|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dünya çevrecilerinin uzun bir süredir sürdürdükleri mücadele başarıyla noktalandı. Hasankeyf'i sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı projesi, Başbakan Erdoğan'ın açıklamasına bakılırsa rafa kaldırıldı. Barajın inşaatı aslında çok önceden, inşaatı yapacak olan uluslararası inşaat konsorsiyumunun üyeleri projeden çekildikten sonra durmuştu. Dünya çevrecileri, mereki Londra'da bulunan, benim de üyesi bulunmaktan övünç duyduğum Hasankeyf Komitesi'nin ( Ilısu Dam Campaign) koordinatörlüğünde yıllar öncesinden giriştikleri mücadelede m inşaatı yapacak şirketler üzerinde büyük bir baskı kurmayı başardılar. Aynı baskıyı, bu şirketlere kullanacakları krediler için izin verecek olan İhracat Kredi Kuruluşları denilen hükümetlerden bağımsız kurumlar üzerinde de yogunlaştırdılar. Sonunda şirketler ve hükmetler bu demokratik baskılara karşı direnemedi. Üstelik de Ilısu Projesi o kadar yanlış, doğayı ve insanı dikkate almayan bir projeydi ki, bu dünya çapında büyük şirketler böyle bir projede yer alarak ünlerini zedelemek istemediler. Hatta bu şirketlerden bir kısmı, bundan böyle bu tür projelerde yer almayacaklarını ve çevreye saygılı olduklarını ilan etmek zorunda kaldılar. Bu haber, eğer bürokrasi ileride yeni bir oyunla karşımıza çıkmayacaksa birçok açıdan büyük önem taşıyor. Bir kere, belki de bütün dünyada çevrecilerin giriştiği bir mücadele ilk defa resmen başarıya ulaşmış olmaktadır. Bir hükümet, fiilen inşaatı durmuş ve yapılamaz hale gelmiş bir projeyi resmen de yürürülükten kaldırılmayı kabul etmektedir. Bu durum şimdiye kadar pek görülmüş bir şey dedğildir. Devlet yanlış da olsa şimdiye kadar dediğinden dönmemiştir. Aldığı karardan vazgeçmemiştir. İkinci olarak, bu mücadele sırasında oluşan uluslararası kriterler ve baraj gibi çevreyi etkileyecek büyük alt yapı projeleri için ortaya atılan yeni evrensel ilkeler resmen kabul görmüş olmaktadır. Ilsu Barajı projesinin iptali, kuşkusuz Hasankeyf gibi eşi bulunmaz bir tarih hazinesinin kurtarılması ve o bölgede yaşayan onbinlerce insanın yaşamlarının altüst olmasının engellenmesı anlamının ötesinde büyük mesajlar içeriyor. Bundan sonra dünya çevrecileri, bu alt yapı projelerinin uluslararsıarası ilkelere uygunlugunu denetlerken, Ilısu Barajı için yapılan mücadeleyi örnek olarak göstereceklerdir. Ilısu Projesi dünya çevrecileri için çok önemli bir dönüm noktası olacaktır. Çünkü mesele, Başbakan Erdoğan ve diğre yetkililerin yaptığı gibi sadece bölgenin turizm potansiyelini harekete geçirebilme meselesi değildir. Tarihi binlerce yıl öncesine giden eşsiz bir kültür varlığını kurtarmak da değildir. Bunların hepsi özellikle bölge insanı açısından çok önemlidir. Ama önemli olan, Ilısu Barajı'nın bundan sonra benzer projeler için bir mihenk taşı niteliği taşıyor olmasıdır. Yıllardır çevreciler Ilısu Barajı için şu itirazları dile getirdiler: Bu baraj projesi, doğal ve tarihi çevreyi korumaya yönelik bir çalışma öngörmemektedir. Baraj sahasında yaşayan 40-50 bin kişilik nüfus için bir yeniden yerleşim planı hazırlanmamıştır. Sınır aşan bir akarsu olması açısından Dicle Nehri'nin alt kesimlerine yönelik kirlenmeyi önleyecek bir proje geliştirilmemiştir. Bunların hepsinden önemli olarak, yerel halka bu proje ile ilgili olarak ne önce ne de sonra danışılmamış, onların herhangi bir konuda fikirleri bile alınmamıştır. Netice olarak bu baraj, ülke ekonomisine katkı sağlamak amacıyla GAP Projesinin bir halkası olarak düşünülmüş olmakla birlikte bölge ekonomisine, çevresine ve o yörede yaşayan insanlara zarar verecek bir proje olarak gelişmiştir. Neticede insan haklarına aykırı bir durum ortaya çıkmıştır. Başbakan Erdoğan'ın böyle bir kararı açıklaması acaba sadece bölge halkını memnun etmek ve bögesel turizmi canlandırmak amacına yönelik olarak mı aldı? Yoksa daha köklü, yukardan beri sıraaldığımız nedenler de bu kararda etkin oldu mu? Eğer ikinci şık geçerliyse Türkiye'de yapılacak çok şey var. Neredeyse DSİ'nin bütün projeleri aynı hastalıkla malul ve yerel çevreyi de, yerel halkı da dikkate almayan, insan haklarına ve doğal çevreye meletik vermeyen projeler. Yusufeli Barajı bunun en önemli örnekleridnen biri. Orada da, Çoruh Vadisi denilen eşi bulunmaz cografya parçası ömrü sadece 40-50 yuıl olan çağı geçmiş bir enerji üretim projesi için feda edilmek isteniyor. Ya bir diğer eşsiz doğa parçası Munzur vadisinde, yapılan ve yapılması planlanan 8 adet baraja ne demeli? Zap Suyu vadidinde planlanan Hakkari Barajı bunlardan biri. Türkiye'de çevre ve insani endişeler taşımayan bu gibi yüzlerce proje var. Başbakan, eğer yukardaki ölçütleri dikkate alacaksa bu projelerin de yeniden gözden geçirilmesi lazım. Türkiye'de artık insanların hayatlarıyla, tarihi ve doğal çevreyle ilgili projelerde devletin "Ben yaptım oldu" anlayışından vazgeçmesinin zamanı gelmiştir. Umarım Başbakan Erdoğan'ın amacı, bölge sakinlerinin ağzına bir parmak bal çalmak değildir. Şimdi sıra, insan haklarına ve çevreyle ilgili uluslararası ilkelere aykırı öteki projelere gelmelidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |