|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak'a saldırı konusunda gözden kaçan en can alıcı nokta, savaş sonrasına ilişkin öngörülerin ciddiyetle ele alınmaması. Bölge ülkeleri, krizi Irak'la başlayıp bitecek bir süreç olarak algılayıp pazarlarken, Irak'tan sonra bütün bölgeye yönelik planlamalar yapan Amerika-İngiltere cephesi de, hem "ittifak pazarlıkları"nın yolunda gitmesi hem de kamuoyunun ikna edilmesi için sorunun Irak'la sınırlandırılarak ele alınması için çaba harcıyor. Oysa 11 Eylül sonrası yaşananlar ve ABD'nin küresel hazırlıkları krizin asla Irak'la son bulmayacağına, Güney Asya'dan Orta Afrika'ya uzanan hatta birçok şeyin eskisi gibi olmayacağına işaret ediyor. Bu bir tuzak. Bizler Afganistan'da aynı tuzağa düştük. Irak'ta yine tuzağa düşüyoruz. Yarın, bölge ülkelerine karşı cepheye sürüldüğümüzde yine bir bütünün parçaları pazarlanacak ve bizler o zaman da Taliban gibi, Saddam gibi "sembolleştirilen sorunlar"la uğraşırken birçok şeyin değiştiğinin farkına bile varamayacağız. Irak'ın parçalanması başta Türkiye, İran ve Suriye olmak üzere bölgede çok ciddi güvenlik sorunlarına yol açacak. Daha da vahimi, Irak'a saldırıda izlenen yöntem meşrulaşacak ve süreç, bütün bölge ülkelerini müdahalelere açık hale getirecek. Atom Enerjisi Ajansı'nın "İran'ın nükleer çalışmaları"nın denetlenmesini gündeme getirmesi, İsrail ve ABD'nin "Irak'ın yasak silahlarının Suriye'de saklandığı" tezini işlemeleri, "terör" argümanıyla Lübnan ve Filistin'e müdahaleye kapı aralanması bu düşünceleri güçlendiriyor. Meşruiyet gibi en temel unsuru eksik olan saldırı, uluslararası ilişkilerde yepyeni bir süreç başlatacak. Başka ülkeler de eski husumetleri gündeme getirip "müdahale hakkı"nı kendinde görecek ve yeni "çatışma alanları" oluşturacak. Yeni savaş yöntemi olarak meşrulaştırılan "Şaron taktikleri", "terörün savaş yöntemi olarak kullanılması" sonucunu doğuracak. Kitle katliamları olağanlaşacak. Yaşanacak insanlık faciasının vahameti gündemimizden çıkarılacak. Bizler, taktik pazarlıkların estirdiği fırtına içinde neler olup bittiğini anlayamayacağız bile.
Kunduz- Mezar-ı Şerif geleneği
Amerika'nın, Irak ve sonrası saldırılarda küçük çaplı yeni nesil nükleer silahlar kullanacağı, bunun için Pentagon'da ''ne gibi nükleer silahlar üretileceği, bu silahların denemelerinin nasıl yapılacağı ve bu fikirlerin kamuoyuna nasıl pazarlanacağı konularını görüşmek üzere gizli bir toplantı yapılacağı, ordu yetkilileri ve nükleer fizikçiler arasındaki bu konferansın, 4 Ağustos 2003'te, Nebraska'ya bağlı Omaha kentinde ABD Stratejik Komuta Merkezi'nde yapılacağı"na dair bir haber dün Türk ve dünya basınında yer aldı. Bu haberden çok önce, Donald Rumsfeld'in açıklamaları ve George Bush'un imzaladığı gizli talimatlar, kitle imha silahlarının kullanılmasının bir yöntem olarak benimsendiğini ortaya koydu. Dünya basınında, kitle imha silahlarının kullanılacağına, bunun nelere mal olacağına dair yoğun tartışmalar yapılıyor. Kunduz- Mezar-ı Şerif-Şibirgan cezaevi hattında binlerce esirin katledilerek toplu mezarlara gömülmesi ve ABD'nin soykırım ve katliamları yargılayacak Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı alanından çıkarılıp "katliam yapma imtiyazı"na kavuşmasıyla başlayan sürecin, Irak'ta çok daha vahim sonuçlara yol açacağı konusunda korkuları artırıyor. Dünya kamuoyunun ve belirli güç merkezlerinin tepkileri o kadar şiddetlendi ki; ABD ve İngiltere bile tereddüde düştü. Bugüne kadar 1441 sayılı BM kararının Irak'a müdahale hakkı verdiğini savunan ve yeni BM kararına ihtiyaç duymayan, BM'yi "safdışı olmakla" tehdit eden ABD, şimdi yeni bir karar çıkarma hazırlıkları yapıyor. Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer, "1441 sayılı BM kararını 'etkin kılmak' amacıyla hazırlanan tasarı"nın, bu hafta içinde sunulabileceğini açıkladı. Almanya, Fransa, Rusya ve Çin'in muhalefeti karşısında bu kararın çıkması imkansız. Yani ABD, "küresel muhalif blokla son restleşme"sini yapacak. Ardından ya geri adım atacak ya da tek yanlı hareket edecek. Ve ABD'nin yalnızlaşma süreci başlayacak. Tabiî ABD ile birlikte başka ülkelerin de. İngiltere ise, çok daha kötü durumda. İngiliz hükümeti, ABD'yi, Irak'a saldırı konusunda BM'ye karar aldırmadan önce 2-3 hafta beklenmesi yönünde ikna etmeye çalışıyor. İngiliz basını ABD ile İngiltere arasında bazı taktik farklılıklar doğduğu, Tony Blair ve Dışişleri Bakanı Jack Straw'un BM toplantısının 14 Mart'a ertelenmesi için çalıştığı nı yazdı.
Türkiye neden ters yola girdi?
Türkiye, Irak'a karşı başlatılacak saldırıda BM kararı olmadan Amerika'nın yanında yer alırsa hiçbir argüman bu kararın "doğruluğu" ya da "zorunluluğu" konusunda kamuoyunu ikna etmeye yetmeyecek. Amerika'nın Irak'ta amacına ulaşmasından sonra bu politikaya yönelik tepkiler çok daha ağırlaşacak. Karar, Türkiye'nin geleceğe yönelik politikaları üzerinde derin izler bırakacak. Türkiye'nin tavrı, iki saldırgan ülkenin bu çekincelerinden çok daha "tutarlı" olmak zorunda. ABD-İngiltere ve İsrail dışında hiçbir ülke, savaşa Türkiye kadar yakın değil. Bu coğrafi yakınlık, "zihni yakınlık" olmamalı. Bu, "4 milyar dolarlık hibe yardımı, 2 milyar dolarlık askeri borcun silinmesi ve Irak petrolünden 1 milyar dolarlık pay" ile açıklanabilecek bir durum değil. Türkiye'nin savunduğu tezler dünyada güç kazanırken Ankara'nın tam ters yönde bir yola giriyor görüntüsü vermesi endişe verici. Türkiye'nin şu anki pozisyonunun, ABD, İngiltere ve İsrail'in pozisyonu ile paralellik arzetmesi kadar vahim bir durum olamaz. Hiçbir gerekçe ABD'nin biçtiği rol gereği bu savaşa girmemizi meşru gösteremez. "Kuzey Irak'ta güvenlik" gerekçesi bile... Amerika'nın, abartılan, "ağır baskısı" ve "stratejik ortaklık" söylemi, Türkiye'nin tarihsel tercihi üzerinde belirleyici olmamalı. Türkiye, "evet" demekle oluşmakta olan yeni güçler dengesi içinde kendini "güvenilmez ülke" statüsüne sokacak. Güçlenen küresel tepkinin ve şekillenen ABD karşıtı blokun Ankara'nın kararı üzerinde etkisini gösterememesi, tecrit sürecine işaret ediyor. Türkiye "evet" demezse ABD "B Planı"nı uygularmış. Bırakın uygulasın. Eğer varsa tabiî... ABD "müttefik" desteği olmadan hangi savaşa girmiş de kazanmış? ABD'nin Türkiye veya belirli bir Müslüman ülkenin desteği olmadan, özellikle de böyle bir küresel atmosferde Ortadoğu'ya ilişkin planlarını uygulama şansı yok.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |