T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türk politikası...

Dalga Türkiye'yi de etkiliyor. Oluşan güç haritasında öne çıkmak gayreti ve milli çıkar refleksi sadece sıcak çatışmaya, yağan bombalara, Ortadoğu'ya yığılan askeri birliklere endekslenmiş durumda.

Ortada "etik bir erozyon" var...

Savaşın yol açtığı, açabileceği kayıplarla, tahribatlarla ilgilenen, bunlardan kaygı duyan yok denecek kadar az. Basın her zaman olduğu gibi başı çekiyor, ABD'nin "psikolojik harekat adımlarının gönüllü unsurları" gibi davranıyor, düşman tanımlıyor, düşmanı vahşi ilan ediyor. İşin asli kısmıyla, oluşan düzenin iç siyasi kıvrımlarıyla değil, silah yönüyle, kanlı magazinel yönüyle ilgililer. Dolayısıyla olup bitenin çapı ve derinliğini ne anlıyorlar ne de anlatabiliyorlar.

Ortada "siyasi bir erozyon" var...

Olup biteni siyaseten okuma çabası iyice buharlaşmış durumda. Siyasiler ne bölgenin, ne Asya'nın, ne Avrupa'nın kartlarını ne de başlayan çatışmanın muhtemel iç ve dış siyasi etkilerini düşünebiliyor. Medyatik ve siyasi arena dün Afganistan'a asker gönderilmesi "itişmesi"ne kilitlenmiş durumdaydı,

Bugün aynı "oyun" Irak konusunda oynanıyor... Ve oyunun dinamikleri ülke vatandaşlarının orta vadedeki çıkarlarını akla getirmekten çok uzakta...

Aslında bunlar çok da şaşırtıcı değil...

ABD'nin güçlenmek çabasının bu gücün özellikle siyasi açıdan paylaşmasını gerektirdiğini, bu paylaşımın şimdiden devreye girdiğini, AB, Rusya gibi aktörlerin bu açıdan öne çıktığını görmekten aciz olmak için herhalde ancak Türkiye de yaşıyor olmak gerekir.

Aynı şekilde, yeni dengede önde yer almanın sadece asker ve sadakat sunarak yapılacağını sanmak, bu yolla uluslararası merkezin, onun dışındaki ucuz hizmetkarları haline gelindiğini farketmemek için de, buraların "siyaseten zehirli hava"sını solumak gerekir.

Ama son bir çabayla şunu yine de söylemek gerek:

Yeni dengeler henüz oluşmadı; sadece oluşmakta.

Bunu anlamak için AB'nin, Almanya, Fransa, Belçika ve diğerlerinin tavrını izlemek yeterli...

Bugün müthiş bir itişme ve dağınılık yaşanıyor. Mevcut düzenleyici kurumlar, uzlaşmaya dayalı uluslararası değerler, yaptırım kurumları işlevlerini kaybediyor.

Bunların başında NATO var. Muhtemelen BM sırasını bekliyor.

Peki daha sonra ne olacak ?
Karanlık bir döneme doğru mu gidilecek ?
Yeni uluslararası dengeler nasıl oluşacak ?
Bunlar oluşana kadar neler yaşanacak ?

Globalleşmenin geldiği noktada yol açtığı fakirleşme dalgası, buradan üreyen dini, kültürleri, milliyetçilikleri içine hapseden aşırı kutuplaşma ne tür yeni siyasi biçimlere, aktörleşmelere zemin hazırlayacak ?

Bu durum özellikle Ortadoğu'da ve İslam dünyasında nelere gebelik yapacak ?

Bu sorulara verilecek yanıtlar hayatidir.

Ankara'nın bu soruları kendisine sorup sormadığı, soruyorsa yanıt arayıp aramadığı belli değil.

Kaldı ki, aşırı ve kontrolsuz aktif olması halinde Türkiye'nin içte ve dışta bu savaşta kaybedeceği çok şey var. "Siyasi ve etik erozyon"u gidermenin tek yolu var aslında:

Hızla AB'nin merkezine askeri olarak değil, demokrasi girişimleriyle siyasi olarak kaymak...



14 Şubat 2003
Cuma
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED