AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Bütün gecelerin rengi hep böyle olsa...

Uzun zamandır yabancı sularda sürüklenip duruyorum. Beni şiirin burçlarında dolaştıran, ruhumu derinleştiren pek- çok yıldızım oldu ama hiçbir zaman ne bir nota defterine, ne de bir çalgıya değdi elim. Buna rağmen, hayatımın hiçbir anı yoktur ki, kanımda ve dudaklarımda bir ezgi ve ritim eksik olsun...

Bu yüzden, ruhumu işleyip benliğimi armonilerin seline akıtan melodiler benim için hep bir avuntu kaynağı ve hayatımı anlamlandıran bir neden olmuştur. Ruhumun derinliklerinde beni uyaran o susturulmaz sesi duyuyorum hep...

Durup dururken bir melodi gelir aklınıza, içinizden sessizce mırıldanmaya başlarsınız, o melodi dünyanın bütün zalimliklerine el koyar.

İçinizdeki bütün kaba, kasvetli duyguları silip atar, dünyayı önüne katarak alıp götürür ve kurumuş umutları kanatlandırır. Bu bazen bir halk ezgisinin melodisidir, bazen Dede Efendi'nin uhrevi derinliği, bazen de Miles Davis'in muhteşem coşkusu...

Uluslrarası İstanbul Caz Festivali dün sona erdi. 10-15 günlük bir süre içinde de olsa müziğin ritmine uyarak, ahenkle akan seslerin ırmağında dünyanın değişik coğrafyalarıyla buluştuk. Festivalin açılış kurdelasını Simply Red kesti. Grubun şarkıcısı ve her şeyi olan Mick Hucknall'ın saçlarının ve grubunun rengi kızıl, yüreğinin rengi ise siyahtı. Şarkılarında caz ve Latin etkileşimine açık olan Hucknall konserinde pop esintilerine, Frank Sinatra'ya ve Cole Porter gibi ustalara da saygı duruşunda bulundu.

Festivalin parlak konuklarından birisi de Jane Birkin'di. Birkin, ses, karizma ve ruh itibariyle hâlâ hipnotik bir etki yaratıyor. Açıkhava Tiyatrosu'nda, geçen yıl çıkan "Arabesqua" albümünden parçalar da seslendiren Birkin, aşk referanslarını sınırötesine, Mağrip'e taşıdı, Endülüs ve Arap esintilerinin ritmiyle Açıkhava'ya 70'lerin "özgür" günlerinin rüzgarını taşıdı.

Ve Marcus Miller... O, bir dönem cazın efsane ismi Miles Davis'le birlikte çalarak kendini kanıtlamış usta bir virtüöz. Konserde, Miles Davis'in "So What" gibi hit bestelerini de çalan sanatçı, 2002 yılının en iyi caz albümü Grammy alan "m squared" albümünden şarkılar seslendirerek dinleyicilere bir kez daha doyumsuz bir gece yaşattı.

Latin Amerika müziğinin tartımasız en büyük ismi Mercedes Sosa... Şiir, protesto ve fıkır fıkır bir hüzün... Arjantin askeri cuntası 1976'da onu sahnede tutuklayıp sürgüne gönderdi. Ancak 1982'de ülkesine dönebildi ama hiç susmadı. Devrim, aşk, doğa en çok Sosa'nın şarkılarında hayat buluyor sanki... Ve de inanılmaz bir romantizm...

Bir de, Buena Vista Social Club projesinin, 80'ine merdiven dayamış olmasına rağmen enerjisiyle yıllara meydan okuyan Kübalı İbrahim Ferrer... Dilini bilmediğimiz halde bu "ihtiyar delikanlı"yı anlamakta hiç güçlük çekmedik. Müziğin evrensel dili, Açıkhava Tiyatrosu'nu dolduran binlerce insanı aynı coşkuda birleştirdi. Ve bitmesini hiç istemediğimiz müzik dolu müthiş bir gece yaşadık...

Şimdi daha iyi anlıyorum, seslerin giderek büyüyen dalgaları beni kollarına alıp başka bir dünyaya taşıyor. Ve şarkılarda giderek kabaran özlem, tedirgin kanatlarını çırpmaya başlıyor. Ardından uça uça doyumsuz halkalar çizerek yukarılara çıkıyor. Sonra da gümbür gümbür öten seslerden parıltı ve huzur olarak kalbe doğuyor...


20 Temmuz 2003
Pazar
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED