T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yeni bir medeniyet tasavvuruna doğru... (2)

İnsanlık tarihini, vahiy ile paganizm (=putperestlik) arasındaki mücadelenin tarihi olarak görebileceğimizi söylemiştim. Bunu, her tür paganizm biçiminin dölyatağı sekülerizm olduğu için vahiy ile sekülerizm arasındaki mücadele olarak da adlandırabiliriz.

Pejoratif ("gündelik dildeki sığ ve gelişigüzel") algılanış biçimiyle, din ile devletin birbirinden ayrılması olarak görülen; ama akademik bir dille söylemek gerektiğinde, dinin sunduğu düşünsel, kültürel, toplumsal ve siyâsî paradigmaların otorite, hegemonya ve meşruiyet kaynağı olmasının yasaklanması veya meşrû görülmemesi anlamında sekülerlik, elbette ki, modernliğin icadı olan bir teori ve pratiktir. Ama bu mücadelenin tarihi, modern sekülerliğin tarihiyle sınırlandırılamaz. Bu mücadele Hz. Adem'le birlikte başlamıştır ve halen de süregitmektedir.

Nitekim Batılı düşünürlerin de ifade ettikleri gibi modern sekülerlik, modern paganizm biçimlerinin bir başka adı ve temel kaynağıdır. Bu açıdan bakıldığında, modernlikle postmodernlik arasında esaslı bir kopuştan sözetmek zordur: Modernlik, Tanrı'yı yeryüzünden kovmuş, yerine insanı yerleştirmişti (=birinci sekülerleşme süreci / Gellner).

Postmodernlik ise, siyasi, ekonomik ve toplumsal düzlemlerde azmanlaşmaktan kurtulamadığı görülen İnsanı (Kartezyen Özne'yi) tahtından indirmeye çalıştı. Ama bu çaba, ayartıcı ve baştan çıkarıcı şekiller aldı ve bu kez insanın ilkel dürtülerini, açgözlülüğünü, bencilliğini kutsamakla sonuçlandı: Kültür endüstrisi yoluyla her an yeni idoller, din-dışı kutsallar üretti. İnsanın duygu dünyasını kışkırttı; film, müzik, internet, spor ve televizyon endüstri yoluyla insanın ilkel hazlarını, dürtülerini, iştihalarını putlaştırarak, insanı bu kez ilkel hazlarının, dürtülerinin ve iştihalarının kölesi yaptı.

Postmodern toplum, film, müzik, internet, televizyon ve spor endüstrisinin her an yenilerini ürettiği din-dışı kutsallıklarda patlama yaşanan, dolayısıyla yeni-paganizm biçimleriyle insanın insânî özelliklerini bastıran, "hayvânî" özelliklerini putlaştıran; dolayısıyla medya yoluyla insanları kontrol ve manipüle eden; sanal ve sahte dünyalarla uyuşturan, uyuzlaştıran; geçici, yanılsatıcı hazlar, arzular, iştihalar ve seküler tapınma biçimleri üreterek insanı hem kendisine, hem çevresine, hem de dünyaya yabancılaştıran "pornografik" ve tekno-pagan bir toplumdur (=ikinci sekülerleşme süreci).

Böylesi bir ortamda yepyeni barbarlıkların, vahşiliklerin, sömürü biçimlerinin geliştirilebilmesi mümkün olmakta; bütün bu olup bitenler karşısında insanoğlu varoluş, direniş, insanlığın/ın onurunu koruma imkânlarını, "duyargalarını" ve yetilerini yavaş yavaş kaybetmekte; sonuçta pornografik ve tekno-pagan bir toplumda ve dünyada, insanlar duyarlıklarını yitirdikleri, ontolojik bir yabancılaşma duygusu yaşadıkları için yeni-barbarların ve yeni-paganların dünyaya keyiflerine göre çeki düzen verebilmeleri, hatta tüm yapıp ettiklerini baştan çıkarıcı ve gözboyayıcı şekillerde meşrulaştırabilmeleri kolaylaşabilmektedir.

Görüldüğü gibi, sekülerizm biçimleri yeni paganizm biçimlerini kışkırtmakta; yeni paganizm biçimleri de sekülerizm biçimlerini kolaylıkla meşrûlaştırabilmekte ve küre ölçeğinde yaygınlaştırabilmektedir.

Vaziyet böyle gittiği sürece, varılacak sonuç, yepyeni barbarlıklar, sömürüler, felâketler ve savaşlar olacaktır.

Bu gidişâtı önlemenin tek yolu var: İnsanlığı yeniden vahiy'le buluşturmak. Vahiy, insana, insanlığını ve sorumluluğunu hatırlatacak; doğa, kozmik dünya, Tanrı ve insan arasındaki ilişkileri yeniden harmonik bir şekilde rayına oturtmasını sağlayabilecek bir anahtar sunacaktır.

Atladığımız yakıcı bir gerçek var: Bugün vahiy'le ilişkisini sürdürebilenler –yaşanan onca acıya / travmaya rağmen- sadece Müslüman toplumlardır. Bu şu demektir: Yeniden insanca bir dünya icat edilebilmesi, Müslümanların ellerindeki bu imkânın ne denli sarsıcı, muhkem ve muhteşem bir imkân olduğunu kavrayabilmeleriyle ve ardından da evrensel sorumluluklarını hakkıyla yerine getirerek ufuk ve çığır açıcı, kapsamlı ve kuşatıcı bir entelektüel, kültürel, siyâsi performans ortaya koyabilmeleriyle mümkün olabilecek bir şeydir.

Özetle, Müslümanların insanlığın sorunlarına evrensel ölçekli cevaplar üretebilecek yeni bir medeniyet tasavvuru geliştirmek gibi zorlu, asîl ve tarihî bir görevleri var.

Zaman-mekân mesafesinin ortadan kalktığı, iç sorunlarla dış sorunların içiçe geçtiği, her şeyin küre ölçeğinde cereyan ettiği bir zaman diliminde bu yeni medeniyet tasavvurunun ilgi ve kapsama alanının küresel ölçekli olması zorunludur.

İşte Hadîd Sûresi'nin 25. âyeti bize, küresel ölçekli evrensel bir medeniyet tasavvurunun nasıl hayata geçirilebileceğinin ipuçlarını hem de son derece çarpıcı ve kapsamlı bir şekilde veriyor: "Andolsun ki biz elçilerimizi açık açık bürhanlarla [belgelerle / delillerle] gönderdik ve insanların adâleti ayakta tutmaları için, [elçilerimizle birlikte] Kitâb'ı ve Mîzân'ı indirdik. Bir de kendisinde hem çetin bir sertlik, hem de insanlar için menfaatler bulunan hadîd'i [demiri] indirdik. Çünkü (bununla) Allah, kendisine ve peygamberlerine gıyaben kimlerin yardım edeceğini belli edecektir. Şüphesiz ki Allah, en büyük kuvvet sâhibidir, yegâne galiptir." (Çantay meali)

Dikkat ederseniz Allah, burada müminlere hitap etmiyor; bütün insanlığa hitap ediyor ve insanlığın sorunlarının hâl yoluna konulmasının Kitap, Mîzân ve Hadîd dinamiklerinin hayata geçirilmesiyle mümkün olabileceğini hatırlatıyor bize.

Ve bu işi doğrudan peygamberlere yüklüyor. Artık peygamber gelmeyeceğine ve âlimler de peygamberlerin vârisleri olarak açıkça beyan edildiğine göre, bu işi, bugün benim gönül, zihin ve eylem "er"i olarak tanımladığım öncü kuşak'lar yerine getirmekle mükellefler.

Sonraki yazılarda sadece bu âyetten yola çıkarak, insanlığın sorunlarına cevap üretebilecek yepyeni bir tarih felsefesinin ve medeniyet tasavvurunun nasıl geliştirilebileceğini, vahyin soluğunun tüm insanlığı nasıl yeniden diriltebilecek hayat ve hayatiyet kaynağı sunduğunu göstermeye çalışacağım...


29 Ocak 2003
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED