|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
WASHINGTON- Abdullah Gül, "Gezim yalnızca Irak'a asker gönderme konusunun gölgesine girmesin" ricasında bulunuyor, ama ne çare; Amerikan başkentinden bakıldığında, Washington'da ipleri elinde tutan kadro, Türk dışişleri bakanının ziyareti öncesinde bir tek bu konuya odaklanmış görünüyor. Ak Parti hükümeti ve ülkedeki dengeler açısından Türkiye ile Amerika arasında çok yönlü ilişki alanları mevcut; askerî konular o alanlardan yalnızca biri. Türkiye, Irak'ta temel beşerî ihtiyaçların karşılanmasından bayındırlık hizmetlerine kadar bir dizi 'altyapı' çalışmalarında katkısı olabileceğini düşünüyor. O kadar da değil; hükümetin Washington'a üzerinde müzakere edilmesi için getirdiği pakette, kalıcı tedbirlerle ilgili çözüm önerileri de bulunuyor. Peki de, Washington Türkiye'nin kapsamlı paketinde yer alan önerileri dinlemeye hazır mı? Bu soruyu akla getiren Washington'a egemen kadronun çalışma tarzı. İdeolojik bir grup bu ve her 'keskin inançlı' gibi belli bir konu üzerinde yoğunlaşınca gözleri başka hiçbir şey görmüyor; kısa vâdeli çıkarları uzun vâdeli hesaplara tercih ediyor... "Irak'ta rejim çökertilecek, çökert" diyen bir asker mantığı bu. O mantık savaşı kazanmaya yarıyor; ancak savaşı kazanan ABD'nin savaş-sonrası karşılaştığı sorunlar büyük çapta aynı mantığın eseri... Kadro, yanlış yaptığını dinlemeye de açık değil... Washington yönetimi, şu sırada, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi üzerinde yoğunlaşmış görünüyor ve bu yoğunlaşma yüzünden, büyük ihtimalle, başka konuları dinlemeye hazır değil... Yoğunlaşma ve kendini başka konulara kapatma eğilimi, Abdullah Gül'ün ziyaret programına da yansımış bulunuyor. Bir dışişleri bakanı, genellikle, ziyaret ettiği ülkenin dışişleri bakanıyla görüşür; eğer kendisine zaman ayırabilecekse başbakana da nezaketen uğrar. Gül'ün Washington temasları Colin Powell'la görüşmeyle sınırlı değil; Dick Cheney'i de görecek Gül. Görüşme maratonunda çalacağı kapılar arasında Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Condaleeza Rice'ın kapıları da bulunuyor... Gül'ü Pentagon'a kendileri dâvet etti... Diplomaside ustalık böyle zamanlarda kendini belli eder. Türk diplomasisi, Gül'ün bu ziyaretini, Washington'daki ekibin gözlerini Irak realitesine açmak için değerlendirmek zorunda. Bunda başarısızlık birbirinden farklı iki tehlikeli süreci Ak Parti iktidarının -tabii Türkiye'nin de- önüne dayayacaktır: Ya, '2. tezkere krizi' sonrasında yeni bir krizle karşılaşmamak için Washington'daki şahinlerin dümen suyuna girilip Türkiye'nin uzun vâdeli -ve Ak Parti'nin siyasî- çıkarlarının aksine bir tavırla Irak'a Türk askeri gönderilecektir; ya da, yeni bir krize yol açılarak Türk-Amerikan ilişkileri, hiç değilse bu kadronun işbaşında bulunduğu süre içerisinde- tâmiri zor bir darbe alacaktır... Türkiye'nin elinde, Washington'daki kadronun gözünü açmaya yarayacak birden fazla koz bulunuyor. Abdullah Gül, muhataplarına, o kozları münasip bir dille anlatmanın bir yolunu bulacaktır. Bulmalıdır. ABD'nin dümen suyuna girmiş bir Türkiye'nin zararı yalnız Türkiye'yi vurmaz, daha büyük darbeyi ABD'nin uzun vâdeli çıkarlarına da indiririr. Sadece şu soru üzerinde biraz düşünün: "Washington, Türk askerini Irak'ta kendi askerî gücü sonuç almada yetersiz kaldığı için istiyor; peki ya Türk askerinin varlığı da sorunu ortadan kaldırmaya yaramazsa ne olacak?" İşgalci gücün silâhlı mücadelesinin bir parçasına dönüşmüş Türkiye, Irak'ta yaşanan daha büyük sorunun çözümünde 'anahtar rol' oynamalıdır. Tarihinin, coğrafyasının Türkiye'ye, halkının da Ak Parti'ye biçtiği rol budur. Dışişleri bakanı kimlerle dans ettiğini elbette biliyor; bakalım kim kimin ayağına uyacak?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |