T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bir eğitim savaşcısı ve sivil toplum öncüsü

Anadolu insanı büyük bir değişimin eşiğinde olmanın acılarını yaşıyor. Ya ekonomik, siyasal ve kültürel alanda ayak uydurmaya çalıştığı Avrupa ülkelerini yakalayacak ya da onlarla yarışmaktan vazgeçip, kendi sınırlarının gerisine çekilecek. Başka bir deyişle söylersek, ya Bağdat'a yönelecek, bir üçüncü dünya ülkesi olacak ya da Brüksel'e yönelip, her alanda uluslararası standartları yakalamış bir dünya ülkesi olacak.

Toplumların değişimi eğitimle olur. Eskiden gelir farkı önemliydi, şimdi ise eğitim farkı önemlidir. Toplumların değişiminde belirleyici olan gelir seviyesi değil, eğitim seviyesidir. Dünyanın hiçbir ülkesinde eğitim seviyesi düşük, gelir seviyesi yüksek toplum yoktur. Toplumların ürün, hizmet ve bilgi üretme hacmini eğitimli insangücü büyütür. Topal bir demokrasi ve çarpık bir pazar ekonomisiyle Almanya'nın üretim gücüne ulaşılmaz.

Geçen hafta sonu, bir eğitim savaşcısı ve bir sivil toplum örgütü öncüsü Akif İnan'ın ölümünün üçüncü yılında, kurucusu olduğu Eğitimciler Birliği Sendikası tarafından düzenlenen toplantıda anıldı. Erdem Bayazıt, Şevket Sezer, Şaban Abak ve ben, onu değişik yönleriyle tanıtan konuşmalar yaptık. Taner Yüncüoğlu sazıyla, bestelediği şiirlerini seslendirdi. Öğrencisi Emine Kocaman onun Filistinlilerin gönlünü fetheden şiiri Mescid-i Aksa'yı okudu. Kapanış konuşmasını Genel Başkan Ahmet Gündoğdu yaptı.

İnan sanatı eylemin yeri doldurulamaz kaynağı olarak görürdü. Çünkü sanat ve eylemi imanın iç ve dış dünyaya açılan kapıları olarak düşünürdü. O kutsal gelenekten kaynaklanmayan sanat ve eylemin derin ve uzun ömürlü olamayacağının bilincindeydi. Eylemsiz sanat güçsüz, sanatsız eylem de kalıcı olmazdı. Sanatın derinliği, eylemin yalınlığı birbirini besler büyütür. İkisi arasında doğru orantılı bir ilişki vardır.

O yıllar önce eylemin topluma yansıyan en somut yüzlerinden biri olan sivil toplum kuruluşlarının gücünü öngörerek, bir avuç arkadaşıyla EĞİTİMBİRSEN'in temellerini attı. Örgüt şimdi Türkiye'nin değişik şehir ve kazalarında binlerce üyesi olan güçlü bir eğitim ve sivil toplum kuruluşu oldu. Örgüt toplumun belkemiğinin bir yandan eğitim seviyesini artırırken, diğer yandan da ekonomik hayatın merkezine giden yolu genişleterek güçlendiriyor.

STÖ'leri, genel ve yerel seçimler dışında hiçbir yaptırım gücü kalmayan toplumsal merkeze, yeni bir güç kazandırmanın en etkin ve en güçlü kurumlarıdır. Temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçmede ve geçilmez oldukları kadar, yerleri de doldurulamayan kuruluşlardır. Onlar devlet bürokrasisiyle toplumun merkezi arasında köprüdürler. Toplum merkezinin yeniden yapılandırılmasında onlara çok büyük görevler düşüyor.

Türkiye Tanzimat'tan bu yana, toplumu değiştirmenin yolunu kendi kültüründen daha çok Batı kültürü içinde aradı. Anadolu insanın değerleri reddedilerek, Batılıların değerlerinin benimsenmesi bir devlet politikası haline getirildi. İlk öğretimden yüksek öğretime kadar bütün eğitim kurum ve kuruluşları, seküler değerlere endeksli bir biçimde yeniden dizayn edildi. Bu dönüşümde en büyük işlevi eğitim kurumları yüklendi.

Eğitime dönük STÖ'leri Türk toplumunun omurgasının güçlendirilmesinde çoğunluğun hem temsilcisi hem de sözcüsü olmak zorundadırlar.

Dünün eğitim anlayışıyla bugünün öğretim sorunlarını çözmek mümkün değildir.

İthalatcı eğitimle, ihracatcı ülke olunmaz.


29 Ocak 2003
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED