|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin ABD ile kurduğu stratejik ittifakın artık kendi çıkarlarına ters düştüğü, zarar vermeye başladığı gerçeği, Amerika'sız yapamayacağımızı telkin etmeyi görev bilen çevrelerde bile dillendirilmeye başlandı. 11 askerin rehin alınması sembolik düzeyde de fiili olarak da bu stratejik ittifakın bitişinin ilanı oldu. Aslında 11 askerle birlikte rehin alınmak istenen koca bir ülkenin geleceğidir. Türkiye'nin Amerika ile varsayılan türden bir ilişkinin sürdürülebilir bir gerekçesinin kalmadığı açık. Türkiye, böylesi çok değişken , istikrarsız ve doğrudan dış müdahalelere açık, stratejik ortağının işgalci güç olarak komşusu haline geldiği bölgede dış politikasını yeniden şekillendirmek zorundadır. Türkiye, sadece dış politikasını gözden geçirmekle yetinmemeli, uluslararası konumunun yeniden tanımını yapması gerekir. Son elli yıldır stratejik ortaklık tanımlamasıyla paranteze alınan Türkiye'nin konumunu yeniden belirleyecek ciddi gerekçeleri ve zorunlulukları artık gün yüzüne çıkmıştır. Bu durum, Irak'ta Amerikan işgaline destek olup olmamasıyla da alakalı değildir. Belki süreci daha anlaşılır hale getirmiştir, açık etmiştir. Stratejik ilişkileri uğruna bölgeden izole edilen, emperyalist güçlerin uzantısı görünümü veren pozisyonuyla bölgeyle ilişki kurabilen Türkiye değerlendirebildiği takdirde yeni bir sayfa açabilir. Amerika'nın tümüyle bölgeye hakim olduğu varsayıldığında fazlasıyla kaotik, belirsiz ve her türlü müdahaleye açık görüntü altında hareket alanı daralmış gibi görünüyor. Uzun vadede bakıldığında ise ABD'nin bu politikasını daha fazla sürdürülmesi mümkün olmadığını söylemek hiç de kehanet değil. Önemli olan Amerika'nın bölgeye daha fazla zarar ve acı vermeden bu politikayı terketmesidir. Yoksa düşüşe geçen her büyük güç gibi Amerika da hırçınlaşır, tehlikeli maceralara girebilir. Kısa dönemde Türkiye'nin bölgede oynayabileceği kozları, atması gereken adımları var. Her şeyden önce yaklaşık 80 yıldır ortak çizğiden çok ayrıştıran bir duvar işlevi gören sınırı diplomatik, ekonomik ve kültürel anlamda esnekleştirilmesi gerekir. Balkanlar'dan Kafkaslar'a kadar hinterlandındaki tüm komşuları arasında örülen duvarları yıkabildiği ölçüde Türkiye sıkıştırıldığı parantezin dışına çıkacaktır. Geçmiş dönemlerde de Türkiye'nin komşularıyla giriştiği her olumlu ilişki denemesinin kimler tarafından ve nasıl engellendiğine bakarak 'stratejisizlik ve ortaklık ilişkisi'ni çözebiliriz. Stratejik ortaklığı temel bir stratejisizliğe dönüştüğünü, Türkiye'nin ve bölgenin hareket kabiliyetini felç eden işlev gördüğünü buğün daha iyi anlaşılıyor. Bu durum tek yönlü olarak Türkiye'ye özgü bir durum değil, Ortadoğu'nun tek tek tüm ülkeleri için geçerlidir. Buna karşılık bölgeye bakışını ve bölgeyle ilişkisini yeniden gözden geçirirken imajını, bölgeye bakışını temelden değiştirmesi gerekir. Büyük güçlerle ilişkisini stratejik ortaklık yıllarının muhasebesini yaparak değerlendirmek zorundadır. Tarihi ile Avrupalı, tarihi ve kültürüyle Asyalı bir Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden ABD ilişkilerine kadar dış politika parametrelerin yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.
Katsav'ın vaazı
Tam bu noktada Türkiye'nin Ortadoğu'daki etkili gücünü, benzersiz konumunu överek süreci en olmayacak yerden tersine çevirme girişimlerine de dikkat. İsrail Cumhurbaşkanın Moşe Katsav'ın Cumhurbaşakanı Sezer'in kabulünde yaptığı konuşma teorik olarak Türkiye'nin açılımına işaret ediyor görünen, pratik olarak Türkiye bölgenin en marjinal unsurunun parantezine almaya itecek türdendi. Üstelik "laiklik hassasiyeti" çok yüksek bir Cumhurbaşkanı'na tümüyle dini referanslı argümanlara yaslanarak siyaset dersi verir üslubu hazirunu bilmem rahatsız etti mi? Türkler'in Yahudiler'e kucak açtığını söyleyerek överken "Yahudiler'in yurdu"ndan bahsederek bölge barışına katkı istemesi... Referansını dinden alan bir ideolojinin, siyonizmin kullandığı dile vakıf olmayanlar açısından bu sözlerin bölge ülkelerini değil, Türkiye'yi de tehdit ettiğini algılamaları zor. Evet, Türkiye bölgedeki sınırları esnetmeli, ilişkilerini tümüyle farklı bir kontekste yeniden şekillendirmelidir. Ancak bunun yolu, mesela, Güneydoğu'da İsrail'e ihalesiz verilen 600 milyon dolarlık proje dağıtmaktan geçmediğini anlamamız gerek. Ortadoğu'yla aramıza duvar örmeye zorlayan 'strateji'nin aynı zamanda İsrail uçaklarına semalarımızı açtırdığını unutmayalım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |