|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ABD ile Türkiye arasındaki ilişkinin adı, savaş bulutları Irak üzerinde dolaşmaya başladığı andan itibaren, 'stratejik ortaklık' olarak konuldu. İki tarafa da önemli yükümlülükler yükleyen bu terimin kullanımına, ilk kez, Körfez Savaşı döneminde, Turgut Özal'ın Camp David'te ağırlandığı ABD gezisinde tanık olunmuştu. Arada unutulan terim, dikkatler yeniden Irak üzerinde yoğunlaşınca, terk edildiği raftan yeniden indirildi. Ancak, son zamanlardaki müzakere sürecine biraz yakından bakıldığında, 'ilişki' tarzının, aralarında 'stratejik' işbirliği bulunan iki 'ortak' arasında yürütüldüğünü anlamak kolay olmuyor. İçlerinden biri kendisine dayatılanları sürekli kabule zorlanan iki birim arasındaki ilişkiye 'ortaklık' demek çok zor. ABD, Irak'a dönük âcil ve uzun vâdeli niyetlerini Türkiye ile paylaşmadığı için, ilişki düzeyini 'stratejik' olarak tanımlamak da bayağı sorunlu... Daha da önemlisi, ABD'nin, müzakerelerin en kritik noktasında Türkiye'ye dönüp, bizzat veya sözcülerinin ağzından, "Ya dediğimizi yaparsınız, ya da bütün ilişkimiz sona erer" diyebilmesi... Bazısı Amerikalıları bile sollayacak denli gözü dönmüş 'yerli' sözcüleri arasından, "Bu en kritik ânında ABD'yi yalnız bırakırsa, Türkiye hava alır" diyenler bile çıkıyor... Bir 'nankör' demedikleri kaldı; yoksa onu da mı dediler? Dün, Ak Parti lideri Tayyip Erdoğan'la Yeni Şafak yazarları olarak Irak sorunu üzerinde sohbet ederken, onun da bu tür baskılara muhatap edildiği hemen belli oluyordu. Çoğumuza 'keskin tavır değişikliği' olarak gelen konuşmaları üzerinde, öyle anlaşılıyor ki, benzer etkilerin rolü büyük... Oysa, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler, daha çok Türkiye'nin özverisini yansıtan uzunca bir tarihe sahip. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Bloku içerisinde bulunmayı tercih etmiş olan Türkiye, ABD istedi diye NATO'ya girdi; Washington'un itmesiyle Bağdat Paktı'nı ve CENTO'yu oluşturdu. Soğuk Savaş yıllarının 'sıcak' çatışması Kore Savaşı'nda, 10 bin km ötede bir ülke olmasına rağmen, Türkiye'den Mehmetçikler de can verdi; yine ABD'nin arzusuyla... Bosna'da, Kosova'da, Afganistan'da oluşturulan birliklerde, askerlerimiz, ABD ile varolduğuna inanılan 'stratejik ortaklık' sebebiyle görev yapmaktalar... Türkiye, Körfez krizi sırasında, sağladığı üslerle sınırlı tutmadı yardımını, ABD'nin istediği başka kolaylıklara da ses çıkarmadı. 'Northern Watch' ve 'Provide Confort' adlarıyla Türkiye'ye konuşlandırılan Amerikan birlikleri, Amerika'nın Irak politikası için hayati önemde görevler üstlenmekteler. ABD'nin 32. paralelin güneyi ile 36. paralelin kuzeyinde yürüttüğü 'uçuşa kapalı alan' (no-fly zone) uygulaması, Türkiye'nin sağladığı kolaylıklar sayesinde başarılı oldu. Türkiye, bu yardımları, ilk kez 1991 yılında Camp David'te telâffuz edilen 'stratejik ortaklık' kavramını benimsediği için yerine getirdi, getiriyor. İki ülke arasındaki ilişkiyi, eşitlik ifade eden 'ortaklık' ve eşgüdüm anlamını içinde barındıran 'stratejik' kavramlarıyla karşılarken, bugün gelinen noktada, ciddi bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Washington, 'stratejik ortağı' Ankara ile ilişkilerinde, karşı tarafın görüşlerini hiç kaale almayan, tekliflerine duyarsız bir üslup benimsemiş görünüyor. Çok şükür o noktadan epey uzağız; ama bundan birkaç adım ötesi, 'stratejik ortaklık' ile bütünüyle ilişkisiz, 'horlanma' ve 'aşağılanma' davranışlarına muhatap edilmektir... ABD nedenini dünyaya anlatamadığı savaşında Türkiye'yi mutlaka yanına almak istiyor, bunun için de 'stratejik ortak' kavramını tepe tepe kullanıyor; ancak, ABD'yi temsil edenler, görebildiğimiz kadarıyla, ilişki düzeyini ayarlamakta hiç de 'stratejik ortak' sıfatına uygun davranmıyorlar... Birilerinin Amerikalılara hatırlatması gerekiyor: Türkiye o kadar da çaresiz değil...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |