|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yakın zamana kadar övünme konusuydu: "Gıda ürünleri üretiminde kendi kendine yeten dünyanın 7 ülkesinden biriyiz." Herkes de buna inanırdı. Kimse demezdi ki, "Yahu öyleyse biz niçin buğday ithal ediyoruz?" Çünkü benim bildiğim, Türkiye 1950'li yıllardan beri buğday ithal ediyor.. Daha sonra mısır, daha sonra da pirinç ithalatçısı olduk. Şimdilerde ise maşallah ekmeği bile dışarıdan getireceğiz. Yine de tarımsal üretimimiz fena değil. Pamuk, fındık, tütün gibi ürünlerimiz aynı zamanda döviz kaynağımız da. Bunda gelmiş geçmiş tüm iktidarların tarıma verdiği desteğin önemi büyük. Biraz da oy deposu olarak görüldüğü için köylü hep desteklendi. Destekleme alımları yapıldı. Dünya piyasalarında bir lira olan ürüne 5 lira verildi. Demirel gibi, oy uğruna kim ne verirse ben 5 lira fazlasını veriyorum diyen siyasetçiler çıktı. Sırf köylünün, çiftçinin cebine para girsin diye, çöpe atılacak ya da yakılacak fındık, tütün gibi ürünleri devlet aldı. Destekleme alımlarından trilyonlarca zarar edildi. Bu zarar ise hepimizden alınan vergilerle kapatıldı. Şimdi bu eski defterleri karıştırdıktan sonra bugünkü sayfalara geçiyorum. Bir süredir gazetelerde fındık haberinden geçilmiyor. Araştırmalar, incelemeler, demeçler…. Taban fiyatlar açıklanacak ya müthiş bir lobi faaliyeti başladı. Hakkını vermek lazım. Lobi oluşturma konusunda Doğu Karadenizliler'in eline kimse su dökemez. Her yıl fındığa iyi bir fiyat alabilmek için bölgenin tüm milletvekilleri seferber olur. (Hatırlatma: Bu milletvekillerinin bazıları da aynı zamanda fındık üreticisidir.) Bu yıl daha hızlı taarruza geçtiler. Fındık taban fiyatı 2 dolar olsun, 3 dolar olsun da diyen var. Fındığın önemi konusunda destanlar yazılıyor. 250 bin kişi bu işten ekmek yiyormuş. Fındığa yeterli fiyat verilmediği için bu aileler perişanmış. Sayın okurlarım. Şu anda Batı Karadeniz turundayım ama, Doğu Karadeniz'i de bilirim. Okuduklarınız, duyduklarınız tam doğru değil. Bir kez kimse şu gerçeği vurgulamıyor. Karadeniz'de sadece fındıkla geçinen aile çok az. Herkesin bir başka geliri var. Örneğin, balıkçılık, örneğin marangozluk, inşaatçılık. Gurbetçilik derseniz çok yaygın. Ben çok gördüm. Fındık toplama mevsiminde izin alıp, Doğu Karadeniz ya da Akçakoca'ya giden işçilere, memurlara hatta ve hatta şeflere, müdürlere. Dönüşlerinde çoğunu altlarına yeni bir araba çekmiş olarak görürsünüz. Devletten alınan fındık paraları böylece çıtır çıtır yenir. Ayriyetten…. Bu işe artık bir nokta koymalı diyorum. Serbest piyasa diyoruz. Devlet üretimden elini çeksin diyoruz. Her şeyi özelleştirelim diyoruz. İş çiftçiye, köylüye, fındığa, tütüne geldi mi, "Nerede bu devlet!" diye bar bar bağırıyoruz. Bu nasıl iştir anlayamıyorum. Anlıyorum da kabul etmek istemiyorum. Devlet niçin, 2 liralık fındığa 3 lira vermek zorunda? Fındığınız bu parayı ediyorsa, tüccar, ihracatçı zaten gelir alır. Yok para etmiyorsa yetiştirmezsiniz. Popülist politikalar yüzünden son 20 yılda fındık tarlaları neredeyse ikiye katlandı. Üretim arttıkça arttı. Buna karşılık, bollaşın fındığa daha yüksek fiyat isteniyor. Hem bollaşacak, hem stokları artacak, hem de fiyatı artacak. Böyle bir iktisat kuralı nerede var? Tüccarın, ihracatçının oyununa gelinip, fındık tarlaları ikiye katlanmasaydı, üreticinin de başına bunlar gelmeyecekti. Daha az ürünü çok daha yüksek fiyattan satacaklardı. Üretim 600 bin ton. İhracat 240 bin ton. Gerisi. 100 bin ton da iç piyasada tüketilse… Gerisi, depolarda, çürümede. Sonra da bu fındıkları bize yedirmek için "aganigi. nananigi" türü reklamlar. Yemiyorum kardeşim! Yemek de istemiyorum! Benim vergilerimden, fındık üreticisine destek verilmesini de istemiyorum. İstediğiniz kadar kızın. İşçiye memura sıfır zam verilen bu ülkede böyle konuşmak benim de hakkım. Madem serbest piyasa… Sadece fındık değil, tütün, buğday, ayçiçeği üreticilerine de sesleniyorum. Ya devletçi ya da serbest piyasacı olmak zorundasınız. Artık bunun pek karması kalmadı. Rekabete varsanız. Hodri meydan.
Ekonomi iyi ise borsa niçin kötü?
Enflasyon sıfırın altına kadar düştü. Büyüme hızı yüksek. Kapasite kullanım oranı yüzde 80'i aştı. İhracatta rekor artış var. Tüm bunları alt alta sıraladığımızda şu yorumu yapmak gerekiyor: -Demek ki bu ülkede ekonomi iyiye gidiyor. Ekonominin canlandığı, büyümenin hızlandığı bir ülkede de borsa cazip hale gelir. Hisse senedi fiyatlarında artış olur. Demek ki , bu ekonomi kuralı Türkiye'de geçerli değil. Ne borsa canlanıyor, ne de hisse senetleri artıyor. Hatta "borsa kötü" bile denebilir. Bu işte bir tuhaflık var. Acaba ekonomiden sorumlu bakanımız bu sorunun yanıtını biliyor mu? Bizi aydınlatsa derim.
Erfelek'e şelalelerden turist akıyor
Sinop'un en fakir ilçesi denebilir Erfelek için. Eski bir yerleşim alanı olmasına rağmen pek gelişmemiş. Sanayisi, ticareti yok. Geçimin çoğu ormancılık ve hayvancılıktan. Halkı yoksul. İlçeye hayat verecek bir çıkış yolu aranırken,Tatlıca Şelaleleri akla gelmiş. TRT'nin başarılı programlarından "Gezelim Görelim"i sunan Nuray Yılmaz, bu şelaleleri de tanıtınca Erfelek'in yüzü biraz daha gülmüş. Tatlıca Şelaleleri Erfelek'in 15 kilometre dışında. Su, ormanla kaplı dik yamaçlardan akıyor. 18 şelale var. Tırmanman 2-3 saati buluyor. Zorlu ve tehlikeli bir parkur. Biz gittiğimizde orada hayli yerli turist gördüm. Hatta birkaç tane de yabancı vardı. Ancak bir dezavantajı var. Şelalelerin olduğu yerde bir lokantada dışında tesis yok. İkincisi, burası Erfelek'e uzak. Gelen turistlerden Erfelekliler yeterince yararlanamıyor. Buna nasıl bir çözüm bulacaklar bilemiyorum. Bir de ilçenin belediye başkanı ve kaymakamını uyarıyorum. Tırmanma parkuru son derece kaygan ve dik. Her taraf taş. Hiçbir güvenlik önlemi de alınmamış. Buna rağmen 7 yaşındaki çocuk da 70 yaşındaki dede de tırmanıyor. İstenmeyen bir kaza olursa, şelalelerin tüm büyüsü kaybolur. Ben şimdiden hatırlatayım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |