AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Ya, tezkere geçseydi...

Amerikan askerlerinin 11 Türk subay/astsubayını nasıl bir öfkeyle dersdet ettiklerine dair bilgiler gün ışığına çıkıyor. Kurşunlama, başlara torba geçirme, kelepçeleme ve tokatlamaya kadar var bir hakaretler zinciri... Dahası, Amerikalılar'ın yaptıkları işi bir "operasyon" olarak gördükleri ve operasyonu düzenleyen 4. Piyade Tümeni, 173. Hava İndirme Tugayı komutanlarının bu işten sonra basın toplantısı düzenlemeyi planladıkları ortaya çıktı. Siyasi kriz patlak verince bu niyetlerinden vazgeçmişler.

Türk askerinin müttefik zannettiği bir ordunun askerleri tarafından baskına uğraması ve tutuklanması sadece onur kırıcı bir olay değil; aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin gerçek rengini ortaya çıkardı. Amerikan ordusu, Türkiye'ye karşı operasyon düzenleyebilecek kadar öfkelidir. Öfke, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün "güven bunalımı" ifedesiyle vücud bularak, artık Türk ordusuna da sirayet etmiştir.

Kabul etmek lazım ki, "güven bunalımı"nın oluşmasında reddedilen tezkerenin payı büyüktür. Ama, yine kabul etmek lazım ki, tezkerenin reddedilmesi Türkiye'nin hayrına olmuştur. Böyle olduğu, hem tezkerenin siyasi sahipleri tarafından hem de çeşitli kesimlerden tezkereye "evet" denilmesi için propaganda yapan kanaat önderleri tarafından ikrar ve itiraf edilmiştir. Son olay da zaten red'din ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymaktadır.

Zira, Türkiye ile Amerika arasındaki temel politik çelişki ne limanlar, ne hava sahası ne bütün olarak tezkerenin ruhuna sinen ayrıntılardır. Çelişki, Washington'un Türk askeri varlığını Kuzey Irak'ta görmek istememesidir. Nitekim, tezkere tartışmaları günlerinde pehlivan tefrikası gibi uzayıp giden iki ülke heyetleri arasındaki görüşmeler de hep o noktaya takılıyordu: "Kuzey Irak'a kaç Türk askeri girecek ve sınırın ne kadar ötesine geçecek?"

Son gelinen nokta 2 bin asker ve en fazla 20 kilometrelik bir alana kadar yayılma imkanıydı. Ki, bu "imtiyaz" ne askeri açıdan anlam taşıyordu ne siyasi olarak bir güce tekabül ediyordu.

ABD'nin Irak'ı kısa sürede ele geçirdikten sonra içeriden, Türkiye'nin fırsat kaçırdığına dair endişelerle yükselen "ah-vah"lar da bu bilgi ışığında anlamsız hale gelmişti. "Şimdi biz de ABD ile birlikte orada olacak ve ortaya çıkan fırsatları paylaşacaktır" hayıflanmaları bizzat Dışişleri Bakanı Gül tarafından hem lisan ile hem de lisan-ı hal ile reddedilmişti. 20 kilometrelik o daracık alanda Türkiye'nin yapabileceği tek şey, sınırın ötesinden bakıp Amerika'yı biraz daha yakından seyredebilmekti.

Aslına bakılırsa Washington, daha baştan beri Türkiye'ye hep "dürüst" davranmış ve ister tezkere olsun ister olmasın Irak pastasını Ankara ile birlikte paylaşmaya niyeti olmadığını açıkça ortaya koymuştu. Türkiye'ye ayırdığı pay 8,5 milyar dolarlık kredilendirilebilir fondan başka bir şey değildi.

Şimdi...

"Tutuklama Skandalı" gösterdi ki, tezkere geçmiş ve Türk askeri daha hacimli bir varlıkla Kuzey Irak'a konuşlanmış olsaydı iki ülke ya da iki ordu arasında sıcak temas potansiyeli daha da artacaktı. Böyle tatsız olaylar daha sıklıkla yaşanacak ve ilişkiler tahmin edilenin aksine gerilecek ve laçkalaşacaktı.

Çünkü...

1-) Türkiye kamuoyunun beklentisi yüksek olacak ve ordunun Irak'ta hem genel olarak hem de PKK/Kadek unsuruna karşı daha aktif olması istenecekti. "Niye oradayız ve ABD'ye niye destek verdik?" soruları için dinamik cevap arayışı sürüp gidecekti.

2-) ABD'nin niyeti bölgede düşük yoğunluklu bir destabilizasyonu kalıcılaştırmaktır. Bu da, 20 yıla yakındır yaşadığı gerilim nedeniyle stabilizasyona hasret kalan Türkiye için kabul edilebilir bir politika değildir. Türkiye, hem PKK/Kadek'in ebediyyen etkisizleştirilmesi hem de IKDP ve IKYB'nin geriletilmesi için bastırdıkça, ABD bu taleplere kulak tıkayacaktı.

Bu zıt kutupluluk da gerilimi artıracak ve belki de Türkiye devrik Irak yönetiminden daha belirgin bir problem olarak ABD'nin karşısına dikilecekti.

Peki, böyle olmadı ve tezkere geçmedi de Türkiye'nin sorunu bitti mi? Hayır... Sorun asıl şimdi "sorun"dur. ABD yönetiminin bilgisi dahilinde ya da değil, nasıl tahakkuk etmişse etmiş olsun, "tutuklama skandalı" Türkiye'nin önüne, onyıllardır ihmal ettiği Kürt politikasını acilen inşa etme zorunluluğunu koymuştur. Üstelik, ABD'nin bölgeye ilişkin niyetlerine ilişkin artık başka yoruma ihtiyaç duymayan böylesine değerli bir malzemeyle birlikte...

Bir musibetin bin nasihatten daha evla olduğunun bundan daha güzel bir örneği olabilir mi?


10 Temmuz 2003
Perşembe
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED