin yer değiştirmek zorunda kalacağını iddia eden KKTC Lideri, son olarak 50 bin rakamında karar kılmış bulunuyor. Meydanlarda çözüm için toplanan 50 bin kişiye "satılmış" damgasını vuran Denktaş, yer değiştirmek zorunda kalacaklar üzerinden çözümsüzlükte direnmeye devam ediyor.

Direnç boşunadır. Bugün, Denktaş'la özdeş hale gelen çözümsüzlük politikası, 28 Şubat'tan sonra etkisiz hale gelecek ve çözümü önlemenin diplomatik maliyeti ortaya çıktığında, bunun sorumluluları tarih önünde suçlu olacaklardır.

Milli politika!

Herkesin, müzakere denilen şeyin iki taraflı olduğunu ve kazanım kadar elbette kayıp ve tavizler de içerdiğini bilmesi gerekir. Kıbrıs da hallolmuş, hukuken bağlanmış bir konu olmadığı için müzakere gerektirmektedir. Annan Planı, bu müzakere için uygun bir zemin, kazanımlar elde edilebilecek bir belgedir. Çözüm için samimiyet varsa bu plan kazançlı bir belgeye dönüştürülebilir, yoksa "plan tuzaklarla dolu" diye savuşturulup fırsat kaçırılır. Bu ikinci yaklaşım nedeniyle, başta eşit iki devlet statüsü olmak üzere Annan Planı'nın kazandırdıkları gizleniyor, kaybettirecekleri abartılıyor. İnsanlar, bu planın dürüstçe müzakere edildiğine inansalar, plana belki Denktaş'tan daha çok karşı çıkacaklar ama, yılların çözümsüzlük politikası bu itimatı imkansız kılıyor. Herkes artık, Denktaş'ın karşı olduğu şeyin Kıbrıs için iyi olacağını düşünüyor.

Planda tuzaklar olduğunu söyleyen Denktaş, 28 Şubat'tan sonra bir tarafı AB'ye girmiş diğer tarafında "işgalci" olarak tanımlanan bir ordu ile ambargo ve izolasyona mahkum edilen bir ada tablosunun içerdiği tuzakları gözlerden kaçırıyor. Buna da "milli politika" adını veriyor.

Milli politika ve milli çıkar, Türkiye'nin dış politikasının el freni olmayan çözülmüş ayakları üzerinde durabilen Kıbrıs'ta yatıyor.


29 Ocak 2003
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED