|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Denize atıfta bulunan her imgenin aynı zamanda bir sonsuzluk çağrışımı yüklendiğini biliyoruz. Sonsuzluk, insanın içinde yer aldığı noktaya göre, bir ucuyla ezele uzanırken öbür ucuyla da ebede doğru açılır. İçinde bulunulan yerin (ve aynı zamanda elbette zamanın) arkasında (geçmişinde) kalan yer artık ölü olana ait bir kesiti işaret eder; önündeki yerse geleceğe, yaşanacak olana, yani hayata göndermede bulunur. Bu yüzden "deniz" bir imge olarak hem ölümü, hem hayatı işaret eden bir anlam yüklenmiştir. Çünkü deniz, sonsuzdur. Deniz, göl gibi ya da başka su birikintisi gibi, başı ve sonu görünen ve bilinen, başka bir söyleyişle, sonlu olan, sınırı belli olan suyu işaret etmez. O, aynen hayat ya da ölüm gibi, içinde yaşanıldığı süreç içinde, başını ve sonunu göremediğin bir sonsuzluğu belirtir. Süleyman Çelik "Sonra Sessizlik" adını taşıyan şiir kitabında, denizi, yüklendiği bu kadim anlamına sadık kalan bir içeriğin imgesi olarak kullanıyor: ayışığına yaslansam, dualara yaslansam yürüsem
Kalyonların ve takaların geçmediği bir deniz, kuşku duyulmuyor ki, bir iç deniz değildir, rotası haritalarda gösterilebilen bir deniz değildir. O, aynen hayat ya da ölüm gibi, rotası önceden bilinmeyen ve kıyısı görünmeyen bir açık denizdir. Açıkçası bir ummandır. Umman, tam da, bütün suların kendisine ulaşmak için çabaladığı menzilin adıdır. Ancak menzil illâ da sonu işaret etmiyor. Onda, başlangıca değin bir anlam da yüklüdür: deniz ölümdür biraz. biraz çocuk ve oldukça ihtiyar.
Bu şiirde "deniz ölümdür biraz" ibaresi bir leitmotif halinde şiirin tüm arkaplanını kaplıyor ve kapsıyor. Ama, niçin "biraz"? Çünkü, o, biraz da hayattır. Çünkü içinde ölümü barındıran bir varlık aynı zamanda hayatı da içerir ve tersi… denize karşı duruyordum
Burada, deniz ve ada imgeleri de, anlatmaya çalıştığım imgelem dünyasını bütünlüyor. Kendini ada olarak duyumsayan biri, hayat ve ölümle aynı anda kuşatılmış olduğunu ifade ediyor olmalıdır. Ben'inin farkında olan varlık (insan), aynı ân içinde hem hayatla, hem ölümle kuşatılmış haldedir. Ummanın ortasında, yalnızca yukarıya, suyun yüzüne çıkmış olan bir el gördüğümüzde ne düşünürüz? Orada yaşayan birinin olduğunu, fakat aynı zamanda ölüme yaklaşmış olan birini de… Denizde bir ada, sanki yalnızca suyun yüzünde bir eli görünen birine benzemiyor mu? Yaşayan, ama aynı zamanda ölüme yaklaşmış da olan… "Sonra Sessizlik" adını taşıyan şiir kitabında yalnızca deniz imgesi üzerinde "bir tadımlık" durmak istedim. Kitap boyunca yer alan 80'in üzerindeki şiirin tümünde zengin bir imge kaynaşması yer alıyor. Bu şiirlerin tümünü uzun soluklu ve akışkan şiirler olarak anıyorum. Bu şiirlerde, bir özelliğin daha öne çıktığını gözlemliyorum: giderek zayıflamakta olan coşku boyutunun bu şiirlerde yeniden boy vermesi… Bu özelliği önemsiyorum, çünkü giderek yaygınlaşmakta olan akla dayanan şiir karşısında Sonra Sessizlik'te yer alan şiirler kendi iç coşkusuyla akla karşı baş kaldırıyor. Bu yönüyle de aklın isterlerini değil, fakat ciğerden gelen sesin çağrısını terennüm ediyor. Sonra Sessizlik şiirlerini, günümüz şiirinde, aşkın, maceranın, yüreğin şiirleri olarak muştulamak istiyorum. Not: Sonra Sessizlik, şiir, İstanbul Yayınları, İst. 2002.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |