|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(Ahmet Taşgetiren)
Olması gereken tabii ki bu değil; bir ülkenin medyası, o ülkenin en başta gelen sorunlarından birisi hakkında bu kadar mı "kayıtsız", bu kadar mı "meraksız" olur? PKK-KADEK sorunu ve buna bağlı olarak yepyeni bir yola girmiş bulunan "Kuzey Irak" sorunundan söz ediyorum... Aslında şöyle bir bakacak olursanız, bu sorunlar (ve şu sıralar özellikle ikincisi) medyayı en çok işgal eden sorunlardan ikisi. Ama gelin görün ki, bu "işgal" tamamen "betimsel" ya da "duygusal" olarak niteleyebileceğimiz bir bakışının ürünü. Yani söz konusu sorunları şöyle daha derli toplu, şöyle daha bir ciddi ele almak ve bu sayede okurları /izleyicileri biraz bilgilendirmeye kalkmak, nedense kimsenin aklına gelmiyor... Ülke medyasında diğer temel sorunlara olduğu gibi bu iki (aslında "bir") soruna ilişkin hakim bakış da, eğer "betimsel" ve "duygusal" temelde değilse, tamamen "vıdı vıdı"dan ibaret değil mi? Son günlerde iki farklı gazetede, Kürt meselesine ilişkin, bu çemberin dışına çıkan iki köşeyazarıyla karşılaştık. Bunlardan birincisi Radikal'den Enis Berberoğlu'ydu. Berberoğlu, "İmralı ipoteği aşılmalı" başlıklı yazısında ülkenin önünde öylece duran önemli bir sorunu hem etraflıca anlamaya, hem de okurlarına açıklamaya çalışıyordu. İkinci köşeyazarı sizler açısından çok daha tanıdık: Ahmet Taşgetiren. Gazetemizin başyazarı, bir gün arayla yayınladığı iki yazıda (15 ve 17 Temmuz tarihli) okurlarını ve biz okur-yazarları alışılmadık, bambaşka bir platformda düşünmeye, tartışmaya çağırıyordu. Taşgetiren'in bu gayretine okurları olarak muhakkak şahit olduğunuzu düşündüğümden, bu iki yazıyı uzun alıntılarla tekrar gözden geçirmeyi düşünmüyorum. Ancak elimden geldiği kadar, başyazarımızın bu gayretinin pekçok yönden nasıl "örnek" bir gazetecilik anlayışını yansıttığından söz etmek istiyorum. Hatırlıyorsunuzdur; Taşgetiren ilk yazısına, "solda "Milli Demokratik Devrim" olarak bilinen çizginin sembol ismi" olarak takdim ettiği Mihri Belli'den bir görüşme davetini nasıl aldığını ve bilahare neler görüştüklerini aktararak başlamıştı. Taşgetiren bu bilgilere ilaveten, "Kürt meselesi"ni aralarında Abdullah Öcalan'ın avukatı İrfan Dindar'ın da olduğu birkaç kişiyle daha tartıştıkları bilgisini de veriyordu. Görüştüğü grubun elinde "Kürt Sorununun Demokratik Çözümüne Yönelik Öneriler" başlıklı, Abdullah Öcalan'ın kaleme aldığı 03.07.2003 tarihli bir metin varmış. Nitekim görüşmenin bir bölümü de bu "Öneriler"in tartışılmasıyla geçmiş. İsterseniz burada bir ara verelim ve önce Taşgetiren'in yazısına başlarken verdiği bu bilgiler, daha doğrusu bu "bilgi verme tarzı" hakkındaki düşüncelerimi açıklayayım: Taşgetiren, Mihri Belli ile başlayan ve Abdullah Öcalan'ın avukatı ve çevresiyle devam eden tartışmalardan, bilgi alışverişinden o kadar "açık" söz ediyordu ki, kendi payıma çok mu çok takdir ettiğimi söylemeden edemeyeceğim. "İşte" dedim, "Bir gazetecinin okurlarını bilgilendirmek, topluma bilgi akışını sağlamak için başvuracağı en ideal yöntem bu olsa gerek." Taşgetiren, tartışılan konuyla ilgili olarak da her şeyi herkesle tartışmaktan ve ortada yeni bilgiler varsa bunları olduğu gibi okurlarına taşımaktan yana bir tavır sergiliyordu. İşte, tartışmak için bilgiye ihtiyaç olduğunu unutmayan -ve kimseyi kırmamak için azami özeni de göstererek- yetkili yetkisiz herkesi "açık" olmaya davet eden örnek bir gazetecilik... Başyazarımızın bu işe koyulurken belli ki, derdi sadece ve sadece "Akıllı olalım, önümüzdeki meseleyi etraflıca düşünmekten, kendimize koyduğumuz birtakım zihinsel yasaklar yüzünden tartışmaktan geri kalmayalım" demekten ibaret. Bu "öğrenme" ve "tartışma" arayışı o derece yasak tanımaz bir biçimde ki, Abdullah Öcalan'ın tartışılan soruna ilişkin bazı notlarını "En azından onlar Ankara tarafından anlamlı bulunabilir. Bunlardan bazılarını not ederek yazımı noktalamak istiyorum" diyerek alt alta sıralayabiliyor da... Taşgetiren'in ikinci yazısının son paragrafını okuyunca, başyazarımızın zihnini meşgul eden soruları ve arayışları daha iyi anladım. Bu bölümde şöyle diyordu: "Geçen yazımda, ve daha önce 'Diyarbakır Travması' başlığı ile yazdığım yazıda, AKP'nin özgün bir politika geliştirmesi zaruretine işaret etmiştim. Aslında Türkiye için alan daralıyor. Belki Ak Parti bu konuda, farklı bir çözüm şansına sahip olabilir. Kafa yormak ve yoğunlaşmak gerekiyor. Biz çözmezsek çözdürecekler ve bu çözüm, bölgede hiçbir kimse için hayırlı sonuç vermeyecek." Taşgetiren daha ne yapsın, ne desin? Tabii ki işin başınde "Kafa yormak ve yoğunlaşmak gerekiyor." Peki AKP'ye yönelik dileklerle ilgili ne diyelim? Bugün için herhalde sadece kocaman bir "İnşallah"....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |