AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Ya savaşa girmiş olsaydık?

Bir Türk işçisinin rehin alındıktan sonra öldürülmesinin ortaya çıkardığı dehşet kadar işaret ettiği, gerçekleşmemiş facianın boyutlarını yeniden düşünmemizi zorunlu kılıyor. Bu olay karşısında Türkiye'deki her kesimden insan tezkerenin reddedilmesiyle ne büyük bir kâbusun atlatılmış olduğu üzerinde yeniden düşünmek zorunda. Eğer Türkiye Amerika ile birlikte Irak'ın işgalinde doğrudan rol alsaydı Türk halkıyla birlikte tüm Ortadoğu'nun toplumsal hafızasında onarılması zor kırılmalar, travmalar yaşanacaktı.

Tezkerenin kabul edilmesi halinde girmesi durumunda ortaya çıkacak muhtemel senaryo üzerinde, geriye doğru bakarak yeniden düşünelim. Amerika ile birlikte işgalci durumuna düşecek Türk askerine karşı da tanık olduğumuz türden direniş yöntemlerine başvurulacaktı. Ülkelerini işgalden kurtarmak isteyen merkezi otoriteden yoksun, farklı hedefleri, mücadele yöntemleri ve farklı ideolojik eğilimleri olan direniş grupları Amerikan askerlerinin yanısıra Türk askerini de hedef seçecekti. Yola döşenen mayınların, konvoylara yönelik saldırıların ya da karargahlara yönelik intihar saldırılarının hedefleri arasında Türk askeri olacaktı. Askerimizin kanı akacak, Amerikan işgaline karşı olan Türk halkı, ister istemez, kendi evlatlarını kanın akması karşısında işgalcilere yakınlaşacak; evlatlarının kanını akıtan "terörist Araplar"a karşı lanet okuyacaktı. Şiddet sarmalı derinleştikçe öfke ve nefret sarmalı da büyüyecekti.

Ülkesi işgal edilmiş bir Iraklının ve genelde de Arap dünyasının gözünde Türkiye Amerika ile birlikte ülkelerini işgal eden, sömürgeci durumuna düşecekti. Hatta bu gibi durumlarda yakın çevre öfkesi daha da öne geçer. Amerikalıların yaptığını unutup Türkler işgalci konumuna gösteren bir propaganda makinesinin devreye girmesi pek muhtemeldi. Böylesi bir algı yanılmasının oluşması için medya aygıtlarının propaganda savaşında ön cephede nasıl yer aldığını birkaç günlük yayınlara bakarak bile fikir sahibi olabiliriz.

Araplar ve Türkler arasına kan davası girecek, yüzlerce yıl birlikte yaşayan iki Müslüman halkın arasına kin ve öfke tohumları ekilecekti Araplar Türklere ihanet etti masalı ile Türklerin Arapları sömürdüğü efsanesinin nasıl içten içe işlendiği göz önüne alındığında ortaya çıkan fiil durumun nasıl bir duvar öreceğini tahmin etmek zor değil. Irak'ı işgal eden, kan döken Türklerle Türk askerine pusu kuran, arkadan vuran "terörist Arap-İslamcı terör" imajı toplumsal bilincimize yerleşecekti.

Ortak bilincin rehin alınması

Kısa vadede Türkiye'nin Amerika'nın yanında işgale katılmasının ne tür kazançlar sağlayacağından çok uzun vadede bu coğrafyanın yerli unsurlarının, bu coğrafyanın sahipleri olan Arapların, Türklerin, Kürtlerin arasına girecek olan kan davasının sonuçlarını düşünmek zorundayız. Tarihi yazacak olan bu tür sembolik değeri olan kırılmalardır çoğu kez.

Benzer durum yeniden sahneleniyor. Türk işçisini öldürenlerin kim oldukları, hangi örgüt ya da istihbarat servisine çalıştıkları oluşturdukları imaj yanında önemsiz kalmaktadır: "Masum Türkleri katleden Araplar"...Türkiye'yi bölgede yalnızlaştırıp, 'bölgeye bir ur gibi eklemlenen yabancı unsurlar'a muhtaç hale getirme stratejisinin hizmetinde bir psikolojik savaş veriliyor. Aynı strateji Araplarla Kürtler, Türklerle Kürtler, Araplarla Türkler arasında ezeli düşmanlık tohumları atmaya yönelik olarak işlemektedir. Kısa vadeli taktiklerden çok bu coğrafyanın ortak bilincini, hafızasını parçalamaya yönelik hedef peşindeki çok yönlü uluslararası kumpaslara karşı kafa yormak siyasetçiler kadar aydınların ve işgale alkış tutan sosyal bilimcilerin işi olmalı.

Öldürülen rehine için iki türlü değerlendirme yapılabilir. Amerikalılara lojistik destek verdikleri gerekçesiyle Türk işçisini öldürenler bir direniş grubu ise, bunların ideolojik duruşları, din adına yaptıklarının değerlendirmesini bir yana bırakarak şu söylenebilir: bu hareket stratejik anlamda işgalcilerin elini güçlendirmeye yaramıştır. Bu anlamda tüm bölgeyi, İslam dünyasını rehin alan, bizzat işgal karşıtı tavrı 'terörize eden' süreci işletmiştir.

Her şeyden önce stratejik olarak Türk halkı, Meclisi eliyle Amerikanın yanında işgale karşı çıkarak tercihini ortaya koymuştur. Zor zamanda bu tavrı gösteren Türkiye'den gelen bir işçinin öldürülmesi Türk halkını karşına almaktan başka bir işe yaramaz. Kaldı ki zaten mücadele ettiklerini düşündükleri emperyalistler, siyonistler, kapitalistler vs (dağarcıklarında olumsuzladıkları ne kadar '…istler' varsa) zaten bu sonucu elde etmeye uğraşıyor. Türk toplumunun gözünde sadece din-terör ilişkisi kurulmakla kalmıyor baş örtüsüne kadar uzanan laikçi paranoyayı besleyen gerekçelere meşruiyet kazandırarak inanan insanları küresl ölçekte rehin alan sürece katkıda bulunuyor.

Lojistik destek kesilmeli

Olayın hemen peşinden yapılan yayınlara bakılırsa sanki böylesi bir fırsat bekleniyormuş gibi bir izlenim veriyor. Müslüman dayanışması, kardeşlik yerine Arap Türk düşmanlığını kışkırtacak her türlü yöntem devreye konulmuş durumda. Bir yanda Arap-Türk düşmanlığı işlenirken diğer tarafta terörizm-İslam eşitlemesi için yoğun bir çaba sarf ediliyor.

Türkiye açısından duruma bakıldığında, hem Amerika tarafından aldatılmış hem de kendi başının çaresine bakamaz duruma düşürülmüştür. Amerikalılara malzeme taşıyan, lojistik destek veren kamyonların Amerikan askerince korunmadığı ortaya çıktı. Ayrıca Türkiye'nin, en azından kendi vatandaşlarını korumak için bile bölgede askeri varlığına izin verilmemektedir. Yani Amerika kendi vatandaşlarının yerine Türk vatandaşlarının mayınlı tarlaya sürmüş bulunuyor. Amerikan Dışişleri'nin UND'nin yük taşımama kararı almasından sonra gösterdiği tepki ve telaş içeren açıklama Irak'ta yaşanmakta olanları deşifre eder gibi. Tırmanan şiddet daha vahim olayların yaşanabileceğini gösteriyor: bölgedeki gelişmeler karşısında hiçbir şekilde söz sahibi olmayacaksınız hem de işgalciye lojistik servis vererek vatandaşlarınızın hayatını tehlikeye atacaksınız. Hükümetin Irak'taki ihaleler konusunda ahlaki çekinceleri hatırlatan milletvekilleri karşısında ekonomik gerekçeler öne sürerek, ihale yarışına atlaması; bu tür kaygılardan ne kadar uzakta olduğunu göstermesi utanç verici.

Bu aşamada Türkiye'nin atması gereken adım şu: Amerikan işgaline lojistik destek anlamına gelecek her türlü ticari aktiviteyi durdurmak… Kendi vatandaşlarının hayatını Amerikan askeri adına tehlikeye atacak her türlü faaliyetlere son vermek. Kısa vadede (olsa olsa küçük bir girdi) ekonomik kayıp gibi görünse de uzun vadede Türkiye'nin bölgedeki etkisini sıfırlayacak gelişmeleri, birbirimize Amerika adına yabancılaştıracak, araya kan girmesine neden olacak gelişmeleri engellemek, tarihi bir sorumluluktur.


5 Ağustos 2004
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED