|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak'ta işgal yönetimi kurmakta zorlanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Türkiye'den asker istemektedir. Kamuoyunda bununla ilgili tartışmalar var. Bu talep üzerine Irak'a asker gönderilmesinden yana olanlar var, karşı çıkanlar var. Elbette ki lehte olanların da aleyhte olanların da güçlü argümanları, dayanakları bulunuyor. ABD dünyayı kandırarak çeşitli gerekçelerle Irak'a saldırma kararı aldı. Dünya sisteminin kurumlarını bazen istiskal ederek, bazen ağır bir baskı altında tutarak etkisiz hale getirdi. Adeta dünya sisteminin işlevsiz kalmasına yol açtı. ABD kendisine destek veren müttefikleri ile birlikte Irak'a savaş ilan etti ve üç hafta içinde ülkeyi işgal etti. Mevcut yönetim trajik şekilde çökerken iktidar işgal güçlerinin eline geçti. Bu arada ABD'nin istediği desteğe Türkiye olumlu cevap vermedi ve Amerikan askerlerinin konuşlanması için Meclis'e sevkedilen tezkere reddedildi. Bunun yarattığı tartışma hâlâ devam etmektedir. İlişkilerde gerilimler, soğukluklar ve güvensizlikler belirdi. Türkiye yol ayrımında… Şimdi yeni bir aşamadayız ve Irak'ta sıkışan ABD Türkiye'den asker istemektedir. Türkiye bir bakıma yol ayrımındadır; ya Amerikan isteğini reddederek yeni bir bunalımın ortaya çıkmasını göze alacak, yahut da bunu bir fırsat bilerek belli miktarda askeri Irak'a gönderme kararı alarak daha önce Bosna'da olduğu gibi, Türk askerini yurt dışına gönderecek. Her iki kararın da olumlu ve olumsuz yanları olduğu açık. Konuya pasifist açıdan bakarsak Türkiye'nin bu türden uluslararası sorunlara bulaşmaması, kendi ulusal sınırları dahilinde kalması ve asla asker göndermemesi gerektiği düşünülebilir. Zaten geleneksel Türk dış politikasının dayandığı "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" özdeyişini bunun için bir meşruluk zemini olarak değerlendirmek mümkün. Bunun yanında ahlaki ve insani pekçok gerekçe de bulunabilir. En önemlisi ve asla akıldan çıkarılmaması gereken husus ise eğer Türkiye Irak'a gider ve ABD ile aynı kare içerisinde görülürse bunun sadece Irak değil tüm Ortadoğu halkı nezdinde nasıl anlaşılacağıdır. Biliyorsunuz Türkiye 1950'li yıllarda Ortadoğu'ya İngiltere, Fransa ve ABD ile birlikte döndü ve bunun faturasını ağır ödedi. Belki de hâlâ ödeyemedi! O yıllarda Arap dünyasının liderliğini üstlenmiş olan Cemal Abdünnasır, eski sömürgeci İngiltere ve Fransa ile birlikte bölgeye geri dönen Türkiye'ye en ağır eleştiri ve saldırılarını yöneltmekten geri durmuyordu. Acaba bugün de aynı sorun yok mu? Yani Türkiye Irak'a asker gönderirse bölgeye ABD gibi işgalci bir güçle birlikte geri dönmüş olmayacak mı? Hem de bu işgal nedeniyle Ortadoğu'nun her tarafında Amerika'ya karşı milliyetçi duyguların, hareketlerin ve kinlerin giderek yükseldiği bir sırada. Evet bu risk çok ciddi bir risktir ve asla gözden ırak tutulmaması gerekmektedir. Türkiye tarih ve coğrafyasından kaçamaz! Ancak soruna ve gelişmelere sadece Irak ve konjonktür açısından değil de Türkiye'nin tarih ve coğrafya tecrübesi zaviyesinden bakarsak daha farklı davranmamız gerektiği düşünülebilir. Türkiye'nin ta başından beri Irak'a girmesi ve burada nüfuzunu artırması hedefi yok muydu? Tezkerenin reddi ile ortaya çıkan durum acaba bu yolla kapatılamaz mı? Temel şartımızı bir kez daha hatırlatalım: Türkiye'nin Ortadoğu bölgesinde nüfuzunu artırma, gelişmelerde taraf olma ve kendi tarih ve coğrafya tecrübesi sınırlarına doğru genişleme gibi bir "büyüme" hedefi varsa Irak'a asker göndermeyi bu hedef çerçevesinde değerlendirmesi gerekir diye düşünebiliriz. Tekrarlıyorum, şayet böyle bir "büyüme/emperyal" hedefi mevcutsa… Türkiye'nin böyle bir hedefi olmalı mı, derseniz ben kişisel olarak Türkiye gibi imparatorluk bakiyesi bir devletin, bölgeye altı asır hükmeden Osmanlı Devleti gibi bir cihan devletinin mirası üzerine oturan Türkiye'nin bölgede nüfuzunu artırma ve genişleme hedefinin bulunması gerektiğini düşünmekteyim. Burdan bir toprak genişlemesi, sınırların genişletilmesi anlaşılmasın. Bunun dönemi çoktan geçmiştir. Sözünü ettiğim genişleme veya büyüme ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal nüfuzunun tesisi ve artırılmasıdır. Türkiye'nin Irak'ta ne işi var diye itiraz edenlere peki Türkiye'nin Bosna Hersek'te ne işi var, sorusunu sormam gerekiyor. Irak ile Bosna Hersek'in tamamiyle aynı olmadığını elbette ben de biliyorum ve bunu iddia etmiyorum. Ancak misyon, anlam ve geleceğe yönelik amaç açısından bir fark yoktur. Türkiye mirası üzerinde oturduğu ve çoğu kez de "redd-i miras" ettiği Osmanlı coğrafyasına yayılmak, bu coğrafyada nüfuzunu ve etkinliğini artırmak, varlığını ortaya koymak mecburiyetindedir. Bu asla bir "emperyalizm" değildir. Tam bu noktada temel sorun ise Türkiye insanının, aydının, bilim dünyasının ve devlet elitinin bu misyonu üstlenebilecek duyarlıkta, yetkinlikte ve hazırlıkta olup olmamasıdır. Mesela Türkiye'nin seksen civarındaki üniversitesinde kaç tane Irak uzmanı vardır sorusuna verilecek cevap ne demek istediğimizi ortaya koyacaktır. Evet Türkiye'nin kaç Irak uzmanı vardır?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |