T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ankara'dan da anladık ki, ABD dost değilmiş...

ABD'ye "lojistik yardımı" içeren ikinci tezkerenin Meclis'e ne zaman geleceği "şimdilik" meçhul; Ankara'da bizzat görüşlerine başvurduğumuz AK Parti yetkilileri, özellikle Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan bu konuda saptanmış bir tarih olmadığını söylüyor.

Bunun anlamı şu:

Amerikalılar'la kıran kırana pazarlık sürüyor.

Mesele, Erdoğan'ın da altını çizdiği gibi, hükümet canibinde "Ne kadar az zararla çıksak kârdır" şeklinde algılanıyor.

Demek ki, Irak konusunda hükümetin zihni bir hazırlığı var.

Fakat sorun şu:

AK Parti yetkilileri şartların sonuna kadar zorlanacağını, en azından ikinci tezkere Meclis'e gelmeden önce "birşeyler yapılabileceğini", bir çözüm umudu doğacağını, "haddizatında kendilerinin de buna gayret gösterdiklerini" söylüyorlar ama, ABD'nin "çözüm" diye bir derdi yok.

En azından bölge ülkelerinin algılamasındaki "çözüm şekli" ABD'nin işine gelmiyor.

İstanbul Zirvesi'nde oluşmuş görece barış havası, ABD'nin gayretleriyle dağıldı. Irak sorununu Saddam'ın şahsında odaklayan ülkeler bile, süreç içinde "çekimser" bir halete büründüler.

ABD için tek çözüm, Irak'ı vurmak ve uzun vadeli hesaplarını (petrol ve bölgenin İsrail açısından stratejik önemi) realize etmek için bölgede "kalıcı güç" haline gelmek.

Bunun için de "az maliyet çıkaracak", mümkünse "sıfır maliyetli" Türkiye'ye ihtiyacı var.

Türkiye'yi, İsrail'le birlikte oluşturacağı statükoya dahil ederse, hem "din" eksenli tepkileri nötralize etmiş olacak, hem de bölgedeki varlığını meşrulaştıracak ve "uzun vadeli kalıcı bir güç" haline gelecek.

Fakat ABD hiç de Türkiye'ye muhtaçmış gibi davranmıyor.

Halk arasındaki deyimle, "tok satıcı" havalarında...

Daha önce, "A planını kabul etmezseniz, B planını uygularız ve sizi dışarıda bırakırız" diyorlardı ve "tehdit" skalasına Kemal Derviş döneminde tediyesi sağlanmış IMF kredilerini de dahil ediyorlardı.

Şimdi "açık tehdit" dönemi başladı:

"Yalnız kalırsınız, bedel ödersiniz."

Nedir acaba Türkiye'nin ödemek zorunda kalacağı bedel?

Ekonomik ambargo mu, faili meçhul cinayetler mi, şurda burda patlayacak bombalar mı, KADEK mi, siyasi destabilizasyon mu?

Nedir?

Türkiye-Amerika ilişkileri açısından "sorunlu" bir üslup bu.

Sorunlu ve çirkin bir üslup...

Gerçi hükümet canibi, bu üslup ayarsızlığının "dolar pazarlığı" gibi yansıtılmasından şikayetçi ama, ortada hem dile dökülmemiş bir "dolar pazarlığı", hem de siyasi ve askeri konuları içeren "yardım paketi" sözü var.

Bir rivayete göre ABD'nin vaadettiği 26 milyar dolarlık "yardım paketi"nin "nakit" bölümünü oluşturdan 5.5 milyar dolar, 2003'ün ikinci yarısı ve 2004'ün ilk aylarında vadesi gelen "geri ödemeler"de kullanılacak.

Tabii yardım paketi Kongre'den "onay" alırsa...

Bunun garantisi de yok.

Hulasa:

Amerika "dost" değil.

Hiç olmadı.

Hükümetin, "Ne kadar az zararla atlatırsak kârdır" temennisi de, sonuçta "hoş" ve "boş" bir temenniden ibaret.

Çünkü, askeri konularda "stratejik ortaklığı" hatırlayan ve bunu Türk hükümetinin başına kakıp duran ABD, siyasi ve ekonomik konularda kulağının üstüne yatmayı tercih ediyor.


20 Şubat 2003
Perşembe
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED