|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başından geçeni kendisinden dinlediğimden beri "Bir fırsatını bulsam da yazsam" diye sabırsızlandığım olayı Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi sonunda dayanamayıp kendi sütununa taşıdı. Olayı şöyle özetliyor Oktay Bey: "Amerikalılar artık 'nezaketi' bırakmış görünüyorlar. Bir süre önce bir ABD'li diplomatın bize söylediğine göre zaten 'İsteklerini aralık ayında Türkiye'ye iletirken bunu bir 'rica' şeklinde değil daha 'dayatmacı' bir ifadeyle söylemediklerine' çoktan pişman olmuşlardı. / Şimdi 'Ya bu ayın 18'ine kadar -yani sizin bu satırları okuduğunuz saatlerde- Meclis'ten gerekli izni çıkartırsınız, yahut 50 yıllık dostuluğu unutursunuz' demeye getiriyorlar." Olayın teferruatı biraz daha ilginç. ABD'nin İstanbul başkonsolosluğunda verilen bir dâvette, Hürriyet başyazarı, bir Türk diplomatı ile adını çıkartamadığı ancak "Soyadı Almancayı andırıyordu" diye tanımlayabildiği bir Amerikalı ile aynı masaya düşmüş... Fevkalâde güzel Türkçe konuşan yabancı diplomat, "Ankara'da, büyükelçilikte, siyasi müsteşarım" diye açıklamış konumunu... Bir süre sonra, konu, ABD'nin Türkiye'den beklentilerine gelince, Amerikalı diplomat, ortaya, "İstediğimizi alamıyoruz, ama kabahat bizde" demiş. "Ne gibi?" sorusuna, "Konuyu hükümetle ilk görüşmemizde 'rica' etmekle yetindik de ondan" cevabını vermiş. "Ya ne yapacaktınız?" diye üstelenince, "Listeyi masaya koyup 'Taleplerimiz bunlar' diyecektik" cevabı gelmiş Amerikalı diplomattan... Hürriyet başyazarı, bu mükâlemeyi bana anlattığında, birkaç akşam önce yaşadığı olayın hâlâ etkisi altındaydı... Ben, olayı, Amerikalıların pazarlıklarına taraf bir siyaset adamına aktardığımda gözleri faltaşı gibi açılarak aynen şunları söyledi: "Amerikalılar en baştan itibaren hiç nâzik davranmadılar. Hatta başta daha da az nâziktiler; listeyi masaya koyup 'Bunları istiyoruz' bile dediler..." Amerikalı bakanlar ve bürokratlarla müzakereleri yürüten heyetten bir diplomat, karşılaştığı anlayışsızlık, çifte standart ve nezaketsizlik karşısında, daha fazla dayanamayıp müzakere masasını terk etmek zorunda kalmış... Bu olayı bana aktaran, "Koridora çıktığında yüzü alacalıydı" demeyi ihmal etmedi... ABD'nin İstanbul başkonsolosluğundaki yemekte, durup dururken, "Kabahat bizde" lâfını ortaya atan, Oktay Ekşi'nin tavrını nezaketsiz bulduğu diplomat, büyükelçiliğin en faal elemanlarından biri. Aynı kişiden söz ettiğimizi, Oktay Bey'in "Soyadı Almancayı andırıyordu" tanımından çıkarıyorum. ABD büyükelçiliğinden o tanıma uyan biri, tanıdığı Ak Parti milletvekilleri üzerinde adam adama markaj uyguluyor çünkü... Diplomatların görev alanına bu tür temaslar giriyor elbette; kimseyi kınadığım yok. Ancak, bu olağanüstü çalışkanlığın da dikkatten kaçmasını istemem. Bizim Amerikalı diplomat, o güzel Türkçesi ile, bazı milletvekilleriyle internet üzerinden yazışıyor ve zaman zaman biraraya gelip tartışmalı sohbetlerde de bulunuyor... Yazıştığı önemli bir Ak Parti milletvekili, Amerikalı diplomata, "İstekleriniz çok ciddi tereddütlere yol açıyor" demiş olmalı ki, muhatabından "Acele görüşmeliyiz" talebi gelmiş... "Görüşmeli ve hem ekonomik paket, hem uluslararası meşruiyet, hem de askerlerin Irak'ta konuşlanması konusundaki görüşlerine ihtiyatlı cevaplarımı dinlemelisin" cevabi mesajını göndermiş soyadı 'Almancayı andıran' Amerikalı... Daha önce Karen Fogg etrafında yaşanan türden bir 'dinleme skandalı'na sebep olmak istemem. İki kişi arasındaki mesaj teatisine ben tesadüfen muttali oldum. Ortada bırakılan kâğıtları okuma gibi bir huyum vardır da... Mâdem ortada bırakılan başkasına ait kâğıtları okuduğumu itiraf ettim, 'nezaketi' konusundaki bilgiyi bir meslektaştan öğrendiğim Amerikalı diplomatın yazıştığı Ak Parti'nin önemli milletvekilinin muhatabına yolladığı mesajdan bazı cümleleri de aktarayım. Savaşa giden yolda aradığını iki kavramla açıklamış milletvekili: "Önce uluslararası meşruiyet ve ahlâkî meşruiyet." Şöyle devam etmiş: "Bunu Amerika'yı seven biri olarak söylüyorum. Dostumun bütün dünyanın sevmediği biri olmasını istemem.". Milletvekilinin talebi şu: "Sizden açık seçik bir destek mesajı duymak isteriz. Örneğin: 'Türkiye bizim dostumuzdur. Bize destek verse de vermese de, askerlerimiz Türkiye'den geçse de geçmese de, Irak'taki savaşın Türkiye'de sebep olacağı zararları karşılayacağız.' Bir dost ötekine böyle bir taahhütte bulunsa ne olur?" Bir talebi daha var Ak Parti milletvekilinin. Okuyalım: "Türkiye'nin devlet, özel sektör ve teminat mektubu olarak ABD devletine, Amerikalı kurum ve kuruluşlara borç ve taahhütleri, üç yılı ödemesiz 15 yıl vâdeye yayılmalı ve faizler 'libor+0.5'e indirilmelidir. Bunlar İMF'nin 'mâkul' bulduğu şartlar. Çukurova Grubu ile bu şartlarla anlaşıldı, Kendisine danışıldığında, 'Bunlar normal piyasa şartları' diye anlaşmaya onay verdi İMF." Benim kutu karıştırarak elde ettiğim bu yazışmanın Amerikalı tarafı, yukarıdaki 'talepler' ile ilgili görüşlerini açıklamak üzere milletvekiliyle görüşmek istiyordu. Buluşmadan ne çıktığını çok merak ediyorum, ama milletvekili dostuma çöp kutusunu karıştırma nezaketsizliği yaptığımı açık etmeden merakımı nasıl giderebilirim?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |