AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Devlet vatandaşını yine kazıkladı

Denir ki: -Devlete güvenmeyeceğiz de kime güveneceğiz?

Ama çoğu zaman güvenilen dağlardan çığ düşer.

Altında kalınır.

1990'lı yıllara yaklaşılıyordu. Süper Emeklilik diye bir uygulama başlatıldı.

Emekliliği hak edenler belirli bir miktar ödeyecek, bunun sonucu olarak da kendilerine normalin 2-3 katı kadar emekli maaşı bağlanacaktı.

Herkese çok cazip geldi.

Süper emekliler bir iki yıl bu parayı aldılar.

Sonra maaşlarına zam yapılmaya yapılmaya, gelirleri normal emeklililerin bile gerisinde kaldı.

Devlet resmen vatandaşını kandırmıştı.

Buna benzer bir uygulama da şimdilerde isteğe bağlı sigortada yaşanıyor.

Nisan ayında çıkan bir kanunla bu konuda yeni düzenlemeler yapıldı.

Örneğin art arda 3 ay prim ödemeyenlerin isteğe bağlı sigortalılık hakkı yanacak.

Sigorta primine esas kazançların oranı da yüzde 20'den yüzde 30'a çıkarıldı.

Sonra ne mi oldu?

3 ay önce sigorta priminde taban 66 milyon liraydı.

Bir ay sonra 79 milyon liraya çıkarıldı.

Geçen ay ise prim birden 118 milyon liraya yükseltildi.

Bitmedi...

Şimdi de temmuz ayı primi 137 milyon lira oldu.

Develete güvenen, inanan vatandaş yine zor durumda kaldı.

Tepkiler yoğun.

Çünkü bu prim dar ve sabit gelirli aileler için hayli yüksek.

Birçok ev kadını bu yüzden isteğe bağlı sigorta hakkını yakmak zorunda kalacak.

137 milyon öyle her kişinin her ailenin ödeyebileceği bir para değil.

Kaldı ki, asgari ücretlinin kesintisi ile karşılaştırıldığında burada bir haksızlık net şekilde ortaya çıkıyor.

Asgari ücretten işsizlik primi, işveren, işçi payı dahil toplam 143 milon 481 bin lira sigorta primi kesiliyor.

Sırf işçi adına kesilen miktar issizlik primi dahil 45 milyon 900 bin lira.

Buna karşılık isteğe bağlı olanlardan yapılan kesintiye bakın 137 milyon lira.

Üstelik onların çalışan sigortalılar gibi, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı da yok.

Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başeskioğlu.....

Toplumdan yükselen bu konudaki feryat sizin kulağınızı hiç gelmedi mi?

Vatandaşı mağdur etmek devlete yakışmaz.

Suçlu olan biziz Amerika değil!

Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, "Türkiye'nin AB'ye tam üye olacağına inanmıyorum. Başka bir çözüm bulmalıyız" dedi.

Sözde Ermeni Tasarısı, ABD Senatosu'ndan geçebilir.

ABD, kaçırılan Türk askerleri ile ilgili özür dilemiyor.

Bunlar dün gazetelerde çıkan haberler. Hepsi de aleyhimize.

Niçin böyle oluyor?

Haberin cevabı, bir başka haberde var:

"Türkiye insani gelişmişlik liginde 11 basamak birden gerileyerek 96 sıraya düştü. Tunus, Dominik Cumhuriyeti, Arnavutluk bile Türkiye'den daha iyi durumda."

İşte acı gerçek burada yatıyor.

Eğer Türkiye'nin kişi başı milli geliri 2600 dolar yerine 7-8 bin dolar olsaydı bunlar başımıza gelmeyecekti.

İthalatımız ve ihracatımız 100 milyar doların üzerinde olsaydı da bunlar olmayacaktı.

Yabancı sermaye cenneti olsaydık, yine bize kimse yan bakamayacaktı.

Bunları yapamadık....

Çünkü biz 20 yılda 150 milyar doları yolsuzluklara, hırsızlıkları harcadık.

50 milyar doları banka hortumcularına kaptırdık.

Bu nedenledir ki, enflasyonu, işsizliği yenemedik. Yatırım yapamadık. Kalkınamadık.

Kendimiz ettik, kendimiz bulduk.

Şuçu başkalarına atmayalım.

Migros "Biz de varız" dedi

Önceki gün bu köşede, Sabancı'ya ait, DiaSA marketlerinin indirime gittiğini yazmıştım.

Bu konuda Koç Grubu'ndan da bir hareket beklendiğini belirtmiştim.

Migros Halkla İlişkiler Müdürü Ahu Başkut aradı. "Biz zaten her 15 günde bir 300 dolayındaki ürünü indirime sokuyoruz" dedi.

Bilindiği gibi, haziran ayında DİE tüketici fiyatları binde 2 oranında gerilemişti. Başkut'un verdiği bilgiye göre, aynı ay Migros'ta fiyatlar yüzde 1,1 oranında ucuzlamış. Yani, Migros'ta fiyatlar çok daha yüksek oranda düşmüş. Umarım bu olumlu adımlar diğer marketlere de örnek olur.

Ertuğrul Özkök görevini bıraksın

Kolay iş değil. 10 yılı aşkın süre Hürriyet'in başında kalmak. Gazetenin patronu Aydın Doğan haydi neyse. Bir de işe karışan 4 kızı var.

Damatlar var.

Gel de hepsini idare et.

Ertuğrul Özkök bunu başardı.

Çalışanlar onu hep patrondan yana olmak ve kendi haklarını savunmamakla suçladılar.

O bunlara hiç aldırmadı.

Hatta, "Böyle yapmasam hiç bunca yıl görevde kalabilir miydim" tezini ileri sürdü.

İnsanlara güvenmez aslında.

"İnsana ait hiçbir şey beni şaşırtmaz" der.

Serdar Turgut ile çok yakın olduğu günlerde bana demişti ki:

"Serdar bile senin arkandan konuşuyor deseler şaşmam. Alıştım artık böyle şeylere."

Kusur, kabahat kimde bilemem ama, sonra Serdar Turgut ile yolları ayrıldı.

Kim ne derse desin, görevinde başarılı oldu. Onun döneminde Hürriyet lider gazete olarak kaldı.

Bir yanda yöneticilik diğer yanda köşe yazarlığı..

Bu arada iyi yaşamayı da ihmal etmedi..

Aslında, politika ve memleket meseleleri dışına çıktı mı çok iyi yazılar yazar.

Özellikle pazar yazıları çok sıcak. Yaşam sevinci kokuyor.

Bazen lahmacun ile 4 milyarlık Petrus şarabını nasıl içtiğini, bazen de yeğeninin uyanıklığını anlatıyor.

Gezdiği yerleri, yaşadığı duyguları iyi tasvir ediyor.

Ama vakt-i zamanıdır.

Şimdi bu noktadan sonra Ertuğrul Özkök kendine yeni bir yol çizmelidir.

Daha güzel yazılar yazmalı, daha çok gezip tozmalı. Daha iyi yaşamalıdır.

Bence Hürriyet'deki sorumlulukları Ertuğrul Özkök'un bunları yapmasına engel oluyor.

Önerim şudur:

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliği'ni derhal bıraksın.

Sadece köşe yazıları yazsın.

Hayatını yaşasın.

Gerçi, Hürriyet'in başında olmanın havası-itibarı var. Bunlar bırakılır gibi değil.

Emin olun kendi hayatını yaşamak hepsinden önemli.

Zaman geldi. Yaş kemale eriyor.

Haydi cesaret.

Kır zincirlerini Ertuğrul Özkök.


10 Temmuz 2003
Perşembe
 
ŞEMSİ YÜCEL


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED