|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hangi senenin yazıydı unuttum. Temmuz muydu, Ağustos mu, o da uçmuş. Aylardan bir ay, yıllardan bir yıldı işte. Yaz olduğu kesin. Köşe başında durmuş karpuz satan posbıyıklı adamdan iki iri karpuz alıp eve gelmiştim. Dirseğimle zile basmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Yorgunlukla mutfağa değil, salona girdim, karpuzları koltuğa bıraktım. Bir koltuğa iki karpuz sığmıştı zor da olsa. Ama daha fazlasını sığdıranlar var; şarkıcılık, oyunculuk, yazarlık... Kim? Pakize Suda. Bıraksalar, siyasete bile atılır da, anladığım kadarıyla niyetli değil. Yoksa, havada karada suda başarır. Herhalde az uyumayı göze alamıyor... Baksanıza, başbakan günde üç saatlik uykuyla yetinmek zorundaymış. Neyse. Adı geçen esere pardon yazara dönelim. Kimileri yazılarını okuduğunu söylemeye çekinse de çok okunan yazarlardan. Kim niye utanır, orasını bilemem. Belki yarası olan hesabı. Lafı eğip bükmeden yazıyor, dobra dobra. Olabildiğince yalın, açık sözlü, fazlasıyla dürüst. Bu böyledir diyor, kadınlar şöyledir, erkekler şöyle; aşk da böyle... Kimseden itiraz yükselmediğine bakılırsa galiba doğru söylüyor. Her yazısı, gediğini usulca bulan bir taş gibi. Birçoğu internette dolaşıp duran yazılarını bir kitapta topladı. Kısa sürede iki baskı yaptı. Daha da yapar. İtiraf zannedilme endişesiyle kitabın adını söylemesem de isteyen bulur. Bir ipucu: Ağız tadına önem veren bir köşe yazıcısı o. Ve hürriyetine düşkün. "Ben Pakize Suda. Size el değmemiş bir konu vaat etmiyorum. Ama aşka doyulmaz. Kendisine doyulsa lafına doyulmaz. Zaten aşk dediğiniz de laftır bir nevi. Aşkın gözü kördür gerçi, ama fazlası göz çıkarmaz. Postacı kapıyı iki kere çalar, ancak aşkın kaç defa çalacağı hiç belli olmaz. Hiç uğramadığı da çoktur. Bazen çalındı gibi gelir, açar bakarsınız, kimse yok. Mahallenin veletleri dokunup kaçmışlardır. Ne bileceksiniz, her seferinde kanmış olursunuz. İsterseniz araştırıp soruşturun, aşktan kim ölmüş, kim gülmüş." Kitabını bu ifadelerle tanıtıyor. Bir de itiraflarından birkaç satır... "Anacım, hani ben bazen ders çalışmak için odaya kapanırdım da sen, 'Aman kırk yılda bir ders çalışmaya kalktı, gürültü etmeyelim' diye evin diğer fertlerini sustururdun ya... Ben odada Tommiks, Teksas, Red Kit okurdum. Ancak pişman değilim. İnan ki çok faydalı bilgiler edindim. Sonradan rahmetli Turgut Özal'ın da aynı kitapları okuduğunu duyduk. Anlayacağın, benim de devlet büyüğü olmam işten değildi ama nerede yanlış yaptım bilmiyorum, küçük bir vatandaş olarak kaldım."
VAY MY BUTTERFLY
Anlatan: Ömer Erdem
Soğuk bir kış akşamı Cevdet Karal'la Enis Batur karşılaşırlar. Kaşgar'ın son sayısını verir, birinci şair ikincisine. 280 sayfalık dergi... Birinci hamur kâğıt... Bakar ve şöyle der Enis Batur: "Batacaksınız!.." Yıllardan beri Yapı Kredi Yayınları'nın sanat yönetmenliğini yürütmekte olan muhatabına, zarif bir cevap verir Cevdet Karal: "Biz banka değiliz ki batalım!" İkinci Bölüm:
ABD'NİN GÖRDÜĞÜ
Nasıl bakarsan, öyle görürsün. Kuraldır. Amerika, bütün âleme olduğu gibi, Ortadoğu ülkelerine de ters bakıyor. Dünya tek kutuplu olalı beri iyice ters bakmaya başladı. "Hot-zot" ile kendi keyfine göre yola getireceğini sanıyor herkesi. Halbuki Dünya tarihi, bu kafada olan bütün imparatorlukların er-geç değil, tez vakitte çöktüğünü göstermektedir. İran'a ters bakınca ne görüyor? Şunu: Nari. Suriye'ye ters bakınca; Eyirus. Irak'ta gördüğünü ise kendiniz tahmin edin. Böylece, saldırmadaki şehvetin sebebi de anlaşılabilir.
GÜNÜN SÖZÜ
Bin kere vaadedeceğine, bir kere vaadini yerine getir.
PLAN ANNAN PLANINI BEĞENMEDİK. BİR PLAN DA BABBAN YAPSIN GÖRELİM.
KASIRGA Kıbrıs'ta kasırga çıkmış. Sonunda olacağı buydu! Meltem çıkarsa şaşmak lazım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |