T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Barışı isteme cesareti

Şayet Irak gerilimi savaşsız sona erebilirse, bunda hiç şüphesiz Türkiye'nin tarihi rolünden bahsedilecektir.

Türkiye, önce "bölgesel zirve"yi devreye sokarak Amerika'nın savaş histerisi önünde çok haklı bir barış girişimi gerçekleştirmiştir. Amerikalılar bu barış girişiminden "çok memnun" olduklarını seslendirseler de, bizdeki Amerikalılar'ın barış çabasını "Üçüncü Dünya refleksi" olarak niteleyen tepkisinden de anlıyoruz ki bu iş Amerika açısından pişmiş aşa soğuk su gibi algılanmıştır.

Önce Türkiye-NATO gerilimi tarzında sunulan NATO olayı da geldiği noktada Türkiye'nin ikinci barış atağına dönüşmüştür. Evet Türkiye NATO'dan yardım istemiştir. Böyle bir yardım talebine, henüz savaş ortamına girilmediğini düşünen ve Amerika'nın tavrına karşı olan Fransa-Almanya cenahının karşı koyacağı beklenmesi gereken bir şeydir. Nitekim bu iki ülke yardım talebi çerçevesinde istenen silahların verilmesine karşı çıkmışlardır. Amerika bu tavrı, önce "Türkiye'ye karşı Avrupa'nın mesafeli tutumu" çerçevesinde takdim etmiş ve bir Türkiye-Avrupa gerilimi oluşmasını teşvik etmiştir. Türkiye medyasında da bu yönde algılamalar olmuşsa da Ankara hadiseyi tam böyle algılamamış, "Olayın Amerika ile Avrupa arasındaki tavır farkından kaynaklandığı" görüşünü seslendirmiştir. Avrupa cenahından yapılan açıklamalarda da Fransa-Almanya ve Belçika'nın "Türkiye'nin desteklenmesi isteği"ne karşı vetosunun Türkiye'ye karşı bir tavır olmadığını, olayın "savaş mantığı"na karşı duruş anlamı taşıdığını bildirmişlerdir. Yani bir anlamda "Hani ortada savaş yok ki tehdit olsun, barış sürecini zorlamalıyız" tarzında bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu aslında Türkiye'nin sürdürdüğü "son ana kadar barış" tezine uygundur.

Ve dün...

Almanya Başbakanı Schröder'in Alman Parlamentosu'nda yaptığı konuşma...

Schröder'in altını çizdiği hususlar şunlardır:

-Barışı aramaya en küçük ihtimal olsa bile devam etmeliyiz. Buna "barışı arama cesareti" diyorum.

-Irak'ın silahsızlandırılmasına ve ve bundan sonra etkin bir denetim altına alınmasına evet.

-BM Güvenlik Konseyi'nin 1441 sayılı kararı, Irak'a müdahaleyi değil, Irak'ın silahsızlandırılmasını öngörmektedir ve silah denetçileri bu alanda umut verici çalışmalar yapmaktadır. Gerekirse silah denetçilerinin sayısı artırılmalı, süresi uzatılmalı ve silahsızlandırma devam etmelidir. Zaten 1991'den beri Irak'a karşı silahsızlandırma projesi devam etmektedir.

-BM Güvenlik Konseyi'nin Rusya, Çin gibi daimi üyeleri de savaşa karşıdır.

-Savaş bölgeyi daha karmaşık bir ortama sürükleyecektir. Terör artacaktır.

-Türkiye'ye NATO yardımında bir sorun yoktur. Böyle bir yardım zarureti ortaya çıktığında en modern silahlarla Türkiye'nin savunmasına katkıda bulunulacaktır.

Almanya Başbakanı'nın konuşması Irak gerilimini "silahsızlandırma" eksenine oturtmakta ve eğer gerilim "silah" konusundan çıkıyorsa, bunun etkin denetimlerle ve BM marifetiyle hallolabileceğini ihsas etmektedir. Bu değerlendirmenin satır aralarında, gerilimi başka hesaplarla, mesela bölgeye yerleşmek ve bölgenin kaynaklarını kontrol etmek amacıyla tırmandıran çevrelere "hesabınızı görüyoruz ve bu hesaba alet olmayacağız" mesajı vardır. Fransa, Almanya, Rusya ve Çin, elbette ki platonik barış tutkularından veya Irak'ın savunulması kaygısından dolayı değil, Amerika'nın büyük oyununu bozmak amacıyla ve bu bugün barışı gerektirdiği için Amerika'nın savaş histerisine karşı koymaktadırlar. Neylersiniz ki barış da, kurtulacaksa, bazan böyle çıkar hesapları arasından kurtuluyor.

Burada "kurtulacaksa"nın içeriğinin, bugün barışa sahip çıkar görünen ülkelerin, bunu, bugün artık "Fransız üslubu diplomasi" diye bilinen ve son anda "güçlüden yana yamulma"yı ifade eden bir tavırla, bir pazarlık unsuru olarak görmeleri ve son anda Amerika'nın yanında yer alma ihtimalini ifade ettiği tahmin olunabilir.

Almanya Başbakanı'nın bu arada tavırlarının Türkiye'de algılanma biçimindeki olumsuzluğu görmesi ve bu olumsuzluğu telafi çerçevesinde sözler söyleme gereği duyması barış için iletişim ortamı doğmasında olumlu katkılar sağlayabilir.

Evet, Türkiye samimiyetle barışı isteyerek, birçok dinamiğin harekete geçmesine vesile olmuştur. Barışın tarihi yazılabilirse bunun altı çizilecektir.

Büyüyen barış söylemi, Amerika'yı her gün biraz daha "Irak'ın silahsızlanması" mı yoksa "emperyalist hedefler" mi sorgulaması ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Avrupa'nın tavrı geç kalmış bir tavırdır. Rusya ve Çin düşük profilli bir barış yanlılığı veya savaş karşıtlığı sergilemektedir. Schröder'in "barışı isteme cesareti" dediği şey, gerçekten variddir. Türkiye, o cesareti gösteren ülkedir, asıl sınavı verecek olanlar da Avrupa ile birlikte BM Güvenlik Konseyi'nin daimi veya geçici üyeleridir.


14 Şubat 2003
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED