|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Silâhlarındaki son kurşunları villayı çeviren Amerikan askerlerinin üzerine boşaltırken, Saddam'ın iki oğlu Uday ile Kusay'ın yüzlerinde, "Bunu bize yapmayacaktınız" tarzı bir öfke var mıydı acaba? "Saddam'ın oğulları öldürüldü" haberini, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ziyaretini izlemek üzere Washington'a doğru yol alırken, New York'ta, bir dosttan aldım. Yıllardır Amerikan başketinde olayları izleyen dostumun haberden sonraki yorumu, "Bu olay, Bush'u ve çevresini bir süreliğine rahatlatır" oldu. Aldığım haberi aktardığım deneyimli gazeteci yol arkadaşımın ağzından da neredeyse aynı sözcükler dökülmesin mi? Bu satırları yazarken arayan Amerikalı bir tanıdığım ise, "Gül'ün gelişiyle Musul'daki olay ne kadar denk düştü" diye açıkladı şaşkınlığını... Zamanlama müthiş gerçekten... Böyle haberleri aldığımda derhal internetteki 'DebkaFile' sitesine bakarım ben. İsrail istihbaratı Mossad'la ilişkisi bilindiği için yakından izlenen site, haberlerdeki doğru ayrıntıları yanlışlarından ayırmayı bilirseniz, bir madendir. 'Debka' merakım sayesinde, bir terör eylemini olmadan önce sizlerle paylaştığım için, bir gazete tarafından, "Herşeyi bilen adam" sıfatı bile yakıştırılmıştı bana... Bizim askerlerin göz altına alındığı günlerde, çok bilmiş bir tanıdığım, "Herkes ne olduğunu Amerikalılara soruyor, oysa İsrail'e danışsalar daha iyi yaparlar" dedikten sonra eklemişti: "Epeyden beri, Irak'ın kuzeyi İsrail'den sorulur oldu da..." Bu tespitin doğruluğunu sağlamaya yararsa diye kaydediyorum: 'DebkaFile', dün, başka haber kaynalarında yer almayan çok ince ayrıntılar içeriyordu. Kusay ile Uday'ın baskına uğradıkları Musul'un Al-Falah mahallesindeki villa, babalarının kuzeni Marvan Zeydan'a aitmiş... Abu Nasser aşiretindenmiş Zeydan. Musul'un en zengin ve en renkli simalarındanmış. Kentin en büyük tuğla fabrikası ile en iyi iş yapan ikinci el otomobil galerisi onunmuş... Debka, Irak'ın diğer kentlerinden farklı olarak, Musul'un, değişik ırk ve inanç gruplarının birarada yaşaması özelliğini 'kardeşlerin sonunu getiren' unsur olarak yansıtıyor. Al-Falah mahallesinde Sünniler ile Kürtler yerleşikmiş ve villa Kürt nüfusun yaşadığı yerdeymiş... Debka'ya göre, Saddam'ın oğullarıyla Mustafa adlı torununun villadaki varlığını ilk farkeden de Kürt komşular olmuş... Onlar, liderleri Celal Talabani'ye haber uçurmuşlar, o da Amerikalı askerlere... Bu önemli nokta şöyle anlatılıyor: "DebkaFile'ın istihbarat kaynaklarına göre, liderlerinin en yakın askerî karargâhına koşup haberi şahsen yetiştirdi grubun üyeleri. Kendisi de Salman Pak'ta Saddam'a ait bir villayı kiralamış olan Talabani de, derhal, Paul Wolfowitz'in de bir haftalık ziyareti sırasında kaldığı ABD yönetiminin Bağdat ofisine gitti." Orada başbaşa verip istihbaratı değerlendirmişler ve operasyonu planlamışlar... Haberin bir diğer ilginç ayrıntısı da şu: "Dinleme cihazları, sensorlar yerleştirildi villanın yakınına, etraf peşmergelerle sarıldı; ama sonunda bu kadar tedbire ihtiyaç olmadığı ortaya çıktı. İki kardeş ve torunun yanında sadece bir koruma bulunuyordu çünkü." Debka'ya göre, Kusay ile Uday bulundukları yerden 35 km ötedeki Suriye'ye kaçmak niyetindelermiş... 'Ayrıntının yanlışını doğrusundan ayırma' becerisi böyle durumlarda gerekiyor işte... Bence, Saddam'ın oğulları, dudaklarında "Bunu bize yapmayacaktınız" hayret ifadesiyle son nefeslerini vermiş olmalı... Eski bir istihbaratçı olan Amerikalı Ralph Peters, olaydan sonra şu önemli tespitte bulundu: "Amerikan askerlerinin onları öldürmüş olmasının sembolizmi önemli. Suikasta uğramadılar, bombayla da öldürülmediler; onları Amerikan askerleri öldürdü. Onların sembolizmi yenilirken, bizimki yeniyor. Saddam bizi Irak'tan atamıyor, biz onun oğullarını öldürüyoruz..." Olayın Irak'taki gruplar arası liderlik mücadelesine dönük yüzü de var. 11 Türk subayının gözaltına alınmasına yol açan istihbaratı Amerikalılara ileten kişi de Talabani'ydi. Şimdi de Kusay ile Uday kardeşlerin Musul'da öldürülmeleri onun kâr hanesine yazılıyor... Diğer grupların Talabani'nin yükselen yıldızına hasetle baktıklarına eminim... Onlar ne yapıyor acaba? Bu merakımı giderecek bir haberle bir Amerikan gazetesinde karşılaştım. Irak Şiilerini temsil ettiği iddiasındaki Ahmed Chalabi'nin Irak Ulusal Kongresi adlı partisi Saddam'ın istihbaratçılarıyla işbirliği içine girmiş. Abdulaziz Kubaisi adlı parti üyesi, Muhaberat örgütünün Türkiye ve İran'la ilgili elemanlarıyla görüşüyor ve bilgileri önce partisiyle sonra da Amerikan yönetimiyle paylaşıyormuş... Herhalde "Aferin" almayı umuyorlardır, ama Amerikan gazetesi işgal yönetiminin bu ilişkiden memnun olmadığını bildiriyor... Bu arada, Amerikalıların, aracı kullanmaya gerek duymadıklarını, çünkü eskiden Saddam'a çalışan Iraklı istihbaratçılarla bizzat kendilerinin iş tuttuklarını öğreniyoruz. İki oğlunun öldürülmesi, Amerikalıların morallerinin en düşük, dünyadaki algılamanın işgalin aleyhine geliştiği bir döneme ve Türk dışişleri bakanının kritik Washington ziyaretine denk düştü; bakalım Saddam Hüseyin'in ismini hangi konjonktürde duyacağız?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |