AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
İçki âlemleri ve belediyenin köşkleri...

Dünkü "Hürriyet"te Metin Yüksel'in bir haberi ilgimi çekti: "Köşklerde içki yasağı kalkıyor." İBŞB Emirgan ve Yıldız Parkı'ndaki köşkleri kiraya verip, buralarda "kısmen" içki servisleri de yapılacakmış...

Bu haber üzerine, dokuz yıl öncesine doğru bir seyre koluyup, bir anılarımızı tazelemek istedik:

Yerel seçimler yapılmış, Nisan 94'den itibaren halk, Çamlıca'daki belediye tesislerine gitmeye başlamıştı. Manzara, halkın bu tür yerlere olan ilgisini gösteriyordu. Kalabalık içinde, bir kısım gençlere sorduk, "halinizden memnun musunuz?"diye.. Ne derlerse beğenirsiniz: "-Ağabey, biz eskiden, Çamlıca'ya aşağıdan bakardık. Şimdi ise, biz,buradayız. Onlara yukardan bakıyoruz. Arkadaş çoluk-çocuk, ailece gelip, eğleniyor, dinleniyoruz. Çayımızı yudumluyor, gevrek simitimizi yiyor, ayranımızı içiyoruz."

Halkın tercihi ile İstanbul'un mesire yerleri, bahçe ve köşkleri de böylece, belirli bir sınıfın tasarrufundan kurtulmuş oldu.

Artık, gücü yeten ve imkanı olanlar, sabah sporu yapıyor, kahvaltısını nezih bir ortamda ailece icra ediyor, akşamları da dost ve akrabaları ile, belediyenin sosyal tesislerinde ve köşklerinde kaliteli yemeklerin lezzeti ile, "Türk mutfağı"nın en seçkin örneklerini tadıyorlardı.

Şimdi ise, bu yerler kiraya verilecekmiş...

Yıllarca "mutlu azınlık" yiyip içerek, tarihî dokuyu içki âlemlerine kurban verip, halka yukardan bakarken, bir de geçen gün, "keman ve sazlar eşliğinde" ebedî istirahatgahına uğurlanan bir zatın da köşk tahribatı "tamir" edildiği yerlerden halkı uzaklaştırmak, her halde iyi bir "icraat" olmasa gerektir.

Çünkü, Boğaz'da ve İstanbul'un mesire yerlerinde, nice eğlence yeri var ve oralarda her gece binbir mel'anet ve işret âlemleri sürüp gidiyor. Ve birçoğu da denizi kirlettiği halde, çevre ve sağlığı koruma birimleri, hiçbir şekilde ne bir kontrol ve ne de temizlik işlemine girişiyorlar.

"Kamuya açık yerlerde içki satılmaz, içilmez" diye birtakım yasaların olduğunu ve şimdiye kadar, bunun geçerli olduğu yerlerin "kiraya verilmesi" her halde ranta dönüştürmek veya birilerini bir kat daha zengin yaparak, "içki tüketimi" yolunda belediyeye gelir sağlama gibi bir zihniyetin gücünü gösterir.

Belediyenin 35 bin personeli var. Acaba kaç kişi bu yerlerden istifade edebiliyor? Veya kaç kişi sosyal tesislerde çoluk-çocuğu ile bir akşam yemeği yiyebiliyor?

"Zahmetsiz rahmete kavuşanlar"ın zaten ellerinde bir sürü imkan var ve onlar bu sosyal tesisleri ve köşkleri de beğenmezler. "Yüksek sosyete" ile Laila ve benzeri yerlerde "vur patlasın, çal oynasın" gününü gün ediyorlar.

Onun için yerel yönetim dikkatli olmalıdır. Ki, bir zihniyet ve bir kadro, İstanbul'a öyle hizmet etmiş ki, ikinci sefer, aynı kadroya (l8 Nisan seçimleri ile) İstanbul'u yönetme yetkisini vermiştir.

Şimdi ise, yerel seçimlere sekiz aylık bir zaman kalmıştır.

Yönetim, seçime kadar, geçmişten aldığı sosyal ve kültürel alanları, olduğu gibi halk açık ve hizmete amade korumalı ve geliştirmelidir.

Ahlaken tefessüh etmeye yüz tutmuş bir toplumda, herhalde "yerel yönetimler" halka hizmet getirmeyi " plaj voleybolu" ile geçiştiremez.

"Yükset sosyete" için gösterilere girişenlere, geçmişte görüldüğü üzere, en büyük tokadı halk ve seçmen vurmuştur. Ve bu tür eğlence ve teşhir oyunları ile, hayat bulmak isteyenlerin Parlamento dışında kaldıkları günlerden bugüne sekiz-dokuz ay geçmiştir.

Bunları unutmamak gerekir.

Belediye başkanları ve onların üst düzey yöneticileri, belediyenin villa, köşk ve sosyal tesislerinde fikir (?) üretip, seçimlerde halimiz ne olacak, diye dinlene dursunlar, halkın da dinlenip, yemek yiyeceği sosyal tesis ve köşklerin Lions ve Rotaryenlerin tekeline geçmesine fırsat vermemelidirler.

Böylece "içki içmek" için mekan arayışı ile, rant sağlama hesapları da ortadan kalkmış olur.

Çünkü, yerel yönetimlerden bizim istediğimiz, bar, disko, taverna ve içkili eğlence yerlerinin toplumu ifsat eder eylemlerinden çok; halkın kendine miras olarak gördüğü tarihî mekan ve dokuyu bozmayacak icraatları ile, kendini kanıtmasıdır.

Ortada, içki kadehlerini tokuşturup "viskiyi" şerefe kaldıranların mekanı bol da, bir bardak suyu içmek için ecdat yadigarı bir "sebil"i ihya edecek kafa ve zihniyeti arıyoruz.

Yoksa, yerel yönetimlerde hâlâ "28 Şubat havası" mi esiyor, dersiniz?

Eyüp Sultan'da okunan ezan sesleri ile Haliç inlerken, tam karşısında yer alan Sütlüce'de plaj voleybolu turnuvasındaki profesyonel bayanların gösterileri size bir şey anlatmıyor mu?

İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu'ya not:

Sayın Bakan; İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, "Sarı Basın Kartı" hamili gazetecilere araçlarına koymak için bir "teneke kart" vermektedir.Bu kartlar ne için verilmiştir? Çünkü, polisler hiçbir sosyal hizmet değeri olmadığını söylemelerine rağmen, Polis Derneği veya polisle ilgili yayın yapan, birtakım mevkutelerin verdiği "taklit basın kartları"nı kullananların birtakım "ayrıcalıklara" mazhar olduklarını duyuyoruz.

Sayın Bakanımız, sarı basın kartı hamili gazetecilere verilen ve araçlara konan bu " resmi mühürlü kartlar" ne işe yarar? Bunun cevabını sarı basın kartına kavuşan genç gazeteciler merak ediyorlar. Bunların; "sahte kart" takıp, etrafta caka satanlar kadar bir saygınlıkları yok mu? Saygılarımızla!


www.sadikalbayrak.com

18 Temmuz 2003
Cuma
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED