AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

K Ü L T Ü R
Kavşakta durup
Doğu'ya bakıyor

İlk filmi "Kısa ve Acısız' gibi, katıldığı film festivallerinde birçok ödül kazanan 'Temmuz'da' ile memleketinin seyircisiyle de buluşan Hamburg doğumlu Fatih Akın, durduğu yerin farkında. İki kültürün kavşağından Doğu'ya bakan 1973 doğumlu yönetmen Batı sinemasının kendini tükettiği, sinemanın ışığının Doğu'da olduğu görüşünde.

  • ÖMER ÇAKKAL
    Türk sinemasının en önemli sorunlarından biri yurtdışına açılamamak. Sizin yönettiğiniz filmler ise Avrupa ya da dünya sineması ile Türk sineması arasında doğal bir köprü vazifesi görüyor. Bu doğal sonucun -vazifenin- farkında mısınız?

    Sinemaya başlamamın üzerinden henüz birkaç yıl geçtiğinde bunu farkettim. En çok Türk ve Alman sinemalarından besleniyorum. Filmlerimde de bunun yansımaları var. İlk uzun metraj filmim olan Kısa ve Acısız'da üçü de ayrı kökenlerden gelen gerçleri almıştım kamera önüne. Temmuzda'da ise bir Balkan köprüsü kurduk.

    Özellikle son filminizde bir yolculuk rüzgarı var. Kültürler yolculuğu, milletler yolculuğu ve insanlar yolculuğu. Bir de içsel yolculuk, insanın kendini tanıma yolculuğu..

    2003 yılındayız ve ulaşım imkanlarının gelişmesinden ötürü ülkeler arasındaki gidiş-gelişler artık oldukça kolaylaştı. İletişim imkânları da arttı. Temmuzda'da böyle bir dışsal yolculuğun yanısıra sizin de ifade ettiğiniz gibi bir de içsel yolculuk vardı. Filmde, insan kendi ülkesinden, hapsolduğu dünyadan ne kadar uzaklaşırsa o kadar kendi içi ile tanışır fikri hakim.

    Türk sinemasını takip edebiliyor musunuz?

    Elimden geldiğince takip ediyorum. Bence çok zengin bir sinema. Son olarak Cannes tescil etti bunu. Yeni kuşak sinemacılar çok az parayla, güzel yapımlar ortaya çıkarıyorlar. Alman sinemacılar bir sürü para harcayıp film çekiyorlar. Ancak bu filmlerde bir boşluk var. Türk sinemasında ise, kültür ve duygu zenginliği hakim.

    Alman sinemasının durumu nasıl? Alman sinemacıların dünyaya sunacağı neler var?

    Alman sinamasının 1990'lı yılların ortalarına kadar bir kişiselliği yoktu, Amerikan sineması taklitleri vardı. Ancak son 10 yıldan beri yeni kuşak yönetmenler bağımsız yapımlar ortaya çıkarmaya başladılar. Gerçi Alman basınının özellikle biz yabancı kökenlilere karşı tutumu oldukça caydırıcıydı. Ancak biz komplekse kapılmadık. Önceleri bizden Türk kökenli yönetmenler diye bahseden Alman basını, bugün bizi okuruna ve dünyaya Alman yönetmen diye tanıtıyor.

    İleriye yönelik projeleriniz neler? Türkiye'ye dönüp çalışmalarınızı burada sürdürmeyi düşünüyor musunuz?

    Sürekli olmamak kaydıyla evet. Dönüp gelmeyi gereksiz buluyorum. Şu anda yazdığım bir proje var ve bundan sonra onu çekeceğim. İstanbul, insanın kanını içen bir vampir gibi adeta. Ben de vampir kahramanların olduğu bir film çekeceğim burada. Veyahut da Kapadokya ile ilgili projemi gerçekleştireceğim. Bundan sonra büyük ihtimal bu ikisinden biri üzerine çalışacağım.

    Sinemanın ışığı Doğu'da

    "Sinemanın ışığı Doğu'da. Batı sineması bu denli ticarileşerek aslında kendini tüketti. Sanatı, insanı görmezden geldi. Oysa Doğu öyle değil. Doğu'da halen duygu var, insan var. Ve ben o nedenle hem kendi geleceğimi, hem de dünya sinemasının geleceğini Doğu'da görüyorum."

    Almancılar bize ilgisiz

    "Almanya'da yaşayan Türkler, sanıldığı gibi bizim destekçimiz falan değiller. Onlar daha çok Amerikan filmlerine ilgi gösteriyorlar. Ya da Türkiye'de iyi gişe yapmış olan filmlere. İmkân olsa, filmlerimizi önce Türkiye'de vizyona sokup, sonra Almanya'ya götürmeyi istiyoruz."

  •  
    En büyük gişe bizim gişe
    Türk sinemasının ilk 'asker' filmi "O Şimdi Asker" son yedi ayın en yüksek gişesini elde etti. Dünyayı kasıp kavuran Matrix 2 ise üçüncü sırada.
    KİTAPLIK
    50 bin doların varsa sen de varsın!
    ABD'de yaşayan değişik etnik grupları bünyesinde toplayacak olan Smithsonian Kültür Müzesi'nde Türkiye'nin de yer alabilmesi için 50 bin dolara ihtiyaç var. Etnik gruplara kendi tarih ve kültürlerini tanıtma imkanı tanıyan müze, 2004'de New York Long Island kesiminde açılacak. Ermeni, Alman, İspanyol, Hintli, Portekizli, İtalyan, Yahudi, İrlandalı ve Amerika yerlilerine ait köşelerin bulunacağı müzede Türkiye'nin de yer alabilmesi için gereken paranın 1800 doları düzenlenen kampanya sonucunda toplanabildi.
    Ünlü mimar Gaudi tanıtılıyor
    İspanya'nın dünyaca ünlü mimarı Antoni Gaudi, Cervantes Enstitüsü'nün hazırladığı bir panelde İstanbullu sanatseverlere tanıtılacak. Gaudi'nin 150. doğum yılı olan ve Gaudi yılı ilân edilen 2002'nin devam etkinliliğinde Türk mimar Ahmet Öztürk, vereceği konferansla usta mimarı anlatacak. 1852-1926 yılları arasında yaşayan, La Pedrera binası ve bugün dünya kültür mirası listesinde yer alan Guell Park'ın tasarımını yapan usta mimar, bu akşam saat: 20.00'de İspanyol Cervantes Enstitüsü'ndeki konferansla anlatılacak. Bilgi tel: 0212 2323224
    Latin müziğin 'Salsa Kraliçesi' de öldü
    Latin müziğinin efsane ismi Celia Cruz, 77 yaşında öldü. Küba doğumlu sanatçının menajeri Blanca Lasalle, 'Salsa Kraliçesi' olarak tanınan Cruz'un beyninde ur olduğunu, beyin ameliyatı olmasına rağmen sağlığının düzelmediğini belirtti. La Sonora Matancera grubuyla 1950'lerde üne kavuşan, 70'den fazla albümü, bir düzineden fazla Grammy Ödülü bulunan Cruz, son olarak geçen yıl, La Negra Tiene Tumbao albümüyle Latin Grammy Ödülleri'nde en iyi salsa albümü ödülünü almıştı.
    18 Temmuz 2003
    Cuma
     
    Künye
    Temsilcilikler
    AboneFormu
    MesajFormu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Karikatür | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED