|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir koyundan kaç post çıkarabilirsiniz? Ya da bir konuşmadan kaç yorum? Hele yarıdan çoğu "yazılmamak kaydıyla" yapılmış bir konuşma ise... Yeni Şafak'ın yazarları ve muhabirleri ile Tayyip Erdoğan'la iki saatlik bir beraberliğimiz oldu. İşte şimdi o beraberliği yazmaktayız... Özet zor hesap... Ak Parti lideri, muhakkak ki, hükümette yer alan kadrolarıyla aynı anda, "zor bir hesab"ın içinden çıkabilme mücadelesi içindeler. Duyguları ile zihinleri buluşuyor, ayrılıyor. Doluya konup almayan, boşa konup doldurmayan bir dünya hesap söz konusu. Tayyip Bey'in hesabı bu yıl ödenmesi gerekli 73.5 milyar dolarlık borç ve faizinin ödenmesi gereği ile başlıyor, IMF ile pazarlıklar, Amerika ile IMF ilişkileri, Rize gezisinde kapısını çalan işsizler ordusunun beklentileri ile devam ediyor ve gelip Irak'a dayanıyor. Sonra Amerika'nın muhtemel "hesap"larının "hesab"ı yapılıyor. Bunun içinde en başta Amerika'ya güvenilip güvenilemeyeceğinin "hesab"ı var. Amerika'nın bölgeden yola çıkarak gerçekleştirmeyi hedeflediği stratejik hesaplarına güvenilebilir mi, Amerika'nın ekonomik, siyasi, askeri alanda verdiği sözlere güvenilebilir mi, hatta "yazılı" olarak verdiği güvenceler, değişik ortamlarda da güvence niteliği taşıyabilir mi? "Güven hesabı"ndan sonra, Türkiye'nin Amerika ile birlikte hareket etmesinin ve etmemesinin "hesabı"na geçiliyor. Orada da müphemiyetler arasından değerlendirme üretmeye çalışılıyor. Sonra Ortadoğu İslam ülkelerinin Amerika'nın baskkılarına ne kadar direnebileceğinin veya direnmeyeceğinin, Amerika'nın Avrupa'da gerçekleştirdiği parçalanmanın, Fransa, Almanya, Belçika, Rusya ve Çin'in Irak olayında Türkiye kadar "yangına yakın" olmamasının ve "belki de hat değiştirme" ihtimalinin "hesab"ı... Hatta İran, Libya, Sudan örnekleri de anılarak, Amerika'ya rağmen hareket etme halinde "yalnızlığa itilme"nin "hesabı" yapılıyor... Bütün bu hesaplardan ne mi çıkıyor? Tayyip Bey'in "duygusallıktan arınarak" dediği, "karar verme sorumluluğu noktasında olmanın gereği" saydığı, "komşudaki yangına bigane kalamayız" diyerek duygularını gemlediği, "karar sürecinde yer almalıyız" gibi bir reel-politikle alakalandırdığı ama gene de "peşin teslim olmama hassasiyeti ile bütünleştiği"ni düşündüğü, "sadece sözlü güvene bağlamama" gibi bir "hassasiyet" zeminine oturtmak istediği, gene de "Türkiye için herhangi bir iktidardan daha fazlasını temin edeceğine inancı"nı belirttiği bir çerçeve çıkıyor... Bu çerçeve içinde Amerika ile müzakereler sürüyor. "Tezkere gerilimi"nde henüz belirlenmiş bir takvim yok. "Yazılı güvence"ler alınmadan, ne 21 Mart için ne de daha sonrası için "tezkereleri Meclis'e getireceğiz" gibi bir taahhüt seslendirilmiyor. Bu, iktidarın tavrı açısından bir "dik duruş" gibi görünse de, Amerika'nın nihai bir "Zihin okuma"da, Ak Parti liderliğinin bir biçimde "iknaya yatkın" olduğu kanaatine ulaşacağını tahmin etmek zor değil. Yanlış algılamadıysam, "barıştan yana" vurgular, samimi hassasiyetler hep varıyor, Amerikan iradesinin Irak kararlılığı önünde eriyor. Onun için "Barıştan yanayız, savaşı istemiyoruz" sözleri hep bir "Ama..." ile sona eriyor... "Savaşı mümkün olduğunca ötelemek..." gibi bir çabadan da söz etmek mümkün ve buradan da "çıkmadık canda ümit aramak" gibi bir hisle, acaba iş soğuyabilir mi, ümidi üretilmek isteniyor... Ama... "ABD Türkiye'yi ihmal edebilir, Türkiye'ye rağmen bölgede kimi düzenlelemeler yapabilir. Amerika karşısında pazarlık gücümüz sınırlı..." Bu düşünce Ankara'daki karar merkezlerinde, mesela Tayyip Bey ve Ak Parti milletvekillerince ne kadar paylaşılıyor, doğrusu merak ediyorum. Bu, ABD'nin stratejik vizyonunu görme, değerlendirme ve Türkiye'nin vizyonunu belirleme bakımından son derece önemli... Gücünüzü abarttığınızda da yanlış yapabilirsiniz, gücünüzü olduğundan küçük gördüğünüzde de... Ben şahsen, tüm bu coğrafyanın şekillenmesinde Türkiye'nin devreye sokabileceği potansiyel güçlerin bir kere daha tahlilinin yapılmasında, varolan birikimin politik kadrolarca içselleştirilmesinde ve her pazarlık anında bilinç dünyamızda zuhur etmesinde zaruret bulunduğunu düşünüyorum. Derler ki, iyi tüccar, alışverişe gelen müşterinin cebindeki paranın miktarını tahmin edebilen kişidir. İyi müşteri de, ticaret erbabının malı en az kaça satabileceğini tahmin edebilen kişi... Zihinler okunuyor... Türkiye olarak kendi zihnimizi koruma ve başkalarının mecburiyetlerini okuyabilme gibi bir beceriyi göstermeliyiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |