T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kirli seyirler... Az sonra!

Sen ne zaman tanıştın bu suskunlukla? Küçük bedeninle ahşap sıralarda otururken, gözünün önünde kalemini alıp giden çocuğa ne diyeceğini bilemediğinde kaybetmedin mi ilkin cümlelerini?

Sözünün tedavülden kalkmış paralar kadar kıymetsiz olabileceği ilk ne zaman dank etti kafana? '...ama bu doğru olmaz ki'li ilk cümlenin sonuna tekabül etmez mi bu tarih?

Seni kendi bataklıklarına çekmek için erdemlerini ciddi biçimde hırpalayıp, sonra aniden kapı dışarı ettiklerinde insanlar, nutkun tutulunca tanışmadın mı, sessizlikle. Ve sonra çok sonra, kendinden başka herkese hak verecek kıvama geldiğinde düşmediler mi yakandan, artık çok geç olarak?

Biteviye izlemeye başlamadın mı sonra?

Kulağının dibinde ağır makina sesleri çıkartarak dönüp duran insanlık sistemi, karşı duranların dilini keser önce, sonra kafanı indirip önüne baktığında eğlence malzemelerini farkedersin birden: Ve başlar eğlencelik gösteriler.

Böyledir, zaten susmaya ayarlı insanlara bir de 'izlemek' seçeneği sunuldu mu, işi tamamdır. Dili bağlanmış, sözü boğulmuş insanlar olarak, izlersiniz artık. Ta ki, içiniz dışınız, baktığınız olana dek...

Gösteri dünyasının inatçı bir süratle önünüze sürdüklerine fit olmak zorundasınızdır bundan böyle. Dizilere bakmak, maç izlemek, reklamları seyretmek, haberleri dinlemek ama ekranın alt köşesinden çıkıp sonra kaybolan şişe süt reklamındaki inek birlikteğiyle! Hayata karşı susmanın faturası olarak.

Bir garip manzara

Garip bir akıl tutulması yaşanıyor sanki ortalıkta. Ajanslar söylüyor: New York'un ünlü Times Meydanı şu kadar bin kişinin savaş karşıtı eylemlerine sahne oldu. İngiltere "savaşa hayır" diyen onbinlerin sesleriyle inledi.

Vesair, vesair...

Gel gör ki, bu tarafta aynı gün, sözü kesilmiş bir avuç kalabalığın, vurdulu kırdılı gürültü patırtısı duyuldu sadece Kadıköy Meydanı'nda.

İzlemeye, sadece izlemeye ayar edilmiş kalabalıkların hiçbir şeye inanamama patlaması yaşandı, o kadar. Müstesna bir tablo yani. Hiç konuşmayan konuşmayı unutur ya, cümle kuracağım diye dilini döndürmeye çalışıp garip sesler çıkarmaya başlar, gibi bir şeydi işte. Hep derinlerinde tuttuğu öfkesini bir nefes gibi salarak, kırıp dökmelere dönüştürme halleri gibi olur yaşananlar, öyle. Bir karışıklık, bir acemilik...

Vicdan ameliyatı

Herşeye ABD'den ithal 'Saturday Night Live' aymazlığıyla bakan, kendinden istenmediği sürece önünde marifet sergileyen herkesi mesnetsiz, durdukça çürüyen bir gülümsemeyle izleyen insanların önünden reklamlar geçiyor şimdi.

Sınıfta spor ayakkabısıyla oturduğu için, öğretmenden disipline gönderileceği tehdidini alan kızın, marka ayakkabısının da verdiği güvenle muzip muzip arkadaşına bakışını, Uzakdoğu dövüş sanatını öğrenen gencin, eğitim son safhasına geldiğinde diploma niyetine, Pepsi kutusuna kafa atmak suretiyle alnına reklam alışını izliyoruz hep birlikte. Az sonra diyen dizilerin, haberlerin arasında...

Söz dinleyen, huzurlu kafaların üzerinden uygarlığın eli geçiyor 'ne sevimli şey' nidalarıyla şimdi. Ve ekranda olmayan hiçbir şey, gerçekte de varolmamama noktasına geliyor yavaş yavaş. Savaş bile...


20 Şubat 2003
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED