|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hem Başbakan Erdoğan'ın hem de Dışişleri Bakanı Gül'ün olaya karşı sessiz kalmaları ilk başta, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in mektubunda yazılanların tatsız şeyler olduğu kanaatini uyandırdı. Özellikle, mektubun Türkiye'yi suçlayıcı ve saygı sınırlarını zorlayıcı bir üslubu olduğu iddiası öne çıkıyordu. Bir anlamda ortaya, ABD'nin Türkiye'ye karşı öfkeli bir tutum içinde olduğu görüntüsü çıkıyordu. Dün ulaştığım kaynaklar, mektubun içeriği ve anlamı konusunda çok farklı bilgiler aktardılar. Nitekim, bu havadan olacak sonunda Gül de mektupla ilgili birkaç cümle aktarmak zorunda kaldı. Hem yaptığımız görüşmeler hem de diğer bilgiler ışığında öncelikle, Rumsfeld'in Başbakan Erdoğan'a gönderdiği mektupta bulunmayan ifadeleri ayıklayalım. Mektupta, "Türk askeri güçlerinin Kuzey Irak'taki faaliyetleri konusunda elimizde bulunan bilgilerin doğruluğundan eminiz" İfadesi yer almıyor. Ayrıca, Süleymaniye'deki askerlerimizi suçlayıcı bir ifade de kullanılmıyor. Kullanılan cümle şu: "Süleymaniye'deki askerlerimiz, aldıkları duyumu araştıracak vakit bulamadılar!" Rumsfeld, askerlerimizin tutuklanmasını bu cümleyle açıklıyor. Ardından da yaşananların "talihsiz" ve "üzücü" olduğunu belirtiyor. Olayı analiz eden diplomatik kaynaklar bu noktada bir zamanlamaya da dikkat çekiyorlar. Rumsfeld'in mektubu Ankara'ya iki ülke askreri-sivil heyetleri arasında oluşturulan ortak komisyonun raporunun açıklanmasından iki gün önce ulaştı. Yani, mektup geldiğinde komisyon çalışmaları devam ediyordu. Dolayısıyla, ABD Savunma Bakanı'nın, "Biz istihbaratımıza güveniyoruz, haklıyız vs." ifadelerini kullanabilmesi mümkün değil. Çünkü, orada üst düzey ABD'li askerler de görev yapıyordu ve eğer böyle deliller bulunsaydı hiç şüphesiz bunları komisyona sunarlardı. Aynı kaynaklar, tutuklama krizinin ardından; önce NATO Müttefik Kuvvetler Başkomutanı ve Avrupa'daki ABD Kuvvetleri Başkomutanı Org. James Jones'un ardından yardımcısı Korg. John Silvester'in apar topar Türkiye'ye gelmelerine dikkat çekiyorlar. Bu ikilinin yanısıra, Irak'taki birliklerin (CENTCOM) Komutanı Abi Ziad'ın da Ankara'ya gelecek olması ABD'nin bu olaya yönelik hassasiyetini ortaya koyuyor. Ankara'da, "Biz bir ülkeye karşı benzer bir hata yapsaydık, en üst düzey üç komutanımızı o ülkeye göndermemiz ne anlama gelecek idiyse; üç ABD'li komutanın Ankara'ya gelmesi de o anlama gelir" yorumu yapılıyor. Bu olayın bir yönü... Peki, Rumsfeld'in mektubunde neler yazıyor? Öncelikle, mektubun ABD Başkanı Bush'a referans yapan cümlesinin basına yansımasında küçük bir nüans bulunuyor. İfade, 'Size başkan adına yazıyorum" şeklinde yansımıştı; ama doğrusu "Size Başkan'ın talebi üzerine yazıyorum" olacak. Mektupta "özür" ifadesi bulunmuyor. Hem olay sonuçlanmadığı için hem de zaten bir devletin, alt düzeyde işlenen bir hata için bir başka devletten özür dilemesi gibi diplomatik bir gelenek bulunmadığı için... Ayrıca, ABD'nin böyle bir şey yapabileceği de düşünülemez zaten!... Metnin lafzı ve ruhu soğukkanlı ve saygılı ifadeler içeriyor. Bazı cümleler şöyle: "Türkiye ve ABD iki büyük millettir. Ve, Türkiye ile ABD arasındaki stratejik ortaklığın çok önemli olduğuna inanıyoruz" "Sizi temin ederim ki, bu olay müttefiklik ve ortak çıkarlarımız doğrultusunda araştırılacaktır. Irak'ta da ortak çıkarları paylaşıyoruz." "Bu tür üzücü olayların bundan sonra tekrarlanmaması için gayret gösterilecektir." "Türk ordusunun, şeref ve haysiyetine saygı duyuyoruz." "Türkiye'ye yönelik her türlü terörist eylemlerin önlenmesi konusunda da ABD olarak gereken yardımı göstereceğiz. Kuzey Irak'ın Türkiye'ye yönelik saldırılar için barınak haline gelmesine izin vermeyeceğiz." Toz bulutu indi ve ortalık şimdi biraz daha yatışmış görünüyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |