|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Çocukluğumuzdan beri Yunanı denize dökerek istiklalini kazanmış bir millet olmakla övünen söylevler dinleyerek büyüdük. Denize döktüğümüz Yunan konjonktürün yumuşamasıyla meçhul/soyut bir 'düşman'la yer değiştirse de 'denize dökmek' aynı zamanda bağımsızlık, cumhuriyet demekti. "Denize dökmek" metaforu Cumhuriyet elitinin varlığını ve devrimlerini meşrulaştıran, bir tür yeni tarih yazımına karşılık gelir/di. 'Kan dökmek'ten daha romantik çağrışımı olan "denize dökmek" eylemi ile bunun gerçekleştiği mekanın/şehrin ortak çağrışımlarından istifade ile yeni Türk imgesi inşa edilmek istenmişti belki de. Anlaşılan o ki, Yunan'ı/düşmanı "denize dökmek"le gurur duyan bir ulusun "İzmir'in kavakları" marşıyla güne başlaması arzulanmıştı. İzmir'de düşmanın denize dökülmüş olması hep hafızalarda canlı tutulmuş ama "dökülen kan"lar çoktan unutulmuştu. Mehmet Akif bu anlamda dökülen kanların şairi, bunun davacısı bir mücadele adamıydı. "İzmir'in kavakları/ dökülür yaprakları" sözleriyle başlayan dizeleri yazan devrin şairleriyle istiklal şairinin yolunu ayıran şey; 'dökülen kan'ın yerine ikame edilmek istenen 'denize dökülen' imgelemi denilse abartı sayılmaz. Kurtuluş şarkısı olarak İzmir'in kavakları mırıldanan yeni Türk imgesinin 'hayasız akına karşı gövdesini siper' eden Türk'ün yerini alması istenmiştir. Yeni bir ulus inşa ederken buna uygun metaforlar seçilmişti. Zaten resmi ideolojinin temellerini oluşturan Türk modernleşmesi de metonimik özellikler taşır. Cumhuriyet elitinin bir din gibi yerleştirmek istediği, hedeflediği modernleşme, çağdaşlaşma, batılılaşma içselleştirilmiş bir kavramsal bütünlükten çok simgeleştirilmiş parçalardan ibaretti. Modernleşmenin simgesel boyutu kavramsal içeriğinden öne çıkmasına ragmen doğasının yeterince anlaşılmamasının nedenlerinden biri de bu projenin semiolojik okumaya tabi tutulmamasıdır. Parçanın bütünün yerini tuttuğu, kavramsal içerikten çok biçimsel göstergelere değer verildiği ve bundan ibaret sanıldığı bir dönüşüm projesinin ateşli savunucularının iş başında olması nasıl izah edilebilir.
Denizden çıkan Amerikalılar
Önceki gece Amerikan askerlerinin İskenderun limanına çıkarma yaptığına ilişkin haberleri okuyunca ister istemez "biz nerede, kimi denize dökmüştük" diye sormadan edemedim. Varlığını denize dökerek kazandığı zafere borçlu bir ulusun denizden yapılan bir çıkarma ile varlığını sürdürmek istemesi/zorunda kalması arasında ilişki kurmamak mümkün değil. Dökülen kanların davacısı olmaktan vazgeçmeye ikna edilmiş bir toplumun varlığını sürdürebilmesi adeta denizden çıkacaklara bağlı hale getirilmiştir. Artık denize dökerek değil denize dökmemek söylemi üzerine kurulu bir mevcudiyet söz konusu. Türkiye'yi yönetenlerin, denizden çıkarma yapanlara ses çıkarmamak zorunda kalmaları ile Türkiye'yi bugüne getirenlerin varlıklarını denize dökmekle sınırlandırmış olmaları arasında hiçbir ilişki olmadığı söylenemez. 'İzmirin kavakları' marşıyla uyanan kadroların bir gece İskenderun limanından çıkarma yapan Amerikan askerlerine karşı tepkisiz kalmasında şaşılacak bir şey yok. Hesaplaşmasının cesametini İzmirin kavaklarıyla sınırlı tutanlar utandıkları, terk ettikleri Türk imajının dirilmesinde de korkacaklardır. Metaforlar bazen çok şeyi anlatıyor. Hamaset üzerinden bile medeniyet hesaplaşmasına gidilebilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |