AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Türbanlılar sadece vergi ödesin!

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 60 maddeden oluşan Kamu Yönetimi'nin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun'un 22 maddesini, "Türkiye'nin yönetim biçimini değiştireceği" ve "türbana serbestlik getireceği" gerekçesiyle veto etti.

Bekliyorduk.

Ayrıca, yasa önüne gelmeden önce veto edeceğini duyurmuştu.

Böylece sözünü tutmuş oldu.

Çetelesini tutmadım ama, dört yıllık çalışma dönemi içinde Sezer'in veto ettiği yasa sayısı, önceki tüm bağımsız cumhurbaşkanlarının (çok partili dönemden sonra gelen cumhurbaşkanlarını kastediyorum) veto sayısına neredeyse eşit.

Bu bir rekor.

Sözkonusu yasa komisyonda tartışılırken, "Nasılsa genel kuruldan geçer, ancak Köşk'e takılır; Cumhuriyet gazetesi de haberi 'Sezer'den Laiklik dersi' başlığıyla duyurur" diyordum.

Öyle oldu.

Çünkü veto haberini duyuran yayın organları (ve tabii adı geçen gazete), özellikle "türban şüphesini" öne çıkardılar. Sanki merkezi idarenin yapısını değiştiren ve yerel yönetimlere daha fazla söz hakkı tanıyan yasa, sadece türbana serbestlik tanımak için çıkarılmış gibi... Oysa türban, konunun sadece bir cüzünü, o da "zorlama ve haksız bir yorumla" elde edilecek bir cüzünü oluşturuyordu.

Yasanın "Türkiye'nin yönetim biçimini" ne yönde, daha doğrusu hangi olumsuz istikamette değiştireceğini, Sezer'in hangi haklı endişeleri istinad ederek veto mekanizmasını işlettiğini bilmiyoruz. Gazetelerin yayımladığı gerekçe metninde de bu konuda bilgi yok.

Oysa amaç zaten Türkiye'nin "hantal", "bürokratik" yapısını değiştirmek, merkezi yapılanmanın getirdiği "araz"a son vermek değil miydi?

Bu korku neden?

Sezer, yasanın 13. maddesine de takılmış. Bu madde, merkezi idarenin yetkilerini sınırlandırıyor, yerel yönetimlere daha fazla sorumluluk veriyormuş.

Endişeye bakar mısınız?

Parlamentonun "güçlü, karar alabilen, sorumluluk sahibi yerel yönetim" oluşturma çabaları Cumhurbaşkanımız tarafından "veto"yla bastırılıyor.

Herşeyin merkeze bağlandığı, tüm kararların merkezden alındığı yönetim biçimine "demokrasi" diyebilir miyiz? Demokrasi olabilmesinin koşullarından biri de, yerel yönetimleri güçlendirmek, "sorumlulukla donatmak" değil midir?

Sezer, yasanın, yerel yönetimlere "hizmetleri özelleştirme yetkisi" tanıyan 11. maddesini de beğenmemiş. Bunun "yasama yetkisi devri anlamına gelebileceğini" iddia ediyor.

Ne yani, yerel yönetimler hizmet götürürken kendi kararlarını almasın mı? Her hizmet aktinde Ankara'nın, Ankara'daki iş görmez bir bürokratın keyfini mi beklesin?

Şimdi gelelim türban faslına:

Sezer, 5. maddede, "kamu hizmetlerinde yararlanmada ayrımcılık yapılamayacağının düzenlendiğini" hatırlatarak, böylece hedef kitle olarak seçilen kamu çalışanları ve öğrenciler için türban yasağının kaldırılmasının amaçlandığını iddia ediyor.

Görüyorsunuz değil mi?

"Hukukçu" Cumhurbaşkanımız, kamu hizmeti alanlara eşitlik tanıyan, üstelik Anayasa'nın ilgili fıkrasına istinad teşkil eden koskoca maddeyi "türban şüphesi"ne kurban ediyor.

Demek ki bundan sonra bazı vatandaşlar eşik, bazı vatandaşlar daha az eşit olacak.

O zaman üniversiteye sokmadığımız türbanlıları elektrik, yol, su, sağlık gibi kamu hizmetlerinden de yararlandırmayalım.

Sadece vergilerini alalım.


5 Ağustos 2004
Perşembe
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED