|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye tekrar Irak'a asker gönderip göndermeme tartışmasını yapıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Amerika gezisinin "stratejik ortaklık" konseptinden çok uzakta gerçekleştiği açık. Gelinen nokta; askeri boyutu hiçbir zaman aşamamış stratejik ortaklığın, düşmanlık boyutuna ulaşmamasına yönelik diplomatik ilişkilere indirgenmiştir. Muhtemelen hükümetin asker gönderme teklifi de Amerika'yla atılan köprüleri yeniden tesis etmeye, daha doğrusu günü kurtarmaya yönelik diplomatik bir girişim olarak okunabilir. Dış politikada her zaman istediğiniz sonuçları elde etmeniz mümkün olmayabilir. İstediğiniz sonuçları alabilmek için uluslararası dengeleri, buna bağlı iç ve dış gerilim alanlarını gözetmek, tüm bu farklı yöne çeken vektörleri iyi kombine ederek sonuca ulaşmak zorundasınız. Hele Türkiye gibi gücü ve hareket alanı belli olan bir ülkenin birçok dengeyi birden gözetmesi gerekmektedir. Sorunu, uluslararası ilişkiler bağlamında rasyonalize temekle sınırladığınız vakit zaten yapılacak fazla bir şey yok demektir. Bu şartlarda real politik neyi gerektiriyorsa onu uygular konjonktürel çözümler üretebilirsiniz. Soruna salt güç ve denge açısından yaklaştığımızda; ikinci tezkere Meclis'ten geçip de Türkiye Irak'ın işgaline ortak olsaydı "diplomatik ve askeri anlamda başımız belaya girmeyecekti".diyenler haklı olabilirdi. Oysa Türkiye gibi bir ülkenin, Irak gibi bir komşusunun işgaline herhangi bir uluslararası soruna yaklaşır gibi yaklaşma lüksü olamazdı. Türkiye'nin, Amerika'nın işgal güçleri komutanı Orgeneral Abizait'in hatırlattığı gibi "yüzlerce yıl yönettiği" bir komşusuna karşı stratejik olduğu kadar etik unsurları gözeterek bir tavır geliştirmek zorundadır. Çünkü Türkiye'nin varsa eğer gücü; bölgesiyle kuracağı ilişkinin mahiyeti itibariyle maddi olmaktan çok maddi olmayan, tarihi, kültürel altyapı üzerine geliştireceği stratejide yatmaktadır.
Jeokültürel strateji
Toplumların mekan düşüncesi, yurt anlayışı, ortak bilinci oluşturan tarih ve kültür deneyimleriyle birlikte harmanlanarak oluşur. Ve bu yüzyıllar süren bir süreçte olgunlaşır. Bu bakımdan, bir Iraklı'nın, hatta bir tür sömürge valisi gibi duran şeflerine rağmen Iraklı bir Kürt'un Türkler'le birlikte yaşama imkanı, ortak paydası Azerbaycanlı bir Azeri Türkü'nden daha fazladır. Bu, 400 yüzyıl ortak bir mekan ve kimliği paylaşmış olmanın şekillendirdiği bir aidiyetin sonucudur. Bu bir imparatorluk mirasıdır ve hâlâ yaşayan bir mirastır. Bu ortak mekan ve kimlik algısı Türkiye'nin ayrıcalığı olduğu kadar kullanamadığı için de aynı derecede talihsizliğidir.. Böylesine derin ve insani ve bir o kadar da belirleyici imkanı yok sayan, harekete geçiremeyen siyaset anlayışının; askeri ve ekonomik imkanlar açısından çok daha güçlü olan Amerika'nın arkasına takılmaktan başka seçeneği olamazdı. Nitekim bu zaman kadar uygulanan politika nedeniyle Türkiye böylesi bir dar alana sıkıştırılmış bulunuyor. Benzer şekilde tarihi bir hata, stratejik miyopluk Kuzey Iraklı Kürt liderler tarafından işleniyor. Muhtemelen Türkiye ile çatışarak, İran ve Suriye ile bozuşarak ABD'ye yaslanarak gerçekleşecek bir oluşumun adının bağımsızlık olduğunu mu sanıyorlar. Kürtler'in, mümkün olduğunca bölgesindeki unsurlarla çatışma içine itilerek yalnızlaştırılması ve tek dayanak olarak Amerika ve dolayısıyla bölgede İsrail'e yaslanmış bir siyasi varlık oluşturulmak istendiğini görmemek mümkün değil. Ya Türkiye'nin bölge ittifak kurduğu unsurlar sadece Türkmenler'le mi sınırlı olmalıydı? Ankara'nın yıllardır tekrarladığı bu söylemin Türkiye'deki Kürtler'i nasıl rahatsız ettiğini görmemek mümkün değil.. Oysa bölgeye, düşman unsur mantığı ile, askeri bakışı yansıtan politikalar; korkuya dayalı konjonktürel sıçramalardan ibaret kalmıştır.
Amerika Türkiye'den neden asker istiyor?
Türkiye'nin sınırlı askeri ve ekonomik imkanlarına rağmen jeokültürel potansiyelinin ağırlığı Bosna ve Kosova barış gücüne katılmasının engellenmek istenmesinde somut bir stretejik argüman olarak karşısına çıkmıştır. Daha doğrusu Türkiye'ye, sahip olduğu bu potansiyel hatırlatılmış oldu. Şimdi, sorulması gereken soru şu: Bosna'da, Kosova'da sembolik sayıda bir Türk askeri birliğini görmek istemeyenler neden Irak'a asker istiyor? Önce şunu tespit etmekte yarar var: Artık Amerikan kamuoyu bile Amerikan askeri varlığının Irak'ı özgürleştirmek için orda olduğuna inanmıyor. ABD'nin resmi açıklamasıyla da Amerikan ordusu Irak'da bir işgal gücüdür. Amerikan güçlerine karşı saldırılar muhtemelen daha da artacak ve Amerikan ordusu kendini yeni bir Vietnam sendromu içinde bulacak gibi görünüyor. Tam bu noktada Türk askerini Amerikan askerine bir tür kalkan olarak istendiği apaçık ortada.Türk ordusunun, işgal kuvvetleri adına düzeni sağlaması; ABD'nin de Irak'ın kaynaklarını daha sistematik biçimde sömürmesine yardımcı olması isteniyor. İşgal tanımı her şeyden önce gayrı meşruluğa gönderme yapar. Meşduiyeti olmayan bir askeri varlıktır. Eğer Amerika ile işgal suçunu paylaşırsanız, bundan sonra gelebilecek talebi karışlamaya da hazır olmalısınız. İsrail işgal güçlerinin de Filistin'de can güvenliği bulunmamaktadır. Bir müddet sonra İsrail, stratejik askeri işbirliği çerçevesinde Filistinli özgürlük savaşçılarından/teröristlerden kendini koruması için Türkiye'den asker isterse kim "hayır" diyebilecek? Türkiye'den Gazze'de Ramallah'ta Kudüs'te İsrail işgalini güvenceye almak adına asker istendiğini düşünebiliyor musunuz? Amerikan işgalinin İsrail işgalinden muhteva bakımından hiçbir farkı yoktur. Amerikan işgaline sempati beslemenin Mescid-i Aksa'nın yıkımına alkış tutmaktan farkı olduğunu sanmıyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |