|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Hava bulutlu" ifadesinden "Bana Ördek Hüsnü dedin" sonucu çıkaran kuşkuculuk, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden "ülkenin bölünme" korkusunu, "ayrımcılık ve özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı çıkmak"tan da "başörtüsüne özgürlük" hesabını çıkarıyor. Sezer usulü veto bu. Bir kere incelemeye "Bunlar gene bir yerlere bir şeyleri gizlemişlerdir" önyargısıyla başladığınız anlaşılıyor. Yani yoğun bir kuşku ile, şüphe ile... Ondan sonra da ilk bulduğunuz "karine"yi sanığın aleyhine kullanma hukukçuluğunuz devreye giriyor ve basıyorsunuz hükmü! Cumhurbaşkanı Sezer'in 5227 sayılı Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun'un 22 maddesine ilişkin "veto"sunun özü, hükümete ve parlamentonun çoğunluk iradesine yönelik kuşku ve önyargıdan oluşuyor. Kuşku ve ön yargı ise, pekçok olayda rastlandığı gibi "niyet okuma"ya varıp dayanıyor. Vetonun bir kısmı, üniter yapının bozulması kuşkusu ile ilgili. Uzunca bir süreden beri yerel yönetimlerin etkinliğinin artırılması zaruretinin, Ankara'nın bir kesiminin"üniter yapı"nın bozulabileceği endişesine tosladığı biliniyor. Bu endişe, Cumhurbaşkanı Sezer'in veto gerekçesine de yansımış. Sezer, "Yerinden yönetimin en önemli sakıncası, devletin birliğini ve kamu hizmetlerinin tutarlılığını bozabilmesidir" tesbitini yaptıktan sonra "Tekil devlet modeli yerine, 'idari vesayet' zayıflatılarak 'yerel' ağırlıklı devlet modeline geçilmesine olanak sağlanmakta..... bu düzenlemeler, amaçlanmasa da, Anayasa'da öngörülmeyen bir yönetim modeline geçilmesine neden olabilecek niteliktedir" diyor. Merkezden yönetimin tıkandığı gerçeği ortada, yerel yönetimlerin hizmeti çok daha verimli kılacağı ortada, ama "ya halk bir yanlış yaparsa" kuşkusu da yok edilemiyor. Bu, Anayasa'da yer alan "merkezin yerel üzerindeki vesayeti"ni, merkezi iradenin halk üzerinde vesayetine dönüştürüyor. Ve bu, Türkiye demokrasisinin derin ukdesi olmaya devam ediyor. Ne yazık ki Sayın Sezer, yetkisini bu ukdeyi koruma yönünde kullanarak, demokrasinin bu zaafının giderilmesi yolunu açmamakta direniyor. Sezer'in vetosunun daha sorunlu kısmı, yasanın "kamu yönetiminin kuruluş ve işleyişinin temel ilkeleri" başlıklı 5. maddesinin (d) bendinde yer alan bir düzenlemeye getirdiği itiraz ile ilgili. Yasa metnindeki ifade şöyle: "Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde ve bu hizmetlerden yararlandırmada ayrımcılık; bu hizmetlerle ilgili olarak insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenleme ve uygulama yapılamaz." Bu ifadelerden ne anlaşılıyor? Bu demokratik, insan haklarına saygılı, özgürlükçü, hukukun üstünlüğüne bağlı bir devletin asgari görev çerçevesinin ifadesi değil mi? Cumhurbaşkanı Sezer, özgün bir keşifte bulunuyor ve bu ifadelerin "kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi" bölümünden, başörtülülere kamu görevi yapma imkanı verildiği, "hizmetlerden yararlanma" bölümünden de, "özellikle başörtülü öğrencilerin hedef kitle olarak belirlendiği" sonucunu çıkarıyor. İşte veto gerekçesindeki ifadeler: "Genel olarak, temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olumlu bir düzenleme gibi görünmekle birlikte uygulamada bu kuralın başka bir amaçla kullanılması olanaklıdır. "Gerçekten daha yakından bakıldığında bu kuralda, 'kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde' anlatımıyla, kamu görevlileri ve kamuda çalışanları 'bu hizmetlerden yararlandırma' anlatımıyla da özellikle öğrencilerin hedef kitle olarak belirlendiği görülmektedir. Yine aynı kuralda, 'ayrımcılık ve insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenleme ve uygulama yapılamaz' anlatımıyla hem düzenleme yapılırken hem de uygulamada hedef kitledekiler için türban yasağının kaldırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır." Sayın Sezer, "niyet okuma" ve "kuşku" yüklü bu ifadelerden sonra da başörtüsü ile ilgili olarak 1989 tarihli Anayasa Mahkemesi kararından bu yana resmi hafızaya giren malumatı tekrarlıyor: -Başörtüsünün yasaklığı, onunla ilgili bir düzenleme yapılamayacağı, başörtüsünün parti kapatma sebebi sayıldığı vs... Cumhurbaşkanı Sezer bunu hep yapıyor. Meslek liseleri ile ilgili düzenlemeyi İHL'ye indirgeyerek veto etmişti, şimdi Kamu Yönetimi Reformu Tasarısı'nın bazı maddelerini "başörtüsü"ne indirgeyerek veto ediyor. Adeta, bazı alanlara kodlanmış bir bilgisayar programı gibi işliyor veto düzeni... "Özgürlük" geçerse bil ki bu, "başörtüsüne özgürlük" anlamı taşır. "Ayrımcılık" geçerse "başörtüsüne karşı ayrımcılık" kastedilmiştir. Sadece bu yaklaşım bile, Türkiye'de özgürlüklerin en çok başörtüsü alanında tıkandığının, ayrımcılığın da öncelikle başörtülülere karşı yapıldığının itirafı değil midir? Cumhurbaşkanı Sezer'in veto üslubunun, başlıbaşına bir sorun haline geldiği artık ayan beyan ortadadır. Sezer'in yaklaşımı, kimi kesimlerde yaman bir muhalefet örneği gibi görülse de, çözüme yönelik hiçbir nitelik taşımayan ve gittikçe daha sekter bir görünüm kazanan bu tavırların sonuçta "Cumhurbaşkanlığı"nı da gerek anayasal çerçeve açısından gerekse Cumhurbaşkanı'nın kişiliği açısından yeniden düzenlenme zarureti ile karşı karşıya getirdiği açıktır. BİN KERE RED! Irak'ta eli ve gözü bağlı bir sivilin başına kurşun sıkmanın adı ne cihaddır, ne direniştir, ne kurtuluş mücadelesidir, bu resmen ve alçakça işlenen bir cinayettir. Bu cinayetler, Irak'ın işgalden kurtulmasına hiçbir faydası olmayacağı gibi, Müslüman toplumların ilgisini de yokedecek, hatta aksine nefrete dönüştürecek bir nitelik taşımaktadır. Türkiye'deki eylemlere benziyor, tıpkı onun gibi Türkiye'nin ortak nefretini kazanmış bulunuyor. Bu yüzden, içinde rol alan aktörlerin amacı, İslam'a izafe edilip temize çıkarılamaz. Fona yerleştirilen tekbirler, tekbire vurulmuş bir hançerdir. Bin kere red! İslam'ın cihadı da, barışı da temizdir, arıdır, Müslümancadır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |