|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir hafta sonra 'basından sansürün kaldırılması' vesilesiyle kutlanacak 'basın bayramı'nda gazetecileri daha bugünden meşgul edecek önemli bir konu başlığı var: Devlet Bakanı Prof. Beşir Atalay'ın dün kamuoyuna açıkladığı yeni 'Basın Kanunu' tasarısı... Eğer basın mensupları olarak fırsatı iyi değerlendirebilirsek, Türkiye, basınla ilgili düzenlemeler açısından da 'çağdaş' bir görüntüye kavuşabilir. Türkiye'de basının tarihi 150 yıl öncesine dayanıyor. Bu süre içerisinde, Türk basını, teknolojide çağın önünde giden bir ilerleme kaydedebildi; cicili-bicili gazete ve dergiler yayınlayabiliyor, bunları ülkenin değişik bölgelerinde basabiliyor, en yaygın biçimde dağıtımını sağlayabiliyoruz. Ancak, aynı süre içerisinde, görevimizi hakkıyla ifa edebildiğimizi, mesleğimizi 'saygın' kılabildiğimizi söylememiz çok güç. Gazetecilik, bugün de, halkın itibar skalasında fazla yukarılarda yer almıyor. Eskiden cezaevleri, maalesef, yazar-çizer takımının ikinci adresi gibiydi; mevzuat hâlâ tepemizde âdeta bir kılıç, ancak yine de görece bir özgürlüğe kavuştu Türk basını. 'Uyum yasaları' Meclis'ten geçince biraz daha rahat nefes alabileceğiz. Ancak, akıl almaz yükseklikte para cezaları öngören, gazeteciyi hapse sokan 'Basın Kanunu'nun elden geçmesinin de zamanı gelmişti. Bu yönde bir önceki çaba, geçen hükümet döneminde çerçevesi çizilen ve genel hatlarıyla meslek örgütlerinin de desteklediği bir taslaktı. Ak Parti hükümeti daha yerinde bir yöntemi benimsedi ve kuruluşundan kısa süre sonra topladığı 'İletişim Şurası' ile, meslek mensuplarının görüşlerini dinledi. Önceki hükümetin hazırladığı taslak dinlenen görüşler istikametinde büyük çapta değişmiş görünüyor ve değişikliklerin hemen tamamı olumlu yönde. Hükümetin basını 'özürlü' olmaktan uzaklaştırmaya kararlılığı metinden kolaylıkla anlaşılıyor. Tasarıda, basın için bugüne kadar doğal görülen 'hapis' cezasından bütünüyle vazgeçiliyor; tek istisna mâzur görülebilir bir konu: 'Cevap ve düzeltme hakkı'na uymama inatçılığı... Teknik bir sebeple veya yayınlar yüzünden gazetelerin kapatılması, yayının durdurulması, basım araçlarının müsadere edilmesi, gazetecilerin cezaevlerine gönderilmesi geride kalıyor. Yüksek para cezalarında indirim öngörülüyor. Bunlar önemli olumlu adımlar... Her konuda olduğu gibi, yeni metinde de, "Türkiye'ye özgü" kısıtlamalardan bütünüyle vazgeçilmemiş. "Milli güvenlik, kamu düzeni" gibi soyut gerekçelerle, hâlâ neden korunduğu anlaşılmayan yasakçı maddeler ve özel kanunlarla tasarı arasında bağlantı kurularak 'esere el koyma' bazı hallerde mümkün görülüyor. Bu istisnanın 'yargı kararı'na bağlanması tek teselli; ancak, Türkiye'de bu tür kısıtlamaların kötüye kullanılabildiğini de unutmamak gerekiyor... Basarının "Basın özgürdür" diye başlayan ilk maddesinde sözü edilen 'bilgi edinme hakkı' ile ilgili düzenleme metinde yer almıyor. Oysa, 'cevap ve düzeltme hakkı' üzerinde haklı ve yerinde olarak ısrarla duran bir metinde, habere kolay ulaşımı sağlayacak bir mekanizmanın kurulması gerekirdi. 'Devlet sırrı' kavramını daraltacak, haberlerin daha sağlam denetlenmesine imkân verecek, caydırıcı olacağı için yolsuzlukların önünü kesecek bir yöntem gerekiyor... Bunu gazeteciye 'bilgiye ulaşma kolaylığı' sağlar. Bu kolaylığın sağlanmadığı hallerde, dün, bir gazeteye "Rumsfeld: Haberimiz yoktu" (Radikal), bir başkasına "Rumsfeld: Emri biz verdik" (Vatan) biçiminde taban tabana zıt yansıyan türden haberlerle daha çok karşılaşırız... İktidarlar, bugüne kadar, basına hep 'kuşkucu' gözle baktılar; bugüne kadar basın da iktidarlardan sürekli 'kuşku' duydu. Mevcut ortamın siyasete de basına da yaramadığını artık herkes görüyor. Yeni tasarı, hükümet tarafından basın çalışanlarına atılan bir 'iyiniyet buketi' olarak kabul edilebilir. Yeni yasama dönemi için şimdiden hazırlığı sürdürülen Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile ilgili kanun da aynı 'özgürlükçü' ve mesleğe 'itibar iade edici' bir anlayışla kaleme alınırsa, önümüzdeki dönem, gazetecilik açısından, epey verimli ve yararlı geçebilir ve bir süredir özlem olarak dillerde dolaşan 'yeni medya düzeni' gerçekleşebilir... Unutmayalım, basın özgürlüğü aslında halkın haber alma özgürlüğüdür.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |