|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cemil Meriç, oryantalizmi "sömürgeciliğin keşif kolu" olarak nitelemişti. Oryantalizmle Hıristiyanlık arasındaki dolaylı ilişki, ABD öncülüğünde yeniden hortlayan post-sömürgecilik döneminde, doğrudan ilişkiye dönüştü. Şimdi oryantalizmin yerini "misyonerlik" aldı. Anlayacağınız sömürgeciliğin keşif kolu, şimdilerde misyonerler. ABD'de başlayan tartışma son birkaç aydan beri genişleyerek sürüyor. Amerika'nın Irak'ı işgali dolayısıyla misyonerlik çalışmaları yeniden gündeme taşındı. New York Times'ın Mayıs ayında başlattığı misyonerlik tartışmaları ünlü Time dergisinin konuyu kapaktan duyuran üç hafta önceki sayısıyla gündemin ilk sıralarına taşındı. Time soruyordu: ABD'nin askeri müdahalelerinin ardından oluşan otorite boşluğunun misyonerler tarafından doldurulması ne derece doğrudur? Dergi aynı sayısında Irak işgaliyle ivme kazanan misyonerlik faaliyetleri hakkında rakamlara dayalı bilgiler de veriyordu. Buna göre ABD'nin askeri saldırılarla önünü açtığı misyonerlik faaliyetlerine katılmak için 4500 gönüllü ordusu New York'ta 150 saatlik bir misyonerlik eğitiminden geçiriliyordu. Söz konusu misyonerlik seminerlerinde, İslam "terörizm" olarak sunuluyordu. İslam aleyhtarı konuşmalarıyla ünlü ABD Adalet Bakanı J. Ashcroft, bizdeki 28 Şubatçılar'ın İslam'ı "birinci tehdit" ilan eden söylemini dillendiriyordu. Tek farkla: Bizdekiler Müslüman milletin hazinesinden geçindiği halde kendi milletinin inancına saldırırken, ABD Adalet Bakanı Hıristiyanlık adına İslam'a saldırıyor. Seminerlerin başkanı İslam'ı "en büyük kitle imha silahı" olarak tanımlıyor ve "bu kitle imha silahından kurtulmalıyız" diyor. Bu yolla eğitilen Protestan misyonerlerin sayısı 20 yılda ikiye katlanarak 30 bini aşmış durumda. İslam hakkında yalan yanlış da olsa çok iyi donatılmış olan bu misyonerler, kendi dininin cahili olan bir Müslüman'dan çok daha iyi biliyorlar İslam'ı. Bütün bu gelişmeler karşısında, Türkiye'den yükselen tepkileri ikiye ayırıyorum. Bunlardan birincisini, samimi müminlerin tepkileri oluşturuyor. Bu anlaşılabilir bir şey. İmanının değerini bilen her Müslüman, ona yönelik her saldırı ya da kundaklama girişimini tepkiyle karşılar. Onu korumak için tedbir alır. Çünkü samimi her Müslüman için imanı hayatıdır. İmanına yönelik her tehdidi hayatına yönelik tehdit olarak algılar. Bu türden samimi Müslümanlar'a söylenecek bir çift sözüm var: İslam için kaygı etmenize gerek yok. Onun sahibi var: Allah. O dinini korur. Kafirler istemese de... Şimdiye dek olanlar bunun şahididir. Hem eğer İslam'a karşı başlatılan herhangi bir savaş İslam'ın kökünü kazımaya yetseydi, son vahyin 1400 yıllık tarihi boyunca kendisine karşı içerden yapılan en büyük saldırı olan bu topraklardaki saldırı karşısında İslam tutunamazdı. Samimi müminler endişeleneceklerse, kendileri adına endişelenmelidirler. "İslam nimeti bu toprakları terkeder mi acaba?" diye endişelenmelidirler. Ya da, imanlarının bu topraklarda garip kalması adına endişelenmelidirler. Gelelim ikinci kesime. Evet, ben asıl onları anlayamıyorum. Onlardan kimileri bu topraklarda malum dönemden beri esen irtidat kasırgasının hem meddahlığını yapıyorlar, hem de misyonerlik faaliyetleri karşısında telaşa kapılıyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Aslında her Hıristiyan doğal misyonerdir. Tüm 'kanonik' kiliselerin kendisinden doğduğu Pavlusçu teoloji bunu öngörür. Bu Hıristiyan dindarlığının bir gereğidir. Bir bakıma da normaldir, doğaldır. Fakat anormal olan, başı kuma gömüp bu topraklarda İslam'a karşı devlet imkanlarını da kullanarak açılan ideolojik savaşı görmemektir. Hiçbir misyonerlik çalışması, tek başına Müslümanlar için ciddi bir tehdit oluşturmaz. Tarih bunun tanığıdır. Fakat asıl tehdit kitlelerin bilinçli ya da bilinçsiz olarak İslam'dan gafil ve bigane bırakılmalarıdır. Tarih boyunca misyonerler İslam'ı iyi bilen bir tek Müslüman'ı dininden döndürememişlerdir. Şu bir gerçektir ki, Hıristiyanlığı benimseyenler, Müslümanlık'tan vazgeçerek Hıristiyan olmamışlardır. Onlar önce İslam'dan bihaber bırakılmışlardır. İslam'ın cahili edilmişlerdir. Dahası, İslam'a karşı mesafeli tutulmuşlar ve şartlandırılmışlardır. Bu onlarda bir din/iman boşluğu doğurmuş, misyonerler de gelip bu boşluğu doldurmuşlardır. Bu ülkede uzun süreden beri Müslümanlar kurumsuzdur, korumasızdır, himayesizdir. Aksine, inançlarını himaye etmesi gereken kurumların açık ve kapalı saldırısına maruzdurlar. Hâlâ her gün birileri bir yerlerde inançlarından dolayı onları aşağılamaya, horlamaya, itip kakmaya devam etmektedir. Mutlu ve putlu azgın azınlığın dilinde onların adı "mürteci", inandıkları dinin adı "irtica"dır. Hayat tarzları "birinci tehdit" olarak ilan edilmiş, okulları kapatılmış, Kur'an'ları belli yaşın altına kanunla yasaklanmış, kadınları ibadet olarak kullandıkları başörtüleri yüzünden kuduz köpek muamelesine maruz kalmışlardır. Peki, bütün bu gerçekler ortadayken siz İslam'a ve Müslümanlar'a en büyük tehdidin misyonerlerden geldiğine kimi inandırabilirsiniz? İslam'a gölge etmeyin, ihsanınız sizin olsun.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |