T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kıbrıs'ta büyüklere yalanlar, Türkiye'de tehlikeli oyunlar...

AKParti'nin, 'görünen lüzum üzerine' Kıbrıs'ta çözüm arayışından vazgeçip, 'ulusal politika'lara doğru dümen kırması ve Denktaş'a teslim olmasından sonra mesele soğumaya bırakıldı. Irak'a yönelik 'olası' savaşla ilgili meseleler gündemin ön sıralarını işgal etti, ediyor...

Daha da edecek.

Bu arada kimsenin Kıbrıs'la ilgilecek hali yok.

Üstelik de Türkiye'deki çözüm karşıtlarının ve Denktaş'ın yardımına Kıbrıs cumhurbaşkanlığı seçimleri yetişti.

Nasılsa kimse durumu, gerçekleri bilmiyor ya, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün faturası yeni cumhurbaşkanına çıkartılıverdi.

İlk turda seçilen Tassos Papadopoulos çözüm karşıtı ilan edildi.

Onun seçilmesiyle anlaşma suya düşmüş!.. Sanki Denktaş Bey bir başkası cumhurbaşkanı olsa anlaşmayı hemen imzalayacak ve Türkiye'deki şahinler de "Peki" diyeceklermiş de Papadopoulos bunu engellemiş, gibi yapılıyor.

Bir 'milli mesele' bu kadar yalan dolan üzerine inşa edilebilir mi?

Papadopoulos, bütün seçim kampanyasında görüşmelerden ve çözümden yana olduğunu söyleyerek oy topladı, seçimi kazandı.

"Sözlerine güvenmek doğru olmazmış" Pardon, "görüşmelerden yanayım" deyip yıllarca çözümsüzlük politikası üreten Denktaş'a mı, ona mı inanacağız?

Ben şahsen, Papadopoulos'a inanmaya hazırım, ama Denktaş'a değil.

"EOKA üyesi imiş, geçmişte" diyorlar. Adam bunu saklamıyor. "Çok uzun yıllar önce EOKA'dan ayrıldığını söylüyor Peki Denktaş Bey, Kıbrıs'ta birçok cinayetten sorumlu tutulan TMT'nin (Türk Mukavemet Teşkilatı) kurucularından değil mi?

Kıbrıs'a ilişkin yalanlar devam edip gidiyor. Sonuç belli. 'Derin devlet' çözüm istemiyor.

AKP de devletle takışmamak için bu konuda fazla üstelemek yanlısı değil. Rivayet doğru ise, Başbakan Gül de öyle dememiş mi Amerikalılar'a.

"Daha Kıbrıs'ı anlatamadık, ('Kıbrıs'ta çözümden vazgeçtiğimizi', demek istiyor) bir de Irak'ı nasıl anlatırız halka" demiş.

Dememiş bile olsa durum bunu gösteriyor.

Ama bana kalırsa, bu halka daha çok şeyler anlatmak mümkün... Daha doğrusu anlatmadan kabul ettirmek. Kimin gıkı çıkabiliyor ki...

Ya da Kıbrıs'ta alanlara çıkan onbinlerin hakkını yemeyelim, kimi dinliyorlar ki?

Dünyada milyonlar savaşa karşı seslerini yükseltip sokakları, meydanları doldururken, Türkiye'de AKP hükümetinin denetimindeki polis ve savcı sokağa çıkmaya cesaret edenlere günlerini gösteriyor.

Geçen gün yayıncı bir arkadaşımla konuşuyordum, "durum kötü" dedi.

"Nasıl yani, ekonomik olarak mı?" diye sordum.

"O zaten berbat, ama mesele başka" dedi. Yayınevleri üzerinde büyük bir polis baskısı olduğunu söyledi. Matbaalarda baskıyı bekleyen ya da basılan kitapları bile kontrol ediyorlarmış. Bir yandan da Güneydoğu'da ve Türkiye'nin genelinde huzurun bozulması için, kan dökülmesi için davetiye çıkarılıyor.

Kızsak da, nefret etsek de artık sıradan bir hükümlü statüsünde bulunan ve milli ve uluslararası kanunların koruması altında olması gereken Öcalan'a, gerekçesiz bir tecrit uygulanarak sanki Kürtler kışkırtılmak isteniyor.

Nitekim gelen haberlere bakılırsa bölge insanlarında huzur ve esenlik kalmamış... Yine kuşkulu bir bekleyiş içine girmişler. Avrupa'dan heyet gelince İmralı'daki görüşme koşullarının uygun olduğunu söyleyen güvenlik makamları, iş yakınlarına ve avukatlarına gelince yan çiziyor.

O zaman hava koşulları birden kötüleşiyor herhalde!..

Amaç ne? Cezaevi koşullarını ağırlaştırarak intikam hislerini okşamak mı? Yoksa bunu kullanarak, savaş ortamından da yararlanarak tehlikeli başka gelişmeleri parmaklamak mı?

Nitekim, 'Olağanüstü Hal' kaldırıldı ama, valisi hâlâ görevde. Üstelik de bu valiye savaş olasılığı gözönüne alınarak bir kararnameyle Koordinatör Vali sıfatı ve görevi verildi.

Yani bir çeşit Olağanüstü Hal Valisi... Nedir mesele? Yeniden Olağanüstü Hal mi ilan edilmek isteniyor yoksa?

Halka kabul ettirmek dedik de...

"Türk askerleri Amerikalı generallerin emrinde olamaz" denildi, ama şimdi görüyoruz ki yapılan anlaşmaya göre durum böyle değil.

Birçok konuda olduğu gibi... Daha çok şeyler kabul ettirilecek halka.

Bir bakmışsınız Kuzey Irak meselesinde bile, şimdi ağızlardan düşürülmeyen birçok şeyden vazgeçilmiş.

Çözümsüzlükten medet umdukça Türkiye çıkmazlara sürükleniyor.

Savaş sadece ekonomik yıkım getirmiyor Türkiye'ye.

Birçok konuda geriye doğru gidişin belirtileri görülüyor.

Kıbrıs'ta 28 Şubat'tan sonra durum daha da kötüye gidecek gibi.

Olağanüstü Hal'in kokusu seziliyor. Baskı, yıldırma ve korku politikaları savaş da gerekçe gösterilerek tırmandırılıyor.

Avrupa Birliği'ne tam üyelik için verdiğimiz sözler yine lafta kalıyor.

Ve polis, barış ve özgürlük isteyenleri coplamaya devam ediyor.

Devlet ve devletle ters düşmemeye büyük özen gösteren hükümet, dışta savaş, içte gerilim politikalarından medet umar gibi davranıyor.

Türkiye yalanlarla birlikte tehlikeli oyunların içine çekiliyor.


20 Şubat 2003
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED