|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
— "(...) İbn Sina'nın tıbbıyla sıtmayı kesmeğe muktedir olmayacağımız gibi Câhız'ın kimyası ve İbn Rüşd'ün hikmetiyle de ne demiryolu lokomotifiyle vapuru yürütebiliriz, ne telgraf kullanabiliriz. Bunun için biz, ulema-yı İslâmın âsârıyla uğraşmağı tarih ve âsâr-ı atîka ulemasına bırakarak, temeddün etmek ister isek ulûm ve fünûnu Avrupa medeniyet-i hâzırasından almalıyız." Şemseddin Sami'nin sarfettiği bu parlak ve fakat sade mugalâta olan sözlerini bugün de işitmekle kalmıyoruz, bilakis uzun zamandan beri biz bu sözlerle, bu sözlerin kılavuzluk ettiği istikamet üzre yaşıyoruz... Ulema-yı İslâmın âsârıyla uğraşmak, çoktandır "tarih ve âsâr-ı atîka uleması"na bırakıldı... Dahası, şimdi pek öyle "tarih ve âsâr-ı atîka uleması" da kalmadı... Şöyle böyle bu eserlerden haberdar birkaç teknisyenin insaf ve azmine kaldı ulema-yı İslâmın âsârı... Meslek icabı meşgul olanlar var belki, ya gerçekten anlayanlar, kavrayanlar? İşte burası biraz meşkuk... Kendimizi kandırmayalım, bugün ilim ve kültür geleneğimizin eserlerini gençlerimiz değil, onların hocaları da bi-hakkın kavramaktan âciz... Nasıl anlasınlar ki? Niçin anlamaya uğraşsınlar ki?!?! İbn Sina tıbbıyla meşgul olmanın bir yararı olacağına inanan mı var? Hayır! Peki Câhız'ın kimyasını ciddiye alındığı takdirde neyi halletmiş olacağız?!? Bu soruya umut dolu bir cevabı olan var mı?! Yine hayır! Peki İbn Rüşd'ün ya da Gazâlî'nin veya İbn Arabî'nin hikmeti?... Evet, hikmet-i kadîmenin bugün içinde boğulduğumuz varoluşsal sıkıntılara, sorunlara, açmazlara karşılık gelen bir teklifi olduğuna inanan kaç kişi var aramızda?!? Aslında bu soruyu şöyle vazetmek daha doğru olurdu: Kudemanın tekliflerinin ne idüğünü kavrayabilecek, bugünle karşılaştırabilecek, onların tekliflerinden, tekliflerinin ne anlama geldiğinden emin kaç kişi var aramızda?!? Gevezeler, hamaset satanlar çok, peki ya bilenler?! Kimse "Filan Üniversite'de, filan Fakülte'de filan dersler okutuluyor" gibisinden sözler sarfetmeye kalkışmasın da önce gerçekte neler okutulduğunu, nasıl ve ne kadar okutulduğunu ciddiyetle düşünsün! Çok aşağılara inmeye ne hacet, bu işin güya hocaları daha Seyyid Bey'in Meclisteki hilafet meselesine dair nutkunu bile anlamadıklarını bizzat itiraf etmiyorlar mı? Devam edelim: Mesela Elmalılı Hamdi Yazır'ın İhlas Suresi yorumunu anlayan, anlatan, atıf yapan bir tek İlahiyatçıya rastlayan oldu mu hiç?!? Ahmed Avni Konuk merhumun "Füsus Şerhi" bugün Latin harfleriyle ve ciddi ve samimi gayretler sayesinde elimizde bulunuyor... Merak etmek gerekmez mi acep bu eser-i muhalledin mukaddimesini olsun mütalaa edebilecek vüsatta kaç kişi var şunun şurasında?!?!? Öyle ya, "Vücudiye" (Panteizm) ile "Vahdet-i Vücud" arasındaki farklardan hareketle söze başladıkları halde sözün sonunu getirebilen kaç kişiyle karşılaşılabiliyor?!?!? Kişinin haddini bilmesi kadar büyük irfan olmazmış! Haddimizi bilmeli ve itiraf etmeliyiz ki istikbal hakkında umut beslemeye de hakkımız olsun, olabilsin! İbn Rüşd'ün hikmetiyle ne demiryolu lokomotiflerini ne de vapurları yürütebilir, ne de telgraf kullanabilir imişiz! Herhalde Şemseddin Sami de Meşrutiyet Meclis-i Mebusanında diyanet bütçesi müzakere edilirken dretnotların "Buharî-i Şerif" ile değil, "Buhar-ı Şerif" ile yürütüldüğünü, bu nedenle de tahsisatın donanmaya verilmesi gerektiğini söylemekle espri yaptığını zanneden mebus gibi mizah yeteneğini kullanmaya çalışıyor. Gazâlî yerine İbn Rüşd'ün hikmetine sahip olmamız gerektiğini söyleyip hayıflananlar cevap vermeli bu iddiaya! Oysa Gazâlî ya da İbn Rüşd arasında fark görmüyorlar; asıl sorun hikmet-i atîka, hikmet-i kadîme dedikleri nesnede... Esasen onlar hikmet'e ihtiyaç duymuyorlar ve gerçekte Yusuf Akçura'nın dediğini diyorlar: "Bize filozof değil, demirci lâzım!" Nazariyât hafife alınıyor, güncel gündemde tutulup acil ihtiyaçlardan hareketle güya "bugün" kurtarılmak isteniyor! XIX. yüzyılın sathî pozitivist yargıları bugün Amerikan pragmatizminin suretine bürünmüş dolaşıyor: metafizik, felsefe... bunların hepsi hurafe, hepsi spekülasyon... Sözlüklerinizi açınız da bakınız, zavallı "spekulativ" (spekülasyon) sözcüğünün anlamı nasıl da zamanla bozulmuş, değersizleşmiş, borsa oyunlarına, ihtimal hesaplarına indirgenmiş, başlangıçta "fikrî, nazarî, teorik" anlamına geliyorken, nasıl olmuş da sonraları "gevezelik" anlamı kazanmış?!?... Yakında Kutadgubilig dergisinde Şemseddin Sami'nin "Medeniyet" meselesiyle alâkalı dört makalesi İsmail Kara'nın nefis bir sunuşuyla yayınlanacak... Okursanız, belki bugünlere nasıl geldiğimize ilişkin bazı ipuçları da elde edebilirsiniz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |