|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Aslına bakılırsa Türkiye'nin yeniden bir tezkere sürecine girip girmeyeceği Abdullah Gül'ün Amerika'da yapacağı temaslar sonucunda belli olacak. Yani, Ankara'da birdenbire patlayan gürültüden çok Washington'dan gelecek habere kulak kesilmek gerekiyor. Dolayısıyla ilk aşamanın, yani "Meclis'e yeni bir tezkere gelir mi?" sorusunun cevabı belli. Gül ile Powell görüşmesinde, Amerika'nın Türkiye'den asker isteme talebi kesinleşirse, tezkere gelecek. Böyle bir talep de gelebilir çünkü Amerika, olağanüstü kısa bir sürede Irak'ı işgal etmeyi başarmasına karşın, 9 Nisan'dan beri bu ülkede batağa saplanmış bulunuyor. Hem askeri olarak ve hem de geçen zaman zarfında umduğu desteği elde edemeyerek siyasi olarak yenilgiye uğrayan Amerika şimdi, taze katkı bekliyor. Üstelik bu kez, konunun Türk-ABD ilişkileri açısından daha hassas bir tarafı da bulunuyor. ABD, bir kez daha önceki tezkere sürecinde olduğu gibi vakit kaybına tahammül etmeyecektir. Dolayısıyla da Bush yönetiminin, Türkiye'den kesin bir taahhüt almaksızın bu sürece yeniden girmesi beklenmemelidir. Ama, ABD'ye Irak'ta görevlendirilmek için asker gönderme taahhüdünde bulunulması da bir hayli güç olacaktır. Çünkü, hem Türkiye, hem dünya hem de kararı verecek olan TBMM, bugün 1 Mart'ta olduğundan daha hassas bir noktada bulunuyor. ABD'nin Irak'ı işgal gerekçelerinin yalan olduğunun anlaşılması bir yana, o günden bugüne gelişen bazı olaylar da Irak'a asker gönderilmesini zorlaştırmış bulunuyor. BM'nin işgal karşıtı tutumunun devam etmesi, Almanya başta olmak üzere birçok ciddi ülkenin Irak'ta işgal bitmedikçe bu ülkeye asker göndermeyeceğini açıklaması, işgal güçlerinin bu ülkeyi düzenlemek için hiçbir şey yapmaması, hatta İngiliz Savunma Bakanlığı Danışmanı Dr. David Kelly'nin esrarengiz ölümü bile tepkiyi artırmış bulunuyor. Bunlara ilaveten Türkiye için 11 askerin onur kırıcı bir şekilde gözaltına alınması gibi önemli bir başka gerekçe bulunuyor. Bu şartlar altında Türkiye'nin, askeri destek göndermesi ve bunu izah edebilmesi çok zordur. İkinci sorunun cevabı da burada yatıyor. Yani, "bir tezkere gelirse geçer mi?" sorusunun... Buna tayin edecek olan faktör, AK Parti grubunun nasıl davranacağıdır. Zira, CHP'nin tutumu bellidir ve "kesinlikle hayır"dan ibarettir. Dün, 1 Mart tezkeresinde birbirlerinden farklı oy veren birçok AK Parti'liyle görüşme imkanı buldum. Bir tür küçük bir anket yaparak, kanaatlerinin ne olduğunu öğrenmeye çalıştım. İtiraf edeyim başta, hükümetin Irak'a asker gönderme fikrinin genel olarak kabul göreceğini tahmin ediyordum. Ama sonuç böyle çıkmadı... Bir bölümü kesinlikle asker gönderilmesi gerektiğini ve bunun hem siyasi bir gereklilik hem de "Türk-ABD ilişkilerini onaracak bir formül" olduğunu düşünüyor. Bazı yönetici ve milletvekilleri, Türk askerinin sürece bir Barış Gücü faktörü olarak aktif katılımının Türkiye'yi rahatlatacağına inanıyor. Ama çoğunluk, aksini düşünüyor. Hem de 1 Mart'ta reddedilen tezkere öncesinde görünen kararsızlığa bile düşmeden açıkça karşı çıkıyor. Tezkerenin hangi gerekçeyle geleceği konusunda bir şerh de düşülüyor ama argümanlar mevcut duruma göre alt alta sıralandığında ortaya, şu sözlerle özetlenebilecek bir tablo çıkıyor: "ABD işgalinin haklılığı değil, tam tersine haksızlığı ispatlanmıştır. Bu durumda BM'nin de onayı olmadan bu ülkeye destek vermenin uluslararası hukuka aykırılığı devam ediyor. Türkiye, ABD'nin siyasi meşruiyet gerekçesi olmamalıdır... Irak'a asker göndermemiz, bize hem İslam dünyası hem de Avrupa nezdinde prestij kaybettirir. Irak'ta asker bulundurmak, bu ülkedeki gergin durumda bizim için asker kaybı dahil birçok üzücü sonuçlar da doğurabilir." Ve son bir kanaat daha... Bir AK Parti yöneticisi, "Gelirse bu seferki, öncekinden daha sıkıntılı olur..." diyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |